1995 doğumlu Gazeteci Yazar aynı zamanda şiir yazmayı da sever şiirlerinde hakikatler vardır
Biz beyaz atlarımıza bindiğimizde,
Gök susar, yer dinlerdi nal sesimizi.
Ufuk, kılıcın parıltısına benzerdi,
Ve kader, avuçlarımızda titrerdi sessizce.
Rüzgâr omzumuzda sancak olurdu,
Bir sabah ezanı sustu Urumçi’de,
Göğe yükselen ses zincire vuruldu.
Minareler yetim kaldı sessizlikte,
Bir millet, kendi yurdunda savruldu.
Aktarırız vakti geldiğinde
bizdeki emaneti bir başkasına;
ne ben kalır ortada
ne de “benim” diyecek bir iz.
Bu yol sahiplik yolu değil,
Gazze derler adına,
Bir şehir değil yalnızca;
Bir yara, bir secde,
Bir sabır mektebi.
Taşın hafızası vardır Gazze’de,
Gazze, taşın kalbe döndüğü yer,
kanın secdeye aktığı sabah.
Kurşun geçer bedenden
ama teslimiyet geçmez imandan.
Ateş yağar gökten,
yer “Hasbiyallah” diye inler.
Kalabalık bir sokakta yürürken
herkes bağırır biraz, kimse duymaz aslında.
Sesler çarpışır havada,
ama en çok susan kazanır o savaşı.
Bir sabah otağında sustu devletin sesi,
Rüzgâr bile eğildi, yavaşladı nefesi.
Atlar kişnemedi o gün, sancak durdu yerde,
Bir sessizlik yürüdü ordunun her neferde.
Karanlık uzun olabilir, ama gece ebedî değildir,
Her zulmün ardında saklı bir sabah vardır.
Yıkılmış duvarlar, susmuş ezgiler…
Sanma ki sonsuza dek susar.
Doğu Türkistan
Gazze’nin gecesi uzun derler,
Biz biliriz; zulmün saati uzundur sadece.
Çünkü sabah, en çok mazlum kapısına gelir,
Ve güneş, en önce sabredenlerin yüzünü öper.
Taşlardan çocuklar büyüttü bu toprak,
Davul vurur vakte karşı,
Tekbir yükselir seherden.
Bir yiğit düşer toprağa
Adı yazılır kaderden.
Can dediğin bir emanetti,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!