Alevleri söndürün, ateş beni arındırmaz;
Ruhumun lâyık olduğu yer, o dipsiz donmuş göldür.
Bana inanan o kalbi sırtından vurdum apansız,
Ey Kokitos’un buzları, gelin bu nankör bedeni dondurun!
Kumral saçların dökülürken o sîmîn, süt beyazı gerdanına,
Mavi gözlerin bir ummandı, ab-ı hayat verirdi canıma.
Kadd-i mevzûn ile yürürken salınan bir nârin serv-i hırâmândın,
Şu fani cihan mülkünde, bana bahşedilen en yüce sultandın.
Ey serv-i bülend, rûy-i sîm, saçları kumral dilber,
Baktıkça o mâvî çeşmine, gökyüzü kıskanıp titrer.
Süt beyazı teninde gizlidir cihânın bütün letâfeti,
Sen ki uzun bir selvi dalı, Hak Teâlâ’nın nârin âyeti.
Lâkin ben gâfil, bir lâhza uydum nefsin kalleş hîlesine,
Bana emanet ettiğin en ince, en kırılgan dalı,
Gittim, tam da o kanayan, kabuk bağlamamış yerden kırdım.
Sen bana, "Dünya bir yana, sen bir yana" derken,
Gözlerindeki o eşsiz inancı, sığ bir heves uğruna yaktım.
Görüyorum şimdi yüzündeki o dipsiz hayal kırıklığını,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!