1995 doğumlu Gazeteci Yazar aynı zamanda şiir yazmayı da sever şiirlerinde hakikatler vardır
Artık güneşi görmek istiyorum,
Bulutların ardında saklanan değil,
İçime doğan sıcaklığıyla
Karanlığı sessizce dağıtan bir güneşi.
Ben vazgeçtim...
Kapısını çalmadığım umutları beklemekten,
Gelmeyeceğini bile bile yolları gözlemekten.
Biz beyaz atlarımıza bindiğimizde,
Gök susar, yer dinlerdi nal sesimizi.
Ufuk, kılıcın parıltısına benzerdi,
Ve kader, avuçlarımızda titrerdi sessizce.
Rüzgâr omzumuzda sancak olurdu,
Deli dolu bir rüzgâr gibisin sen,
Girdiğin her ortamı neşeyle dolduran.
Bir kahkahan yeter bazen,
Bulutları dağıtıp güneşi doğuran.
Dostluğun çıkar bilmez, hesabı yoktur,
Bir sabah ezanı sustu Urumçi’de,
Göğe yükselen ses zincire vuruldu.
Minareler yetim kaldı sessizlikte,
Bir millet, kendi yurdunda savruldu.
Allah'tan geldik bir nefes gibi, Bir sabah vakti düşen çiğ gibi. Dünya dedikleri kısa bir misafirlik, Gölge misali geçer ömür sessizlik.
Kimi zaman sevinç, kimi zaman keder, İnsan yürür durur, bilmeden ne eder. Her adım yazılır kader defterine, Her yol çıkar sonunda Rabbin huzuruna.
Aktarırız vakti geldiğinde
bizdeki emaneti bir başkasına;
ne ben kalır ortada
ne de “benim” diyecek bir iz.
Bu yol sahiplik yolu değil,
Gazze derler adına,
Bir şehir değil yalnızca;
Bir yara, bir secde,
Bir sabır mektebi.
Taşın hafızası vardır Gazze’de,
Bir çocuk çizdi gökyüzünü mavi diye,
Oysa duman kaplamıştı ufukları.
Bir güvercin kondu yıkılmış bir duvara,
Taşıyordu kanatlarında yarım kalmış baharları.
Gazze, taşın kalbe döndüğü yer,
kanın secdeye aktığı sabah.
Kurşun geçer bedenden
ama teslimiyet geçmez imandan.
Ateş yağar gökten,
yer “Hasbiyallah” diye inler.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!