AHLAKİ YOZLAŞMA 2
Havuzlu Siteler
Şimdilerde moda havuzlu siteler. Eğer apartmanların ortasında kadınlı erkekli yüzmeye müsait havuzlu siteler varsa fiyat birden bire üçe beşe hatta ona katlanıveriyor, 100 binlik bir dairenin fiyatı milyonları buluyor.
Yeni trend bu. Müteahhitler yatırımlarını bu yolda yapıyor. İster dindar olsun, ister liberal, ister solcu-laik, isterse ateist hepsi havuzlu sitelerden yana kullanıyor tercihini. Bu müteahhitler için olsun böyle, müşteriler için de. Hiç bir şey değişmiyor.
BİR MİLLET DİRİLİYOR
Bu millette bir şey var diyorum. Şair bir şey var Allah''ım bu toprakta diyordu. Ben de diyorum ki bu milletin toprağında kutlu bir işaret var. Her karışı kanla yoğrulmuş bu toprağın. Anadolu, Çanakkale, Kafkaslar, Filistin, Yemen, Balkanlar, Irak, Cezire, Arabistan her karış toprağı şehitlerin kanıyla yoğrulmuş.
İşte bu şehitlerin kanıdır ki bu gün döküldüğü toprakta filizleniyor, o filiz büyüyor, büyüyor, dal budak salıyor, çiçeklenip meyveye duruyor. Var Allah''ım bir şey var toprakta diyor şair; ben de: ''Var Allah''ım bir şey var bu toprağın insanlarında''. Diyorum.
DEĞİŞİM VE DEVLET
Bu devlet 80 küsur yıl hiç değişmedi. Değiştirilmedi, değişime direndi. Değişmekten korktu. Bazıları değişimin onları tehdit ettiğini düşündü. Değişimi engellemek için olanca güçleriyle savaştılar.
Onlar kimdi. Kendini devletin sahibi sanan üç buçuk azınlık. Evet, gerçekten devleti ellerine geçirmiş, ona zorla ve zorbalıkla sahip çıkmışlardı. Onu gasp etmişlerdi. Sahibinden zorla almışlar hiç bırakmamak için tüm entrikaları denemişler, her türlü hileye başvurmuşlardı.
İşte onlardı tüm bu değişimin önünde set kuranlar. Bunlar aslında kimlerdi. Milletin öz köküyle alakasız bu üç buçuk azınlık nereden gelmişti. Nasıl ele geçirmişlerdi devleti. Bu yazıda ona ışık tutacağız.
Orta Asya’dan kalkıp Anadolu coğrafyasına yerleşen kayı boyu küçük bir beylikten koca devlete ulaşmıştı. Her şey Kitab’ulllah’a saygı sayesinde oluştu. Küçük bir fidan koca bir çınara dönüştü. İslam’a bayraktarlık yaptı altı asır. Ne zaman ki kendini beğendi, gurura kapıldı her şey tersine döndKelamullah yerini günü birlik menfaatlere bıraktı. Küçük hesaplar büyük davanın yerini aldı. Allah kudret elini Osmanlıdan çekti. Çınarın can suyu çekildi. Çınar kurumaya yüz tuttu. Güçlüydü çınar ama kurt girmişti bir kere. İşte o kurt İslam’ın azılı düşmanı Yahudi’ydi. İspanya’da yaptıkları fesat sebebiyle kovulan lanetli ırka mağdurların sığınağı Osmanlı kucak açtı. Açtı ama ne oldu. Lanetli kavim girdiği bütün bünyeleri zehirleme alışkanlık ve huyundan vazgeçmedi. Zehrini sinsi sinsi akıttı. Önce kılık değiştirdi. Müslüman göründü ama Yahudi kaldı. Birbirini destekledi. Devletin en yüksek makamlarını ele geçirdiler. Yalnızca devleti değil, ekonomiyi de ele geçirdiler askeriyeyi de en tepesine kadar işgal etti. İsimleri Müslüman ismiydi, ama kendileri gizli dinliydiler. Her türlü entrikayı denediler.
Bunlar Sabataist’ti. Her türlü şer güçlerle işbirliği yaptılar. Ülkenin her tarafını masonik teşkilatlar, Rotary ve Lions kulüplerle çepeçevre kuşatmışlardı. Gerek ıslahat fermanları, gerekse, her türlü düzenlemelerle ipleri tamamen ellerine geçirdiler. Mutlaki idareden meşrutiyete ve oradan cumhuriyet kadar her yönetimde hâkimiyeti ellerinde tuttular. Gerek seçim, gerekse dikta olan tüm yönetim biçimlerini kendi planları için kullandılar. İttihat Terakki başta olmak üzere, sonradan cumhuriyet halk fırkasına dönüşecek Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini kullandılar. Matbuata her zaman hâkim oldular. Ve onu kötü emelleri ne alet ettiler.
DEĞERLERİN AŞINMASI
40 yıllık arkadaşların toplantısı bu, hatta 50 yıllık dostlukların hikâyesi bu. Bu dostlar bir kader birliğinin bir araya getirdiği kişiler değil, bir inancın birleştirdiği insanlar topluluğudur.
Her yıl bir araya geliyorlardı. Yemekli bir toplantıda sohbet meclisi kuruyorlar ve dağılıyorlardı. İçlerinden bir kaçı Rahmet-i Rahmana kavuştu. Şimdilerde toplantıları sıklaştırdılar. Birbirlerini daha çok özler, daha çok arar oldular.
İşte böyle toplantılardan birinde dertleşiyorlardı. Muhafazakâr bir partinin iktidarında kendilerine dayatılan usulsüzlüklerden yakınıyorlardı. İçlerinden biri bir vilayetin müftüsü olarak görev yapıyordu en son. Adam bir sınav yapmıştı. Sınav komisyonu birini seçmişti, Sayın Vali sınavın iptalini istiyordu. Ayrıca ismini verdiği adayın usulsüz bir şekilde kazandırılmasını emrediyordu.
Emre uymayan Müftü arkadaşımız bir suçlu gibi merkeze çekiliyor, yanlış bir iş yapmış gibi şaibe altında bırakılıyordu.
KURBAN BAYRAMI VE MÜSLÜMANLAR
Kurban ve Ramazan bayramları Allah cc’ nin Müslümanlara yılda iki kez gönderdiği büyük iki hediye. Aslında bayramlar bunlardan ibaret değil. Cuma Müslümanın haftalık bayramı. Haftada bir Allah CC. bize hediye gönderiyor. Niçin?
Allah mümin ve muvahhit kullarına bir hafta boyunca yaptığı kulluktan, itaatten dolayı mükâfat veriyor.’ Haydi, ey kulum ben senden, itaat ve hizmetinden, yaradılış gayesine uygun işlerinden, toplumsal hizmetlerinden, bireysel sorumluluklarını yerine getirmenden memnunum al sana bu gün bayram et. Bu bayram benden sana armağan olsun’ der. Yılda iki kez olan büyük bayramlar ise cabasıdır. Asıl büyük bayram ise beka yurdu ahirette Allah’ın cemali, cennet ve rızasına kavuşmak olacaktır.
Bayramların bir Allah’a dönük yönü var bir de topluma. Toplumsal kaynaşmanın, sorumlulukların yerine getirildiği en kutlu vakitlerdir bayramlar. İslam dininde sıla-i rahmin yeri çok önemli. Dinin olmazsa olmazı. Sıla-i rahmi terk edenin ibadeti kabul edilmiyor Allah katında. Bizzat sıla-i rahimin kendisi en büyük ibadet. Anne babaya hizmette sonra sıla-i rahim geliyor. Sebepsiz yere dargın durmak hele hiç yok. Sebepli dargınlıkların süresi de üç gün. Ama nerde biz yıllarca barışmıyoruz nedenli nedensiz dargınlıkları sürdürüyoruz. Yok, yere küsüyoruz, kendimizce haklı sebeplerimiz var, aslında hepsi de sudan sebepler. Ondan sonra bayram yapmaya kalkıyoruz. Bayramda küslüklerimizi bitirmeye değil sürdürmeye gayret ediyoruz olanca azmimizle. Sonra da kendimize Müslüman diyoruz. Hem de Yahudilerin dediği gibi Allah’ın sevgilileriyiz biz diye övünüyoruz. Allah’ın sevgilisi yani dostu. Yani veli.
‘Müminler Allah’ın dostlarıdır’ kavlinin arkasına sığınıyoruz. Oysa nerede o müminler, nerede biz. Gelgelelim bu kuru bir aldanıştan, kendi kendimizi aldatmaktan başka bir şeye yaramıyor.
Seçki
SELAM
Selam sana
Ey erenlerin gözbebeği
Selam sana
Nurların nuru
Ne güzel
Günlerin geçmesi
Ya mevsimlerin
Ardı ardına koşup gitmesi
BATI İRAN VE İSLAM DÜNYASI
Bu üçlüye dikkat etmeli bütün dünya. Bütün dünyanın gözü önünde oynanan bu tiyatroya dikkat etmeli? Bu oyunu sezmek, tam tahlil yapabilmek için bazı önemli noktalara dikkat çekmek lazım. Öncelikle İran’ı tanımak, onun İslam dünyasındaki tarihi rolüne dikkat çekmek gerek.
Büyük Pers İmparatorluğu’nun devamı olan İran Devleti Büyük Selçuklu Devleti dönemini istisna sayarsak hep aynı ruhla yaşamıştır. Bu ruh ve fikir hep aynı minval üzere devam etmiş ve bu güne dek gelmiştir.
Öncelikle İran’ın büyük Pers İmparatorluğunun, Kur’an-ı Kerim’de bir sure olan Bizans’la çağın süper güçleri olarak dünyanın terk hakimi olmak için yaptıkları savaşları konu eden Rum Suresini hatırlayalım. Aslen Mecusi: Ateşperest olan İran’a karşı kitabi din sahibi Hristiyan Rumların galip geleceğini müjdeleyen ayet bize o günlerin siyasi hareketlerini pek güzel anlatmakta.
Hristiyanlıkla birlikte bütün kitabi dinlere ve bilhassa İslam’a karşı büyük direnç gösteren bu ateşperest dünya İslamlığı kabul etmeden önce de sonra da pers imparatorluğunun hegamonik zihniyetini terk etmemiştir.
TOPLUMSAL DEĞİŞME VE CİNNET HALİ
Evet, evet tam anlamıyla bir cinnet hali yaşıyoruz. Tam bir cinnet bu. Delilik kelimesini hafif bulduğum için böyle söylüyorum. Gerçekten cinnet geçiriyoruz. Toplumca bir cinnet hali yaşıyoruz. Hem de hiç geçmiyor bu. Sürekli artıyor, dozajını artırıyor.
Gün geçmesin ki bir cinayet haberi yer almasın medyada. Ya karısını çocuğunun gözü önünde bıçaklayan koca, ya karısın yüzüne kezzap atan adam. Yahut anne ya da babasını bıçaklayarak öldüren evlat. Yahut çocuğunu öldürüp intihar eden valide. Veya çocukları için kavga edip ölümlere sebebiyet veren komşular. Veyahut sınır anlaşmazlığı yüzünden cinayete bulaşan köylüler. Üç kuruşluk dünya malı için toplu kıyam yapan köylüler. Bütün bunlar toplu cinnet halinin tezahürü.
Karısını döven koca, kocasını döven kadın hikâyeleri en vakayı- adiyeden. Eşi ile kızına sırf bir kuşku yüzünden kurşun yağdıran kocalar. Kocasının tehditleri yüzünden koruma talep eden kadınlar, kadınların tehdidi yüzünden koruma talep eden kocalar. Koca dayağı yüzünden kadın sığınma evine müracaat eden kadınlar, kadın dayağı yüzünden sığınma talep eden kocalar. Dahası evden kaçan köprü altlarına sığınan oralarda tinerciliğe başlayan, kapkaç yapan, üç kuruş için adam bıçaklayan zavallılar. Evden kaçıp kötü emelli kişilerin eline düşen genç kızlar, uyuşturucuya alıştırılan çocuklar, satıcılığa zorlanan gençler. Geneleve düşen kadınlar, tele- kızlığa zorlanan kızlar.
Dahası kumara alıştırılan zavallılar, internette aldatılan yuvaları yıkılan kadınlar, terk edilen çocuklar. Sokağa atılan anne babalar, kimsesizliğe mahkûm edilen yaşlılar. İşte bütün bunlar toplumun ne raddeye geldiğinin açık göstergesi, vahim gidişin işaretleri.
İş bu noktaya ne zaman nasıl geldi. Biraz onu irdeleyelim içki, kumar, hırsızlık, kapkaç hepsi insanlığın ilk günlerinden beri geçerli olan vakalar. İlk katil Kabil’di ve kardeşi Habil’i öldürdü. Ve sonra ateşe taptı. Ayrıca babasına ve Allah’a asi oldu. Dahası kendi batındaki kız kardeşiyle evlendi. Ensest ilişkinin ilk temsilcisi oldu.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim