Uykunun sığ sularında bir teşhis bu,
Gördüklerimden süzülen, rüya artığı bir tortu.
Keramet, hikayenin bittiği yerde değil aslında,
O tekinsiz sınır çizgisinde,
Yani tam olarak: açıkta.
Zor oldu elbet,
Zamanın etimi tırmalayan o paslı dişlilerinde
Sebebin ve sonucun kaygan zeminini çözmek.
Ama buldum nihayet,
Ruhun çıplak kalan o üşüyen yerini.
Düşündüm de birazcık;
Araf dediğin ne uzak bir diyar ne de büyük bir kıyamet.
Sağıma yarım dönsem,
Zamanın ördüğü o buzdan duvarın soğuk gövdesi.
Temasından irkiliyorum o katı gerçeğin,
Ve irkilerek kayıyor üzerimden,
O emanet şefkat örtüsü.
Soluma çeyrek dönsem,
Kendi odamın, kendi yarattığım hapishanenin tam ortasındayım.
Ama burası da tekinsiz,
Burası, sonsuz bir hiçliğin boşluğu.
Sağı duvar, solu uçurum...
Gel de mani ol ruhun o korunmasız, o mukavemetsiz yanına.
Kumaş yetmiyor varlığın bu derin yırtığına,
Örtü kısa, gece uzun, kış amansız.
Evet, evet...
Bütün o köklü keramet,
Gündeliğin içinden yüzümüze gülen o meşhur taşlamada gizli.
Dünya bir yorgan gibi çekilirken üzerimizden,
Anlıyorum o keskin, o üşüten kehaneti:
Açıkta kalan sadece yalın bir ten değilmiş meğer;
Hayatın tam ortasında,
Açıkta kalmış koskoca bir ömürmüş.
Kayıt Tarihi : 11.07.2026 12:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!