MAHMUT ENİŞTE 1
O küçük halamızın kocası. Küçük hala derken boyu, cüssesi küçük halayı kastediyorum. Aslında ortanca hala O. Fatma halam. Hiç çocuğu olmayan hala. Ondan yaşça küçük, bedence büyük hala var. Adı Ayşe. Ama bir küçük hala deyince Fatma Halamı kastediyoruz.
Onu da o zamanın âdetine uyarak genç yaşta evlendirdiler. Mesleği marangozluk olan Mahmut Enişte, şen şakrak bir adamdı. Haftada bir eşiyle beraber oturdukları gölcükten kalkıp İzmit’te oturan dedemlere gelirlerdi. Bizim ev de dedemlerin çok yakınında iki ev ötesindeydi. Onların geleceği gün belliydi. Sanırım Pazar günü. Hafızam beni yanıltmıyorsa tabii. O günü iple çekerdik.
Sebep halamıza olan aşırı sevgimiz değildi. Asıl neden halamızın şen şakrak, esprili kocası Mahmut Enişte idi. Televizyonun olmadığı bir zamanda sokak oyunlarından başka tek eğlencemiz oydu.
Şimdi doğuştan bir meddah olduğunu düşündüğüm rahmetli biz çocukların dünyasında ne büyük ve ne güzel bir yer tutuyordu. Onların o birer ruhani varlıklar gibi sokağın başından süzülüp geldiklerini gördük mü sevinçten uçardık.
Şiir Okuruna Notlar:
2
Fen Lisesi öğretmenliğim yıllarında yazdığım şiirlerden. Bu öğrencilerin zeka pırıltıları beni aydınlatmış bu şiirlere ilham kaynağı olmuştu. Derslere hep bir şiir kitabıyla giriyordum. Ders bitince onları serbest bırakıyordum şiir kitabını açıyordum. Benlik şiirleri o zaman yazıldı. O günlerde Behçet Necatigil’in kitaplarını bilmem kaçıncı defa okuyordum. Birinci cilde ilaveten bir dostumun evinde bulup aldığım, hala geri vermediğim vermeye kıyamadığım bu kitapları ezberlercesine tekrar ediyor, yutarcasına okuyordum. Derslerde şiir okumamı istiyorlar, ben de onlara ünlü şairlerden en güzel şiirleri okuyordum. Bir sınıfta okuyunca öbür sınıflar duyuyor, onlar da isteklerini bildiriyorlardı. Ayrıca kendi şiirlerimi de okumamı istiyorlardı.Ben bu konuda biraz cimri davranıyordum. Onlara şiirlerimi yayınladığım siteleri tanıtıyor, oradan kendilerinin okumalarını salık veriyordum.
ŞİMDİ SIRA BİZDE
1
Yıllar önce bu adla bir kitap yazmayı düşünmüştüm. Yıllar yılı bu millete düşman güçler ülkeyi çeşitli yollarla kuşatmış, milleti inim inim inletiyordu. Bir gün demiştim biz bu ülke insanları kendi kaderlerine hakim olacak ve biz de bize bu gün yapılanların rövanşını alacağız.
Evet, bu günleri ta o zaman genç muhayyilem fark etmişti. Şimdi sıra bizde diyecektim. İşte şimdi diyorum. Şimdi sıra bizde. 200 yıldır yaptığınız kıyım ve talan bitti. Bu ülkede çok şey yaptı ve insanımıza çok çektirdiniz. Hala da çektirmekte devam etmek istiyorsunuz. Basında ve bürokraside yuvalanmış Beyaz Türk’ler hala o eski günlerin hayalini görmekte ‘ah bir o günlere dönsek size göstereceğiz’ diyorlar. Bir yandan da bize dönüp rövanş mı alıyorsunuz diyorlar. Evet, rövanş alıyoruz. Haksızlık yerine hakkı ikame ederek rövanş alacağız. Zulmün yerine adaleti hakim kılarak rövanş alacağız.
SİYONİZM, FİLİSTİN VE MÜSLÜMANLAR
Yahudi lanetli kavim kendilerini Allah’ın sevgilisi ilan ettiğinden beri her türlü gayr-i meşru, gayr-i ahlaki hareketi kendine meşru saydı. Üstün insan kavramını icat etti, seçkin kavim saplantısına kapıldı, aşağıların aşağısına düştü.
Kendilerine en çok peygamber gönderilmesini bir ayrıcalık saydı. Aslında bu onun sapkınlığının sonucuydu. Allah merhamet edip hak yola davet ediyordu. Ama o ne yapıyordu, peygamberleri katlediyor, hidayet çağrılarını şiddetle reddediyordu.
Her türlü azgınlığı yapmakta tereddüt etmiyordu bu kavim. Hile, sahtekarlık, aldatma onlardaydı. Kitaplarını tahrif ettiler. İşlerine geldiği gibi yeniden yazdılar. Gittikleri yeri karıştırdılar. Devlet kurdular ama devletleri daimi olmadı. Sürgün yaşadılar. Kendilerini Firavun zulmünden kurtaran Musa’ya etmediklerini bırakmadılar. Sözlerinde durmadılar. Puta tapmaya, önderlerini ve din adamlarını ilahlaştırmaya devam ettiler.
VEDA
Al bir geceyi ortasından böl yarısı senin olsun yarısı benim
Günlerin kimseye bir hayrı yok geceler bizim olsun
Ufacık bir vakte neleri sığdırdın sen kim bilir
Al bir geceyi ortasından böl yarısı senin olsun yarısı benim
4
Yakup Oğulları ve Bünyamin
Yakup çaresiz razı oldu
Bu kez daha sıkı tembihledi
Aman sakın yalnız bırakmayın onu
NEDEN OKUMA ÖZÜRLÜYÜZ?
Evet, toplumca sorgulamamız gereken en önemli sorun bu bence. Okumuyoruz bu bir gerçek. Öğretmenlik hayatım boyunca çok kere karşıma çıkmıştır bu acı gerçek. Kompozisyon derslerinde okumadan söz açılınca hep şu söylemle karşı karşıya kalmışımdır. ‘hocam ben kitap okumayı hiç mi hiç sevemedim. Bu güne dek hiç kitap okumadım, hala da okumuyor, okuyamıyorum’
Bu cevap beni hep şaşırtmıştır. Bu yıl yine aynı cevaplarla karşılaştım her yıl gibi. Üstelik bu yıl bu tür söylemler her yılkinden fazla. Öğretmenliğime ilk başladığım yıllarda TV dışında radyo ve kasetçalar vardı. Ne video, ne DVD çalar ne internet. Sinema vardı ama unutulmuştu bu günkü gibi tekrar cazip hale gelmesi için bayağı zaman geçmesi gerekecekti.
Düşündüm bu acı feryadın sebebi ne? Bana göre acı ve acıtıcı olan bu feryat sahibine göre pek şikâyet edilen durum değil. Artık kimse bu durumdan şikâyetçi değil. Hiçbir zaman da değildi zaten.
Ben öteden beri bunu düşünmüşümdür. Zaman zaman bazı sonuçlara ulaşmadım değil. Bazıları bizim görsel kültüre sahip bir millet olduğumuz söyler. Doğrudur bir bakıma. Evet, biz okumak yerine dinlemeyi, hatta dinlemek yerine seyretmeyi daha fazla severiz. Soyut düşünce yerine somut olayları merak etme, anlama isteği daha baskın. Biz aslında sözlü kültüre yatkın milletiz der okumama nedenlerimiz açıklayan bazıları. Bu doğru olabilir.
Cibril geldi
Gök aydınlandı
Oku dedi
Ey insanlığın özü
Oku ki
DÜNYA
Aşktım ben
Atıldım doludizgin
Sonsuzluk denizine
Uçları sivri sivri




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim