ERMENİ KATİLLERİ ERMENİLER’DEN ÖZÜR DİLEYECEKLERMİŞ!
Türkiye' deki üç beş Ermeni tüm Türkler adına Ermeniler' den özür diliyormuş! Utanmazlar önce geçmişimize ve şimdi de bu günümüze bir baksınlar. Anadolu Halkı esas geçmişte ve şimdi özür dilenmesi gerekenler. Osmanlı zamanında 2, sınıf tebaa sayıldılar, şimdi din adına Allah' la kandırılarak koyun sürüleri yerine konuluyorlar.
Nerelere hangi yatırımların, yardımların yapıldığına bir bakın? ! . Esas Anadolu' ya çakılan bir çivi var mı? Halkını sömüren, ezen, uyutan, köleleştirenler; Şeyler, şıhlar, ağalar, beyler, ne kadar sahte yüzlü varsa hepsinin, erki eline geçirdiği zaman kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmeyen tosbağa gibi davrandığını görmüyor musunuz? Yoksulluk, sahipsizlik, çaresizlik vurmuş beline gariplerin, doğrulabildikleri yok. Onların bellerini bir doğrultan çıkacak elbet. Gözlerini açacaklar. Bakalım o zaman kimler kimlerden özür dileyecekler?
Bırakın Ermeni'yi falan., Anadolu halkının tutsaklıktan kurtulması gerekecek önce. Türkler' in kendi özgürlükleri var mıdır ki? ABD, AB ülkelerinin izni olmadan yapabildiğimiz bir şey var mı? Göbekten bağlanmışız, çözebilene aşkolsun! Neyimiz varsa onların emrinde. Toprağımız, suyumuz, yer altı yer üstü tüm varlık kaynaklarımız; tüm halkımızın geleceğine onlar karar veriyorlar.
Soluduğumuz hava kaldı elimizde yalnızca. Yakında oda bir şekilde elden gider!
Eli suya değiyordu bir kadının
Uzatmış trenin penceresinden dışarı
Bir amele öpüyordu o eli okşayarak nasırlı elleriyle
Akşehir’ deki Gavur Hamamı’ nın göbek taşında
Kayıkçının esmer teninin gölgesinde ışıldıyordu suyun damlaları
Denize her düşüşünde kalbinin ortasında açtığı delik yaylar çizerek halka halka yayılıyor kayığın dalgasında boğuluyordu
Uçtum ülkemin batısından doğusuna, ufuklarında kara bulutlar gördüm.
İndim ovasına bağına,Ulu Önderim’ in Efendileri’ni teba gördüm, köle gördüm.
Daracık sokaklarını geç, süslü caddelerinde hırsızları bekçi kovalar gördüm!
Göbeğine inmiş kara sakallı hainleri, altı yaşındakine nikah düşer der gördüm!
Doğudan doğan güneşi batıdan doğar gördüm…
Beşiktaş’ ın Çarşısı’ nda uçan kartala, sapan taşı atan çocuklar,
Güle Güle Yaz!..
Hani bakınca gözler kamaştıran güzelliğin
Nerede aşkınla yakıp kavurduğun ortamlar
Bakıyorum senin de belin bükülmüş
Senin de dizlerinin bağı çözülmüş ne oldu
Uyandın gecenin koynuna mahmur gözlerim
Ne bir horoz öter ne de bir kuş
Yazdan kalan ağustos böcekleri olmasa ıpıssız serinlik koca şehir
Kurşun renkli gökyüzünde karman çorman yıldızlar
Ay güler gülerse başka ne bir yıldız kayar ne tayyare var
Uzaktan eser taşıtların lastik tekerleklerinin sesi
Güneş
bitsin şu karanlıklar
doğ da artık ufuklarıma
körpe filizlerim açmıyor sensiz
çiçeklerim tomurcuk kaldı
Hava bozuk, soğuk, hırçın, insafsız hava! ..
Bulutlar savruluyor, ağaç yaprakları dalları ile koşut bir o yana bir bu yana …
Şimşek bir çakıyor, ortalık gündüz, kral çıplak, vay anasına!
Anadan üryan kral! ..
Bir yağmur tanesi arınmış bulutlardan, alımlı, nazlı, kibar;
Kırmızılar giyinmişti, dimdik duruyordu durakta, durak direği! ..
Görünce uzaktan çekti bir şeyler, hüzünle karışık bir sevgi tüttü burnunda!
Yanaşıp kaldırımın kıyısına yavaşça, ses verdi fren!
-Haydi dedi atla, götüreyim gideceğin yere!
Yılların verdiği alışkanlıkla, sahiplik duygusuyla.
-Neden, dedi?
Fırtınalı, ıssız, yoğun bir karanlık…
Tükürsen tükürüğün dilinde donacak!
Kulaklarında bitmek bilmez bir uğultu!
Havuç burnun ha düştü düşecek!
Gözlerin kuyu gibi çökmüş dibine, mağara girişi!
Kurt ulumaları geliyor biraz ötedeki bulut sarmalının derinliklerinden.
Senarist aynı senarist, 1940’ lardan bu yana hiç değişmeyen!
baş oyuncu değişiyor yıllar içinde sarhoş!
karakter oyuncusu hepsi de, baş oyuncu, yardımcı erkek kadın oyuncular birer birer…
dublör, suflör, figüran ve sahne aynı, kalite aynı malzemeler değişse de anlayacağın!
baş köşede bir heybetli kral oturmakta,




-
Vehbiye Yersel
-
Vehbiye Yersel
-
Vehbiye Yersel
Tüm YorumlarYüreğinize sağlık çok güzeldi
Yüreğinize sağlık çok güzeldi
Yüreğinize sağlık çok güzeldi