Çocuktum, bir gün kulağıma o günden sonra uzun yıllar ruhuma işlenecek derin bir nakış gibi bir şarkı ilişti. Orhan Gencebay diye biri “Yazıklar Olsun” diye hayattan yediği tokatlara sitem ediyordu. Çocuktum ama anlıyordum ki insanlığını kaybedenlere, taşlaşmış kalpleriyle karanlık dünyalarda yaşayanlara sesleniyordu.
Günler ayları aylar yılları takip etti ve büyüdüm. Hayat beni de kula kulluk eden insanlara, gözyaşları akan yığınlara bakıp kahkaha atanlara “Yazıklar Olsun” dedirterek defalarca haykırttı.
Yaşadıkça bu şarkıyı da ki her satırı adeta yaşamaya başlamıştım. Hasret çeken bir gönlün acı ve derin yaralı bir kalbin sahibi oluyordum günden güne. Bir gece kayan bir Çoban Yıldızına seslenip “Bu dertleri, ızdırapları ben mi yarattım? Günahın zevk oluşuna, vefanın yorgunluğuna, düzenin bozuluşuna ben mi sebep oldum?” diyerek hayatımı sorguladım.
Yahu söyler misiniz hasret çeken gönül neden hep benim olsun? Neden bu dertlerin yükünü hep ben taşımak zorundayım? Her sabah uyandığımda, içimdeki boşluğu dolduracak bir umut ararken, neden her defasında hüsranla karşılaşıyorum? Neden her geçen gün, bir diğerinin aynısı gibi, aynı acıları, aynı yalnızlıkları, aynı umutsuzlukları getiriyor? Bu dünyada sevdiklerimden uzak kalmanın, hasretle yanıp tutuşmanın neden hep bana düştüğünü anlayamıyorum. Her adımımda, her nefesimde, yüreğimde sevdiklerimin hasreti taşımak zorunda kaldığım bir yük neden! neden! Neden!
Ey insanlığın utancını yüzümüze çarpan, onurunu omuzlarında taşıyan çocuk!
Ey zulmün karanlığına inat, yüreği nurla dolu mazlum!
Ey Meryem'in sabrını kuşanmış, İsa'nın merhametini yüreğinde taşıyan evlat!
Sen ki, dünyanın unuttuğu her değeri, küçücük yüreğinde yeniden dirilten bir kahramansın.
Sen, betonların soğukluğuna inat, sıcacık bir umut ışığısın.
Her nefes alışınla "Kün" emrine eşlik eden bir yiğit, her bakışınla yokluğa varlık dersi veren bir bilgesin.
Nedir ki elimizde olan? Asıl kalbimizi sızlatan, varlıklarıyla değil, yokluklarıyla bizi derin bir yalnızlığa sürükleyenlerdir. Anılarımızı süsleyen yüzler, şimdi uzaklarda kalmış, sesleri sadece hatıralarımızda yankılanır olmuştur. Varlıklarıyla belki fark etmediğimiz ama yokluklarıyla içimizi kemirenlerdir asıl özlediğimiz. Zamanla anlıyoruz ki, en derin yaraları bırakanlar, bize en çok eksiklik hissettirenlerdir. Özlem, bir varlık değil de bir yokluk halidir, ruhumuzun derinliklerinde yankılanan bir boşluktur.
(Ahsar Zerafşan/ Denemeler -Haziran2024)
Bir gece kandil oldum, aydınlattı “La” nidası,
“İlâhe illa Allah”la doldu nefesin riyası,
Her “La”da bir benlik söndü, her “İllâ”da doğdum,
İşte o an anladım: Yokluk, varlığın hikayesi.
Tek dal sigaram vardı az önce masamda bir an da kaybettim arıyorum, bulamıyorum. Nereye gitti bu lanet olası. Sinirlerim bozuldu. Arayışlarımdan yorulduğum ve sıkıldım yeter artık. Gidiyorum ben hiçbir arayışın yükünü kaldıramıyorum, çekemem hiçbir arayışı ve senin kaprislerini… Kendine iyi bak ve inatçılığın muazzam gücünü kutla….
(Ahsar Zerefşan/ Denemeler - Temmuz 2024)
İnsan, kendine ettiğiyle eskirmiş meğer… Ve biz, kendimizi yıka yıka bitiremediğimiz o günahlardan daha da yaşlıyız.
Kimin günahına denk düştü doğuşumuz?
Bu dünya bize dar bir kabir gibi. İçinde dönüp durdukça duvarlar üstümüze geliyor. İnsanlar “umut” diyor, biz ise kırılmış aynalarda yüzümüzü arıyoruz hâlâ. Ne bir sevda tam oldu içimizde, ne bir kin tam öldü. Yarım kalmak bizim alın yazımız sanki...
bir nehrin akışına yetişemeyecek kadar yavaşım. İzin ver, sırtımdaki bu dünyayı gözlerinde bırakayım.bir denizin kıyısına adım atacak gücüm yok, Sadece yüzüne bakmak istiyorum, ne olur…(AhsarZerefşan)
Bana “Neden şiirler yazmıyorsun, neden güzel sözler söylemiyorsun, neden sustun diyorsun? Neden kalemin sessizleşti, duyguların bu kadar uzak, cümlelerin bu kadar yorgun? Kalbinin derinliklerindeki melodiler neden sustu? Sözcüklerin gücünü neden bırakıp, İçindeki denizlerin fırtınalarına neden göğüs germiyorsun böyle sessizlikle baş başa kaldın?” diyorsun…
Sana şiirler yazmadığım, güzel sözler söylemediğim, neden sustuğum sorusuna cevap vereyim. İçimdeki kelimeler, acının ve yalnızlığın derin sularında boğuluyor. Kalemim, bu dünyadaki acı ve karanlığın yansıması olarak sessizleşti. Duygularım, hayatın kasvetli gri tonlarında kayboldu, cümlelerim yorgun ve tükenmiş. Gözlerimdeki ışıltı, dünyadaki adaletsizliklerin ve acıların gölgesinde soldu. Kalbimin derinliklerinde kaybolmuş melodiler, insanlığın yaşadığı büyük trajedilerle boğulmuş durumda. Sözcüklerin gücü, bu acı dolu dünyada yetersiz kaldı ve sessizliğin içine hapsoldu. İçimdeki denizlerin fırtınaları, bu dünyanın acımasız gerçekleriyle boğulmuşken, yaşamanın rengini kaybetmek zorunda kaldım. Her şeyin üzerinde karanlık bir örtü var, ve ben, bu örtünün altına gömülmüş duygularımla baş başa kaldım. Bende akıl mı bıraktı bu çağ? Zalimce Narin'lerin göz yumduğu, vicdanını kaybetmiş bu dünya, içimde bir parça huzur mu bıraktı?
Yüreğimde sakladığım son kırıntıları bile söküp aldı bu zamanın acımasız eli. Savaş meydanlarında masumiyetin kanla yıkandığı, minicik bedenlerin soğuk toprağa düştüğü bir dünyada, hangi ilhamı bulayım? Kaybolan, yok olan, bir daha asla gülümsemeyecek milyonlarca çocuk var…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!