Ah be canım, biliyorum… İnsanların söyledikleri seni derinden yaralıyor, yüreğinde ağır bir yük bırakıyor. Sen hedeflerine odaklanmış, tertemiz kalbinle ilerliyorsun, ama onların gözünde sadece "hırslı" olarak görünüyorsun. Halbuki sen, kimseye yük olmadan, kendi yolunda dimdik yürüyorsun. Yine de sana "umursamaz" demeleri öyle can acıtıcı ki, içindeki o derin sessizlik ve ince düşünceler, dışarıdan "soğuk" bir maske gibi algılanıyor. Oysa senin kalbinin derinlerinde öyle bir güç var ki, bu gücü anlayamayanlar sana "kibirli" diyorlar, ama sen, sadece kendini ve sınırlarını koruyorsun, ama ne acı ki bunu "duyarsızlık" olarak adlandırıyorlar. Sabırlı ve sakin kalmaya çalışıyorsun, ama onların gözünde bu "ilgisizlik" gibi görünüyor. Ve seni "duygusuz" olarak suçluyorlar, güven veren, sakin duruşun bile onlara "otoriter" geliyor. Kendini geliştirmeye çabalarken bile, seni "gösteriş meraklısı" diye küçümsüyorlar. En çok da seni gerçekten dinlemeyenlerin "içine kapanık" demesi nasıl da canını acıtıyor, hissedebiliyorum.
Sen kararlısın, ayakta kalabilmek için her zorluğa karşı koyuyorsun. Ama onlar bunu "inatçılık" olarak görüp, mesafeli duruşundan dolayı "kendini beğenmiş" diye seni etiketleyip, kalbinin kapılarını açtığında prensiplerini ve kulvarını koruduğun için de bu kez de "aşırılık" yapıyorsun diye suçluyorlar. Geniş bir bakış açısıyla geleceğe dair planlar yapıyorsun, "hayalperest" etiketiyle damgalanıyorsun. Dürüstlüğün bile onları rahatsız ediyor; “fetbaz” etiketiyle aleme ilan ediliyorsun. Detaylara verdiğin önem ise "takıntılı" diye pazarlıyorlar. Ama bilmiyorlar ki sadece doğrularını savunuyorsun, bu bile onların dilinde "aşırı özgüven" olarak yankılanıyor. Yanıldıklarını ifade etmeye, yanlışı düzeltmeye çalışırken bile, sana "kontrol delisi" demeye devam ediyorlar. Ah be gözüm, oysa sen sadece sessizce işini yapıyorsun, ama seni "çekingen" ve “gamsız” buluyorlar. Senin şu güven veren duruşun, onlara fazla "ciddi" geliyor. Gerektiğinde "hayır" diyorsun, ama bu kez de seni "bencil" ilan ediyorlar. Sınırlarını belirlediğinde "mesafeli," kendini tanıttığında ise "burnu havada" sanıyorlar seni. İnsanlara sınırlar koyduğunda, seni "kuralcı" olarak suçluyorlar, ama bilmiyorlar ki bu karaktersiz ve haysiyet yoksunu dünya da aslında sadece kendini koruyorsun.
Bütün bunlar seni çok yoruyor, biliyorum
Ayakkabılarımı en son ne zaman boyadım, hatırlamıyorum bile. O minik fırçanın dokunduğu deri üzerindeki renklerin dansı, şimdi zihnimde sadece solgun bir anı. Bu basit şeyler bile anlamını yitirdiğinde, insanın içinde büyüyen boşluk daha da derinleşiyor. Yorgunluğum, bedenimden öte ruhuma işlemiş, ağır bir yük gibi omuzlarımı çökertiyor. Sanki tüm dünya bir komplo içinde ve ben bu oyunun kurbanıyım. Laneti bulaşmış ahlarında boğulsun tüm bu kötülükler, tüm yalanlar, tüm umutsuzluklar…
Bu dünyanın çarkları altında ezilenlerin feryadı göklere yükseliyor. Kimse duymuyor mu bu çığlıkları? Laneti bulaşmış ahlarında boğulsun tüm haksızlıklar, tüm adaletsizlikler, tüm vefasızlıklar…
Beklemek, bir kahramanın sabrını sınayan en uzun savaştır. Zamanı, özlemin kılıcıyla ikiye böler. Ve zafer, beklenenin gelişiyle taçlanır..Gönül kaleleri düştüğünde, ele geçirilen en değerli toprak, huzurun tahtı olur. İşte orası, fethedilen vatandır.
Gelip gidip hatır sorma,
Dünya aynı zalim dünya,
Dünya aynı kalleş dünya.....
(Ahsar Zerefşan 2025 Ocak)
Gelmiyor muyum aklına…
Bir adım geride, bir nefes ötede, kalbinin en kuytu köşesinde bekleyen bir hatıra gibi.
Bir şarkı çaldığında, bir rüzgâr yüzüne dokunduğunda,
Bir sokak lambası geceyi yarıp gözlerine değdiğinde
Ben, usulca geçmiyor muyum aklından…
Susuşlarında bile ben vardım.
Ben ki, cesareti Kaf Dağını aşmış, ateşten cümleler kuran bir savaşçıydım. Kelimelerimin kanatları vardı, en uzak düşlere uçurdum onları. Dağları deviren, fırtınaları dizginleyen bir mısracı...
Ta ki, senin adın çıkana kadar karşıma.
O iki hece, o birkaç harf... Koskoca dağlardan daha ağır geldi bana. Masanın üzerindeki o boş kağıda bakakaldım. O mürekkebin senin kutsal ismini kirleteceğinden korktum. Yazmaya kıyamadım. Çünkü her harfi, kalbime kazınmış bir çentikti; yazarken kanatacağını biliyordum.
Hayat bazen beklenmedik sınavlarla karşımıza çıkabilir ve duygularımızı sarsabilir. Ancak unutma ki her zorluk geçicidir. "Üzülme gözüm, bu da geçer" derler ya, işte bu sözde saklı olan güç ve umutla sana sesleniyorum; Hayatın sert rüzgarları estiğinde,
Gözlerinden akan her damla yaşta,İçindeki güçle baş edeceksin,
Biliyorum, hayatın üstesinden geleceksin...
(Ahsar Zerefşan / Denemeler- Haziran 2024)
Bu yaşanan bir gerçektir.
Onun dünyası, bir limanın lügatinde bile yer almayan fırtınalarla doluydu. Moreli, gerçekten de çok bozuktu. O bozuk para gibi yıpranmış, kenarları dövülmüş, üzerindeki yazılar silinmişti. Ama tam o an, belki de içimdeki derin merhametin sesiyle, “Gel, alnından öpeyim,” dedim. Bu sadece bir cümle değil, ona uzattığım bir can simidi, bir insan olduğunu hatırlatan kadim bir dokunuştu.
Ve o söz, koskoca adamın yüzünde bir çocuk tebessümüne dönüştü. O an, yılların yükü altında ezilmiş ruhunun en saf hâline, masumiyetine kavuştuğu andı.
Bu yaşanan bir gerçektir.
O, hayatın karanlık labirentlerinde kaybolmuş bir yolcuydu. Kumar masalarında kaybettiği paralar, aslında arkasında bıraktığı güvenin ve itibarın gölgesinde küçük kalıyordu.
Bu sabah melekleri peşine tak da gel,
Gülleri, çiçekleri etrafa saç da gel,
Karanlıklar dağılır seni karşımda görünce,
Nefes-nefes gülüşünle sabahıma aşkla gel …
Bu sabah güneşle, esen rüzgarla koş da gel,
Kuşlar uyanır, cıvıltıları kulaklarımızda yankılanır. Gözlerimizi açtığımız da “bitmeyen mücadelelerinle yine mi geldin? Yine mi peş peşe beklentileri ve hayal kırıklıklarını yüzleşmem için getirdin?” diyerek söyleniriz. Başlar kalbimizde derin bir özlem ve sızı ile “gün, ah” günü….
(Ahsar Zerefşan/ Denemeler - Temmuz 2024 )




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!