Uzun ince ve engebeli bir yol.
Dün gece yine mutfaktaydım,
Loş, sessiz, cansız bir köşede.
Gözlerim ilişti masaya —
Üstü darmadağın, soğuk, unutulmuş.
Ağrıyan dizlerimle çömeldim sandalyeye,
Bir an uykusuz,
Bir an öfkeli,
Bir an serseri...
Gözleri soluk, bitmeli.
Eserken yel bu sokaktan,
Gökyüzündeki o mavi
Bir anda sustu,
Huzuru arasana, sadece gürültü.
O bardaklar kırıldı evde,
Paramparça oldu her şey.
Ahval durumdasın.
En ufak bir umut bile
senin için saatlerce
bunu düşünmene neden oluyor mu?
Sende bekliyor musun,
En sevdiği yemekler sushi, makarna, hamburgerdi,
ben ne kadar sevmesem de bamya da severdi,
bilakis dolma ve bilumum sarmalar,
birlikte yediğimiz nice yemekler.
En sevdiği renk yeşildi mesela,
Ev var, ortasında kuyu,
Genişçe odaları, sahiplerinin umudu var.
Damları var, bahçesi var,
Hava ne sıcak ne soğuk,
Bir uğultu var.
Geceler içinden gelen bir ses, uzun uzadıya konuşuyor gibi benimle; sevgiyi, aşkı, yaşayışı, hüznü, özlemi, hasreti anlatıyor bana.
Gülüyorum istemsiz.
İçimde bir gece huzuru, bazen kıyametlerin takip ettiği günler…
Her yerden bir koku geliyor burnuma, tanıdıkça esiyor. Böyle geçiyor zaman. Ama en çok hasret yakıyor beni.
Can çıkmışsa selden,
Ne ruhu estiren kalır,
Ne kefeni biçen...
Gözlerin almışsa
Ellerimi ellerinden,
Ruhumdan geriye
Seslerini hiçbir şey için çıkaramayan korkaklar…
Evet, korkaklar.
Ağızlarından salyalar akan,
davranışsal bozukluk sahibi korkaklar.
Duvarlarını örümcek ağı sarmış,
aşmış tepeleri, ovaları, platoları,
Akıbetin neydi...
Sefa sürmek mi? Yoksa kaybolmak mı?
İz bıraksan bu dünyaya — ama yok, olmaz.
Öfkeliyim... ama neye?
Sorun çıkmasın diye sorun yaratan da sen değil misin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!