Bu cihân bir handır, gelen gider konmadan;
Nice sultan göçüp gitti, muradına onmadan!
Rahş-ı tende ruh süvârı, râh-ı gurbet sürmede;
Menzil-i yâr hayâliyle, gece gündüz yürümede...
Uzundur bu seyr ü sefer, sarptır geçitleri hem;
Nice yolcu yolda kalmış, gaflet ile her dem.
Menzil-i yâr ırak görünür, azıksız çıkan yolcuya;
Nice kervan dağılıp gitmiş, bî-tâkat yokluğa.
Süvârî, ten rahşını sürer gurbet çölünde;
Dizginini muhkem tutmaz ise kalır hevâ önünde.
Rahşına verip cümle zâdı, aç bırakma;
Onu doyurup da rahşını dermânsız koyma.
Ne rahşıbî-tâkat eyle, ne süvârîyi bî-nevâ;
İtidâl üzre yürüyen, erişir menzil-i yâra.
Muhkem tutmalı, bir an olsun salmamalı dizgini;
Serkeş olur ten rahşı, bulmaz doğru menzilini.
İki ses var gönül içre, her dem çeker bir yana:
Biri akl-ı selîm olur, biri hevâdırcâna.
Nefs-i emmâreharâmîdir, bu gurbet ilinde;
Akl-ı selîmreh-nümâdır, ehl-i irfân dilinde.
Dizginini akla veren, varır menzil-i yâra;
Nefse uyan yol şaşırır, kalır kendi nârına.
Yazılır her yolcunun, kendi elinden akıbeti:
Ya menzile erer, ya gurbet olur nihâyeti...
15.06.2026
19:45
Bekir Erçalışkan
Kayıt Tarihi : 31.08.2026 18:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!