ÖLÜME BENZEYEN AŞK
Yokluğunu zehir gibi içmişim
Kanıyor ağır ağır duygu cevherim
Ölüme benziyor yaşanan bu aşk
Neydi o giyindiğin libas örtünmediğin şal
KUTLU YOLCULUK
Vasiyetini yazsın kurtlar kuşlar
Ne sarp bir geçide çıkar yokuşlar
Kitaplara sorarak de
Nerde yeni bir dünya var
Acaba ben miyim kurban edilen
Bir çift söze bir güzel yüze
Ah ettim geçip giden günlere
Zengin mi mutlu yoksul mu
Aşk celladına sor ferman yok mu
KURBAN İKLİMİNDE SONSUZLUK BAYRAMI
Kurban bayramının anlamını idrak etmeye doğru bir adım atmak istersek onun derinliklerine inmek zorundayız. İlk kurban hadisesi Habil ile Kabil olayında karşımıza çıkmakta. İyi insan tipi Habil ile kötü insan tipi Kabil’in davasında kurbanın ayrım noktasında büyük işlev gördüğünü fark ederiz.
Şehvetine yenilen Kabil’in yanlış yolda olduğu kurban ile kendisine gösterilmekte, davasının batıl olduğu, yolunun yanlış olduğu kendisine izah edilmektedir. Kurban olayı ona yapılan bir uyarıdır. Yol ayrımındaki son işaret. Ya yanlıştan dönülecek, ya ebedi ziyan olan yola sapıtılacak, ebedi hüsran yaşanacaktır.
Nitekim böyle de olmuş, Kabil bu işareti iyi okuyamamış, nefsi hevasının istek ve arzularına uyarak şeytanın sonu hüsran olan yoluna girmiştir. Hakkına razı olmadığı, Allah’a isyan ettiği yetmediği gibi öz kardeşini öldürmüş, yeryüzü cinayetlerinin ilkini işlemiş, irtidat hareketlerinin başlatıcısı olmuş, kendisine tabi olanlarla birlikte küfür milletinin tohumlarını atmıştır. Dünyeviliğin ilk adımı olan o kötü çığır açılmış, yeryüzünde huzursuzlukların, karışıklıkların temeli atılmıştır.
KURBAN
İbrahim dua etti
bir oğul verirsen bana
en sevdiğimi kurban edeceğim sana
KURBAN
Allah’a yaklaşmaktır kurban. Ama biz bu yaklaşmayı ne kadar gerçekleştirebiliyoruz. Kendimizi siyasetten, ekonomiden, malayaniden, gıybetten ne kadar kurtarabiliyoruz. Günümüzün çoğu neyle geçiyor. Kur’an’la ne kadar vakit geçirebiliyoruz.
Şu üç günlük dünyada ebedi hayatın ne kadar hazırlanabiliyoruz. O sonsuz hayata karşılık bu sınırlı hayatı ne kadar sorumsuzca harcıyoruz. Günahlara dalmakta ne kadar hırslı davranabiliyoruz. Bu dünyanın dertlerini büyütüyor, büyütüyor dağ kadar yapıyor, altından kalkılamaz hale getiriyoruz. Bu yüzden strese giriyoruz. Bu stres hayatımızı kaplıyor, intihara kadar varan sona kadar gidebiliyor.
Önemsiz şeyleri önemli hale getiriyor, önemlileri önemsizleştiriyoruz. Sebepsiz yere düşmanlıklar besliyor, haset ve kin yüzünden birbirimizi ortadan kaldırmaya kadar gidebiliyoruz. Bütün bunlar bizim ebedi saadetimizi gölgeliyor, ortadan kaldırıyor, ebedi felakete döndürüyor.
Yalan o denli hayatımızı işgal ediyor ki doğrularla karışıyor, giderek kendimize yalan söylüyor ve bu yalanlara inanmaya başlıyoruz. Bu yalan dünya gerçek dünyanın üzerini örtüyor, git gide hakikatten kopmaya başlıyoruz.
KURBAN YAKINLAŞMAKTIR
‘Kurban Allah’ a yaklaşmaktır ‘demiştik dünkü yazımızda. Bu gün de ‘kurban yakınlaşmaktır’ diyorum. Kime, nasıl yakınlaşacağız. Allah’ yaklaşan kul, kullarıyla da yakınlaşmak zorundadır. Yaradılanı yaradan için sevmek zorundayız çünkü. Bu sevgi için kurban bayramı bir vesiledir.
İslam barış dinidir. Bazı mülhitlerin dediği gibi savaş dini değil. Ne maksatla söylendiği belli olmayan aykırı söylemler müsteşriklerin kasıtlı sözlerine katılmak olur ve bu da ancak bir şeytani amaçla yapılabilir. Müslüman görünümlü müstağrip kafaların hezeyanlarını bir tarafa bırakırsak deriz ki İslam barış dinidir. Zaten kelime kökeni itibariyle de bu mana esastır.
KÜRESEL SAVAŞ VE YENİ ROMA
Yeni Roma eskisinden beter bir zulüm devletidir. Bütün zulüm sistemleri gibi o da yıkılacaktır. ABD ve Avrupa dünyayı sömüren Afrika, Ortadoğu ve Asya’daki mazlum milletleri sömürmek için yıllardır çeşitli entrikalar çevirerek, gerek savaş, gerek iç karışıklıklar, gerekse darbelerle bu zulmü sürdüre gelmiştir.
Yeni Roma’nın batısı dediğimiz Rusya ve Çin ise bu sömürü savaşında onlarla yarışmıştır. Rusya Marksizm ve Leninizm afyonuyla uyuttuğu Türk coğrafyasını parçalayarak sömürmeyi tercih etmiş ve bu sömürüyü yıllarca devam ettirmiştir. SSCB bayrağı altında sürdürülen bu sömürü yakın zamanda ortadan kalkmış ama bu sömürü şöyle veya böyle devam edegelmiştir. Çin zaten sömürü devletidir ve Doğu Türkistan halklarını sömürmüş ve sömürmeye devam edegelmektedir.
Yeni Roma’nın batısı diyebileceğimiz ABD, Kanada ve AB sömürüsünü sürdürmek için her yolu denemektedir dedik. İngilizlerin üzerinde güneş batmayan imparatorlukları sömürmeye dayanmakta. Hindistan’da yaptıkları katliamlar ve zulümler tarih sayfalarını işgal etmekte. İslam ülkeleri üzerinde oynadıkları oyunlar, Osmanlı’yı yıkma için çevirdikleri entrikalar, petrol savaşları hala sürmekte.
Yine aynı sömürgeci devletlerin Afrika’da yaptıkları hiç unutulmaması gereken yüzkarası cinayetlerdir. Bu günkü Afrika’nın açlık ve sefalete mahkûm edilmesi bu zalim sömürgecilerin doymak bilmez iştihalarının sonucudur. Dünya üzerindeki soykırım faaliyetleri hep bu Yeni Roma’nın zulüm ve cinayetlerinin eseridir.
KURTULUŞ
Nasıl oluyor da bu dünya
Karışıyor bir anda
Yıkılıyor haneler
Bombalar patlıyor birden
5 Nisan günü başlamıştı kuşatma
Bir Cuma sabahıydı
Hünkar gözünü yummamıştı sabaha kadar
Sabaha kadar yummamıştı gözünü Hünkar
Çalışmıştı biteviye sabaha kadar harp teknikleri üzerine
Nasıl girilecekti Bizans’a




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim