Yalnızım.
Dalıp gitmişken bir yerlere balkonda
Rüzgârın okşadığı akşamlarda.
Eski günler canlanıyor
Anılarımda
Gözlerimizde paslı kilitler,
ellerimizde görünmez zincirler var,
bir karanlık örüyor günlerimizi
kör bir iğneyle,
düşüncesizce.
I. İkiyüzlülerin Sofrası
Bir sofra kurarlar,
beyaz örtüler serilir,
altın çatal, gümüş kaşık parlar.
“Buyurun!” derler halka.
Ayyuka çıktı yoksulun ahı
Gözyaşıyla suladı toprakları.
Çekilmez oldu zulüm,
Keder
Açlıktan kavrulmakta yürekler.
Yaratana binlerce şükür diye diye
KAÇ
Yalnızlığına kaç dostum.
Yalnızlığın bittiği yerde başlar
alkışlar
hokkabazlık
Çınarların gölgesinde büyüdüm ben,
Soğuk suların konakladığı kuyularda,
Avuçlarıma düşen ilk serinliği,
Yayla’nın kalbinde duydum önceden.
Tozlu’nun yollarında yalınayak koşarken,
Bir sabah uyanmak istiyorum,
Şehir camlarının ardında olmadan
Toprağın sessizliğini diliyorum,
Bir kuşun kanat çırpışında yankılanan…
Pencereden baktığımda
I. Kıvılcım
Bir sabah doğdu karanlığın içinden,
Bir umut sızdı taş duvarların ardından.
Selanik’te bir bebek ağladı sessizce
Ve maviye boyandı Dünya o gece.
Dağ başında açan gelinciksin,
Eğilse de rüzgârda kırılmayan.
Sinende köylerin ezgisi var,
Saçlarında doğduğu yer güneşin,
Her adımında bereketi taşıyan…
Sen benim havam, suyum, toprağım.
Ege’yle Akdeniz’in köşesi
Gönlümde bitmeyen düşler.
Bir yanım yeşil, bir yanım mavi,
Seninle güzeldir her an, her yer.
Menteşe’de bacaların yükselir gururla,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!