Hayatın en ağır imtihanlarını küçük yaşta tatmış bir şairdir. Daha bir yaşındayken anne ve babasını kaybetmiş, ardından uzun yıllarını Malatya Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’nda geçirmiştir. Çocuklukta yaşadığı aile özlemi, yokluk ve anlatılamayan acılar, onu kâğıda yöneltmiş; içindeki suskunluğu kelimelerle dile getirmesine vesile olmuştur. İlk satırları, kimselere söyleyemediklerinin tercümanı olmuş; zamanla şarkı sözlerine ve ardından şiirlere dönüşmüştür.
En çok bilinen eserleri arasında yer alan “Ahtım Var” şiir serisi ve “Yeti ...
AFFEDİN BENİ
Özür dilerim ailem affedin beni
Sizin kadar güçlü kalamadım hayatta.
Düştüğüm yerde kaldım. Affedin beni.
Gırtlağıma kadar girdiğim şu batakta.
Merhaba ailem,
Bugün yine, parka gidiyoruz yalanına kandım.
Meğer park ne kadar önemsizmiş, bilemedim.
Beyaz taşların olduğu bir yere vardım.
Mezarlıkmış adı, kimseye bir şey diyemedim.
Yaralarımın, durumu vahim, hali içler acısı.
Unutulmuşum, kara bile yazılmamış bahtım.
Siz gidince, başıma yıkıldı evimin çatısı.
Kızgınım halen, onlara, ahtım var ahtım annem.
Hangi yöne dönsem, sizi görmek istedim.
Yüreğimde bir yara var, her gün sızlıyor.
Mutlu değilim bu hayatta, yorgunum anne.
Hayat çok acımasız, hep solumdan vuruyor.
Çocukluğum sende kalmış, büyüt beni anne.
Toprağına dokunmadığım günü, günlerden kovdum.
Sorarsan bir gün, ne haldedir? Diye.
İyi günde değil, kötü günde yanımda olmayışında ara.
Neden olmadı, bir olmuşken biz olamadık deme
Cevabı yüreğinin boşluklarında ara.
Yaktın, yıktın üstüne titreyen elimi,
Ey mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, gizli ve aşikâr her hüznü bilen, kaza ve kaderin mutlak hâkimi yüce Rabbim...
Ben, Malatya'nın o demir kapılı, soğuk duvarlı yetimhanesinde büyüyen; dünya gurbetinde kimsesizliği tadıp, teselliyi yalnızca, senin sonsuz Rahmetin de bulan kulunum. Biliyorum ki yarattığın her zerrede bir hikmet, aldığın ve verdiğin her nefeste bir adalet vardır. Senden hiçbir dünyevi nimet, makam veya şan beklemiyorum.
Rabbim, Senden tek niyazım; sonsuzluk yurdunda, cennet bahçelerinde misafir ettiğine inandığım anneme ve babama, bu garip lisanımla halimi arz etmendir. Onlara de ki; dünyada boynu bükük kalan çocukları, kaza ve kaderin sırrına erdi ama yüreğindeki sızıyla onlarla konuşmak istiyor...
Anne, baba... Siz bu fani âlemden göçüp hakiki yurdunuza vardığınızda, ben henüz bir buçuk yaşındaydım. Beni o ranzaların gıcırtısına, kimsesizliğin o ağır yüküne bıraktınız. Önceleri çok ağladım, çok sızladım. "Neden?" diye sordum çocuk aklımla. Boyumun yetmediği pencerelerden yollara bakarken hep o gelmeyecek adımlarınızı bekledim. Biz orada doya doya koşup oynayamadık. Şiddet gördük, itildik, dünyadan saklanmış o binaların içinde yaramazlık yapmayı bile tadamadık.
Hâlimız nicedir, bilip sorman ki
Fahırın derdinden, çahmıyon beyim
Çıhmışsın yuharı, bizi görmen ki,
Aşağı dönüp de, bahmıyon beyim.
Ağanın yükü de, böyle ağır mı?
Artık sayılar susuyor sevgilim,
Kalanlar değil, eksilenler konuşuyor içimde.
Bir zamanlar senli günleri toplardım umutla,
Şimdi her gece seni çıkarıyorum kendimden,
Ama sonuç hiçbir zaman sıfır olmuyor…
Bir parça hep kalıyor.
Ders kitapları bilmez bu hesabı,
Kalemin ucu, silginin gücü yetmez.
İki kalp bir araya gelir, bir bütün olur,
Ama biri eksildi mi, geriye hiçbir şey kalmaz.
Matematik der ki:
Vuslatta yollarım kararsa bir gün,
Nur' unu yoluma ser be vicdansız.
Azrail kapıdan girerse bir gün,
Urganın boynuma, kâr be vicdansız.
Vuslat denen yol sevince gözlenir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!