Bir kuş öttü Tur-i Sina’da, adı Cibril miydi,
Bir levha düştü semadan, rahmetten bir iz miydi,
Yedi kat gökten bir nida, “Oku” diye yankılandı,
Ben susarken âlem doldu, sükûtum söz gibiydi.
Zaman giydi suretini, ezel indi zamana,
O yangına ilk adımımı attığımda, ciğerlerime dolan dumanın sadece yanan beton ve topraktan değil, insanlığın yitip giden onurundan yükseldiğini hissettim. Her dağıttığım gıda paketi avucumda bir utanç yükü gibi ağırlaşıyordu, çünkü biliyordum ki bu geçici bir rahatlamaydı; asıl açlık adaletsizliğin doğurduğu o derin, ruhsal açlıktı. Yaralıların yaralarını sararken, her gazlı bezin altında sadece kanayan et değil, insanlığın parçalanmış vicdanı vardı.
Sonra o dağa tırmandım , Musa'nın Sina'sına değil, modern zamanların çarmıhına gerilmiş bir halkın acılarının Sina'sına. Ellerimi açtığımda, dünyevi hiçbir şey dilime dolanmadı. Orada, o kutsal yıkıntılar arasında, dünyanın bütün maddi zenginlikleri anlamsızlaşmıştı. Sadece bir anne'nin gözyaşlarının dindiği, bir çocuğun "ölecek miyim?" sorusunun cevapsız kalmadığı bir an için yalvardım. Kendi gafletimle yüzleştim orada; ben ki dünyanın geçici süsleri için endişelenen, oysa bu insanların sadece bir sonraki nefesleri için dua ettiğini gören...
Ama asıl sınav, o Gazze kadınlarının yüzlerine bakmaktı. Yemin ederim ki, onların gözlerinin derinliklerinde insan tuz gibi eriyor. Her biri, asırlardır süren bir zulmü sadece bakışlarıyla anlatan canlı tarihlerdi. Yüzleri toz toprak içinde, giysileri yırtık, ama duruşları öyle bir ihtişamla doluydu ki, karşılarında âdeta bir hiç olduğunu hissediyorsun. Sanki melekler onların omuzlarına konmuş, Allah'ın nuru alınlarına damlamıştı. En acımasız bombaların bile söndüremediği o içsel ışık, onları adeta ölümsüz kılıyordu.
Oradan ayrılırken, sadece fiziksel olarak uzaklaştığımı biliyordum. Ruhum, o enkazlar arasında kalmıştı. Gazze'de yanan sadece binalar değildi; orada insanlığın bütün ahlaki temelleri, bütün vicdani değerleri kül oluyordu. Ve biz, bu yangını uzaktan seyrederken, aslında kendi ruhumuzun derinliklerinde çok daha büyük bir yangının alevlendiğini fark etmiyorduk. O kadınlar, o çocuklar, o yaşlılar, hepsi insan olmanın ne demek olduğunu bize yeniden öğretiyordu: Onur, direniş ve inancın en saf hali...
Bugün, o enkazlar arasında gördüğüm her çift göz, hâlâ rüyalarımı süslüyor. Ve her uyandığımda şu soruyla yüzleşiyorum: Biz, bu kadar uzaktan seyredenler, acaba gerçekten var mıyız? Yoksa ruhlarımız, o yangınlarda çoktan kül mü oldu?
(Ahsar Zerefşan/Denemeler: MELEKLERİN OMZUNDA/ Kasım 2025)
Gözyaşların, seni incitenler için değil, seni incitmeyen biri olduğum için akacak. Senin kalbine dokunan sevgim, yük olacak yüreğine... başkalarının kırıklıklarından değil, benim nazik dokunuşlarımdan dolayı hüzünleneceksin.
Gerçekten derin bir acı, kaybolmayan nezaketin hatırasında....
(Ahsar Zerefşan / Derlemeler Mayıs 2024)
Komik olma lütfen bu saatten sonra bu dünyanın mutlu olunacak yönü mü kalmış? Bir zamanlar küçük şeylerden mutlu olabilirdik, ama şimdi gülmeye çalışsak bile içimizde bir suçluluk hissi var. Artık gülmek bile riskli, çünkü her an birisi "bu neyin gülüşü" diye sorabilir. Sanki bir yerlerde sürekli bir acı yaşanırken bizim mutluluğumuz yanlışmış gibi. O kadar kasvetli ki, sanırsın sokakta gülen birini gören hemen 'bu kişi kesin kaçak!' diye düşünüyor. WhatsApp'tan gülücük yollamak bile garip bir formaliteye dönüştü. Artık 'nasılsın' mesajlarına bile 'sorma gitsin' cevabı gelince rahatlıyoruz. Kendi içimize kapandık, o eski sıcaklık kalmadı dünyada. Dünya, Twitter kavgasından ibaret bir yer oldu.
Düşünsene, bir kız çocuğu kaç yıl boyunca büyütülüyor, eğitim alıyor, hayaller kuruyor ve bir gün, biri onun yaşam hakkını elinden alıyor. Kadınların öldürüldüğü bir dünyada mutlu olmaya çalışmak, bir çiçeği sulamak için son damla suyu kullanmak gibi.
Yani, düşün, hayatın en masum varlıkları olan çocuklar acı çekerken biz neyin mutluluğunu yaşayabiliriz ki? Sabaha kahve içip 'ne güzel güneş açmış' diyebilecek mi vicdanlarımız gece boyunca yüzlerce çocuğun öldüğünü bile bile ?
Biz seninle bu yüzden bu alemde beraber olsak, ne kadar mutlu olabileceğiz ki? Sanki bu ağır dünya, iki insanın saf sevgisini bile taşıyamayacak kadar kırılgan ve yorgun.
Derin acılarımdan ziyade yüzüme baktığında cehreme yayılan tebessümlerimi görmeni isterdim. Göremediğin için seni suçlamıyorum sakın böyle de düşünme çünkü ben insan olmanın sınavını geçtim ama kendi hayallerimin gölgesinde kaldım. Ama inan benimde suçum yok zira olgunlaşmak için tecrübe gereksizdi, iyi insan olmanın ödülü de zaten yok. Ne yazık ki bu mavi alemde güçlü sesler kazanıyor. Sahtekarlık ve hilelerle dolu bu mavi gezegen. Üzülme ve üzülmüyorum da sonuçta bir canım var milyonlarca insan gibi değil mi bir gün emaneti er ya da geç teslim edeceğim. Ve malum hayat kısa doğrularımla son nefese dek “TEK” başıma yaşayabilirim. Kalabalıkları zaten hiç sevmem……
(Ahsar Zerefşan / Denemeler – Temmuz 2024)
Hayatının akışına ve kaderine atıfta bulunmayı bırak artık. Senin kendine özgü ve kendi özüne ulaşman için hayat seni gün yüzüne çıkartmıyor. Kabul görmeyen arzuların nedeniyle bütün bu gizem ve belirsizliğin. Hayatın ışığı, herkese aynı parlamaz; kimine gölge, kimine güneş düşer ama sen yine de karamsarlığa düşmeden, korkmadan benliğini özgürce içinde he şeye rağmen yaşamaya devam et…
(Ahsar Zerefşan/ Denemeler – Temmuz 2024)
Premium Bir Nankörlük Hikayesi...
Evet, başlık bu. Çünkü yaşadığım şey, sıradan bir "Gitse de gam yemem" hikayesi değil. Standart bir "Vurdum duymazlık" paketine hiç mi hiç uymuyor. Ben, duygusal hayatıma özel olarak geliştirilmiş, sınırlı sayıda üretilmiş, "Limited Edition" bir nankörlükle veda ettim. Anlatayım...
Madem beni sevmiyordun... Tamam, peki, kabul, anladım, olur, hayat devam eder, dünya döner, çay soğur, simit bayatlar... Ama o zaman neden, niye, ne diye, hangi akla hizmet, hangi mantığın süzgecinden geçerek, sevmiyorum derken, öyle seviyormuş gibi, öyle "Aman of, içim parçalanıyor"muş gibi, öyle Oscar jürisini heyecanlandıracak bir iç hesaplaşma sahnesiymiş gibi bir "sevmiyorum" dedin?
Sevgili Allah’ım, artık dua etmeyi bıraktım. Çünkü her seferinde yüreğimin en derinlerinden gelen umutla ellerimi açtım, dualarımı Sana sundum. İçimde taşıdığım en büyük dileklerimi, hayatımdaki en önemli tercihlerimi Sana emanet ettim. Ama zaman geçtikçe, bu dualarımın karşılık bulmadığını, yolunu gözlediğim kapıların açılmadığını fark ettim. Her dua ettiğimde, bir şeylerin değişeceğine inanarak Sana yaklaştım. Ancak, beklediğim sonuçları göremedim; dualarım sessizlikte kayboldu, umutlarım soldu.
İsyan etmiyorum, Rabbim, çünkü her şeyin bir hikmeti olduğuna inanıyorum. Belki de ben görmesem de dualarımın karşılığı bir şekilde geliyordur, belki de hiç gelmeyecektir, bunu bilmiyorum. Ama şu an için duaların benim hayatımda eski anlamını yitirdiğini hissediyorum. Dua ederken içimde hissettiğim o derin bağ, o huzur dolu anlar artık yok. Dualarım, içimde yankı bulamıyor; sadece boş bir ritüel gibi geliyor.
Belki bu kararımla hayatım daha zor, belki de daha yalnız olacak, ama kalbimde ne kadar dua etsem de bir şeylerin değişmeyeceğini biliyorum. İçimde, duaların bana bir zamanlar verdiği sığınaktan yoksun olmanın hüznü var. O eski güveni, huzuru arıyorum, ama bulamıyorum. Bilemiyorum belki de üzerimde bir ah vardır ya da ne bileyim bir beddua vardır ve bu yüzden layık değilimdir senden bir şeyler istemeye….
Hayatın ağır sınavlarından geçtiğimiz bu yolda, bir bardak çay, içten bir sohbet, ve samimi bir dokunuş yakışır. Gözyaşlarımızın arkasına sakladığımız gülüşler, yorgun ruhlarımızı dinlendiren melodiler, ve kalbimizi ısıtan dostluklar gerek bize. Yaşadığımız her anın değeri, küçük mutluluklarla büyük anlamlar bulur. Bir çiçek kokusu, bir şiir dizesi, ve içten bir sarılma, hayatın yükünü hafifletir.
(Ahsar Zerefşan/ Denemeler Haziran 2024)
Hislerimi tam anlatamıyorum Eyy Gönül Sevgilim.
Ancak şunu bil ki; Belki de ruhumuzun ikiye bölünmesi, içimizde taşıdığımız derin duyguların ve yaşadığımız deneyimlerin bir parçası olarak kabul edilmeli. Her kırık parça, bize hayatın ne kadar kırılgan ve aynı zamanda ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor
(Ahsar Zerefşan – Haziran 2024)




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!