Mengene ile sıkılmış vakitlerin ardından
gecenin ekşimiş tadı dişlerimizde kalmıştı.
Yatsıya durmuş düşlerimizi
kalbimizin en ıssız raflarına kilitlemiştik;
ışığın bile bakmayı unuttuğu yerlere…
Akıl ettiklerimizin yorgunluğu
iliklerimizde dolaşan bir eza gibiydi.
Ne tam bir umut vardı
ne de bütünüyle çökmüş bir yenilgi—
araf bir bekleyişti içimizde.
Medcezirli kıyılarımıza
yalnız hatıralar değil, zaman da sızardı.
Kum, geçmişi hatırlayan bir hafıza gibi
izlerimizi geriye bırakırdı.
Ne başa dönebilir
ne de kendimizle kalabilirdik.
Fırtınayı içimize alırdık,
göğsümüzde büyüyen bir gök gibi.
Her açılma
bir vedanın başlangıcıydı;
gidilenlerden çok kendimizi uğurlardık.
Yine de yürürdük—
çünkü durmak, çöküşün başka adıydı.
Benliğimiz ışığını taşırdı,
çatlamış camlardan sızan bir sabırla.
Her çatlak biraz daha ayrılıktı.
Heder anlara
geri dönüşsüz mühürler vururduk.
Kuruyan her mühür, eksilen bir “biz”di.
Virane mazimiz,
yorgun rıhtımlarda unutulmuş gemiler gibi
içine kapanmış bir ufku tütsülerdi.
Her gemi, gidilmemiş bir yolun yasını tutardı.
Gevşeyen anlarımız
içimizde dönen eksik bir makine gibi gıcırdardı.
Her uyanışta rafa kaldırılmış ruhum
çocukluğun kırılgan sevdalarına eğilirdi.
Her sabah yeniden kaybolmayı öğrenir,
her kayıpta anne kucağını arardık.
İlk sevmenin o korunaklı yuvasında
kendimizi eksilttikçe çoğalırdık.
Sevdiğimizi yanımızda tüketir,
uzaklığa “hasret” derdik.
Bir ismi uzaklaştırınca
içimizde büyüyeceğini sanırdık.
Oysa ne mesafe çoğaltırdı sevgiyi
ne de susmak derinleştirirdi.
Düşüşlerimizi
ranzadan düşmek kadar basit sanırdık;
oysa her düşüş
bir mevsimi kırardı.
Yamalı bir dünyada
söküklerimizi dilsizlikle örterdik.
Unutmanın siyahıyla
hatırlamanın sarısı arasında
yarım cümleler kalırdı sokaklara.
Her sokak seni anlatırdı.
Bazen “aşkı öldüren kavuşmaktır” der,
yenilgimize eskimiş bir kılıf geçirirdik.
Oysa her kavuşma
başka bir yitirilişti.
Seni alfabeme emanet ederdim.
Yazdıkça çoğalırdın;
kelimeler ismini ezberlerdi.
Seni düşündükçe yürürdüm—
sokaklar küflenmiş bir rüzgâra döner,
her köşem seni gülümserdi.
Bahçeleri dolduran gül rayihası
içimdeki boşluğu doldurur,
çocukluğum arttıkça eksilirdim.
Ne yağmur kokusuna aldanırdım
ne sabah serinliğine;
kitap raflarının kokusu bile
beni yitik bırakırdı.
Yoklukta birlikte olduğumuz günler,
varlıkta yitirdiklerimizin yankısıydı.
Ne vakit “varız” dediğimiz anda
biraz daha eksilirdik.
Terazi artık zamanı değil, insanı tartardı.
Ve biz
her geçişte biraz daha hafiflerdik—
dünya bizi taşımaktan vazgeçer gibi;
hep daha hafif,
hep daha unutuluş…
Kayıt Tarihi : 30.04.2026 00:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
İki insan, zamanla yıpranan bir ilişkinin içinde kalır. Ne tamamen kopabilirler ne de eskisi gibi kalabilirler; arada, yorucu bir belirsizlikte sıkışırlar. Hatıralar ve suskunluklar büyüdükçe birbirlerinden uzaklaşırlar. Sevgileri bitmez ama içten içe tükenir. Sonunda fark etmeden hem birbirlerini hem de kendilerini kaybederler.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!