Bir dipsiz çukur düştüğüm bu, emeklilik,
Üretsem de yıllarca diplerdeyim, şimdi.
Ezildik, büzüldük, üzüldük yürekten,
Geçinemiyoruz, hayat zorlaştı sanki
Ellerimiz kınalı, emeğimiz uzun
Gazze'nin yüreğinde yankılanır çığlıklar
Anneler gözyaşı döker, çocuklar ağlar
Acıyı resmediyor bu vicdansız saldırılar
Sustu şimdi adalet diye çırpınanlar
Filistin toprakları sulanıyor kanla
Bomba kusan uçaklar gökyüzünde dans ederken,
Silah sesleri bayram ezgilerini bastırıyor.
Açlıkla, sefaletle boğuşmakta koca bir halk,
Bir çocuk daha ölüyor, umutlar bir daha yıkılıyor.
Kurban Bayramı’nın kucakladığı Filistin’de,
Bir milletin kalbi bazen
göğe asılmış bir niyazdır;
ipek sanılır dokusu,
oysa kanla yazılmış bir avazdır.
Kumaş değildir tenin,
Yalnızım.
Dalıp gitmişken bir yerlere balkonda
Rüzgârın okşadığı akşamlarda.
Eski günler canlanıyor
Anılarımda
Gözlerimizde paslı kilitler,
ellerimizde görünmez zincirler var,
bir karanlık örüyor günlerimizi
kör bir iğneyle,
düşüncesizce.
I. İkiyüzlülerin Sofrası
Bir sofra kurarlar,
beyaz örtüler serilir,
altın çatal, gümüş kaşık parlar.
“Buyurun!” derler halka.
Ayyuka çıktı yoksulun ahı
Gözyaşıyla suladı toprakları.
Çekilmez oldu zulüm,
Keder
Açlıktan kavrulmakta yürekler.
Yaratana binlerce şükür diye diye
KAÇ
Yalnızlığına kaç dostum.
Yalnızlığın bittiği yerde başlar
alkışlar
hokkabazlık
Çınarların gölgesinde büyüdüm ben,
Soğuk suların konakladığı kuyularda,
Avuçlarıma düşen ilk serinliği,
Yayla’nın kalbinde duydum önceden.
Tozlu’nun yollarında yalınayak koşarken,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!