Bir sabah kadın gözlerini günün ilk ışıklarıyla araladı. Fakat her zamanki o hafif tebessüm, o içten kıpırtı yoktu dudaklarında. Başında zonklayan bir ağrıyla uyanmıştı. Daha gözlerini tam açmadan aklına gelen ilk düşünce kahvaltıydı. Akşamdan pazıları suya koymuştu; “Onları nasıl pişireceğim?” diye geçirdi içinden. İçten içe bir dua fısıldadı: “Allah’ım bana yardım et.” Ardından büyük bir güçlükle doğrulup mutfağa yöneldi.
Uzun zamandır bir rahatsızlığı vardı aslında. Ama insan bazen umuda tutunur; geçecek diye bekler, kendini avutmaya çalışır. O da öyle yapmıştı.
Bir süre sonra ev halkı birer birer uyandı. İlk olarak eşi geldi yanına. Kadın yorgun bir tebessümle “Günaydın,” dedi. Adam ise yüzünü bile yumuşatmadan, sadece başını hafifçe sallayıp geçti. Kadın her gün biraz daha içine gömülüyor, biraz daha inciniyordu; ama bunu kimseye belli etmemeye çalışıyordu.
Adam masaya oturdu.
“Çay dök,” dedi kısa ve buyurgan bir sesle.
Kadın eşinin gözlerine baktı. O bakışın içinde yorgunluk, kırgınlık ve sessiz bir acı vardı. “Tamam,” dedi yalnızca.
Yüzündeki ağrı ve halsizlik dışarıdan fark edilecek kadar açıktı; fakat kimsenin dikkatini çekmiyordu. Kadın içinden sessizce geçirdi: “Ne kadar değersizim.”
Kahvaltı bittiğinde adam bu kez çoraplarını istedi. Kadın o ana kadar içinde biriktirdiği şeylerin ağırlığıyla, ilk kez sert bir sesle karşılık verdi:
“Çorabını kendin al.”
Adam şaşkınlıkla ona baktı. Bu tepkiyi eşinden ilk defa duyuyordu. Bir anlık duraksamanın ardından sertleşti:
“Sen bu evin kadınısın. Sen getireceksin.”
Kadın yavaşça konuştu:
“Sen de bu evin erkeğisin. Hasta olduğumu gördüğün halde neden bana böyle davranıyorsun?”
Adam omuz silkti.
“Kötü davranmıyorum. Neyin var ki? Turp gibisin.”
Bunu söyleyip arkasını döndü. Daha birkaç adım atmıştı ki kadın bir anda yere yığıldı. Sessizce, oracıkta hayata veda etti.
Ne yazık ki bu, onların son konuşmasıydı.
O günden sonra adamın kulaklarında hep aynı cümle çınladı:
“Çorabını kendin al.”
Fakat asıl unutamadığı, o cümleyi söylerken kadının gözlerindeki kırgınlıktı. Çünkü insan, kendi yaptığı şeyi kendinden saklayamaz. Vicdan, insanın en sessiz ama en inatçı tanığıdır.
Zaman geçti. Adam yeniden evlendi. Fakat yeni eşi ona hiçbir zaman kahvaltı hazırlamadı, çoraplarını getirmedi, elbiselerini uzatmadı. Evlilikleri belirli sınırlar ve kurallar içinde sürdü; ne eksik ne fazla.
Adam her sabah kendi kahvaltısını hazırlayıp işe giderken, bazen bir an durup geçmişe bakar gibi olurdu. Ve o bakışlar yine karşısına çıkardı. Telafi edilemeyen bir gönül kırgınlığı gibi.
Oysa insanlığın en sade ve en gerekli erdemi şudur:
Vefaya şefkatle, sevgiye sevgiyle, saygıya saygıyla karşılık vermek.
Kadınlar çoğu zaman vefakârdır. Ailesi için yorulur, fedakârlık yapar, çoğu şeyi sessizce omuzlar. Karşılığında istedikleri şey ise çoğu zaman çok basittir: biraz saygı, biraz sevgi.
Ama bazen farkında olmadan kırarız onları. Sadece eş olarak değil, evlat olarak da… Oysa onlar da yorulur, onlar da üzülür, onlar da insan.
Emekleri çoğu zaman görünmez olur.
Şunu unutma sevgili okur:
İster annen olsun, ister eşin… Dışarıda insanlara gösterdiğin nezaketin, özenin ve gülümsemenin en fazlasını aslında onlar hak eder.
En büyük hatalardan biri, en güzel gülümsemeleri dışarıya dağıtıp, evdekine gerekli görmemektir.
Ve ne yazık ki insan, bazı gerçekleri çoğu zaman ancak çok geç anlar.
Beden susar, iyilik kalır zaman içinde
Hayat değişir bilgi tohumları yeşerir güne
Bir ışık söner günün sonundan doğarken gece
Binbir heceden göçüp gider Fatma öğretmen.
Zaman ağır bir soruya dönüşür
Bir emeğe bir öğrenci uçurum taşır içinde.
Fatma Nur Çelik öğretmenimize ithafen… nurlar içinde uyusun.
Niye bu kadar dilenir olduk bir avuççuk sevgi için? Çok mu zor du papatyaları toprağında sevmek. Irkına bakmadan ekilmez miydi güller?
Din çok mu önemliydi sevgi için? Hangi çiçeği dini mezhebi için kokladınız? İnsan topraktansa şayet; sırf bunun için sevmeye değmez miydi? …
Evet, kapı diyorum muvakkit adı yirmi dört soyadı saat. Eşikte duruyor kimileri yani hiç anlamıyorum ne içeri ne dışarı… madem ki çalmışız kapıyı Allah misafirisin işte, gir içeri Allah ne verdiyse ye iç çalış, ama eşikte durma…
Aslı Birer
Muvakkit;
Yani, burada sıradan bir reformdan değil, acil ve varoluşsal bir meseleden söz ediyorsun. Kadınların öldürüldüğü, değersizleştirildiği, kamusal alandan dışlandığı bir dünyada mesele artık bireysel değil; medeniyet meselesidir diyorsun.
Dünyanın gerçek kalkınma seferberliği, kadınların eğitimine öncelik verdiği gün başlar. Seferberlik diyorum, çünkü, kadınların öldürüldüğü bir dünyada nesilleri hem fiziksel hem de yetiştiren vasfını unutmasını insanın kendi ayağının altını eşmesi olarak görüyorum Muvakkit.
Aslı Birer
-Çakır;
Zaman ilerledikçe daha çok şey değişiyor muvakkit, perdenin arasından süzülen ışığın parlaklığı daha da artıyor. Gözlerimden süzülüp bilmediğim karanlıklara ulaşıyor. Mesela diyorum memlekette bir seferberlik olacaksa bu kadınları eğitmek üzerine olmalı…
Aslı Birer
Zaman sadece fiziksel güzelliğinizi negatif yönlü değiştirmez, aynı zamanda ruhunuzu tıpkı bir heykeltraş gibi şekillendirip onarır. Bu yüzden yaşlanmaktan hayıflanmayı bırakın ve sanat eserinizle övünün.
Anlam sadece görüntü değildir. İnsanın, insana yaşattığı faydadır.
Düşünsene gülün güzelliğini sadece bakan görür. Lakin kokusunu ona yaklaşan herkes duyar.
İnsanın değeri, vitrinde nasıl durduğuyla değil;
hayata girdikten sonra ne işe yaradığıyla ölçülür.
ŞİDDET ZEHİRDİR
Epstein Adası, insan beyninin vardığı en karanlık istasyonu gösterir.
Para ve güç, karakter gelişmemişse; sahibinin üstüne sürülmüş zehirli bir parfümdür:
etrafını öldürür, sahibini ise insanlıktan çıkarır ve çürütür.
Anne ve babalar;
İnsan yetiştirin.
Diğerlerine özenmeye gerek yoktur.
Bilgisayar başında şiddeti oyun diye oynatın,
sevmeyi değil nefret etmeyi öğretin.
Kitap okumasın, tiyatroya gitmesin — yeter.
Sonra akran zorbası olsunlar.
Büyüyünce kadın tüccarı, katil, çocuk istismarcısı…
“Kaliteli” hırsızlar, namuslu namussuzlar,
mesleğine ve mevkiine yakışmayan meslek erbapları.
Ve en sonunda:
sizi yöneten katiller olsunlar. Bana masal anlatmasınlar hiç kimse dünyanın iyiliği için kılını bile kıpırdatmıyor..
Öyleyse muvakkit şimdi tam da zamanı rüzgarlı tepeden uçurtmalar uçurmanın. Belki de güllerle konuşuruz sanki kokladıkça özlem giderir gibi. Ya da gülücükler saçarız öyle olur olmadık.
Çakır:
İnsanları uzun süre gözlemledim; olayları, yönelimleri ve tekrar eden yazgıları sabırla tarttım. Şunu fark ettim ki, ister erkek ister kadın olsun, libidosu ölçüsüzce işleyen birey, yaşamını çoğu zaman tek bir eksene kilitler. Hayalini daraltır, bakışını dışarıya başkalarının bedenine, onayına, arzusuna sabitler. Böylece hayatı bir imkânlar bütünü olarak değil, tek bir itkiden ibaret sanır. Bu yönelimin bedeli zamanla görünür olur. Elli yaşına gelindiğinde, kaçırılmış bir hayat sessizce karşılarına dikilir. Ne bir tiyatro salonunun karanlığında kendileriyle yüzleşmişlerdir ne bir kitabın sayfaları arasında başka bilinçlerle temas etmişlerdir. Çocuklarıyla oyun oynamadan büyümüş, eşleriyle en verimli çağlarında ortak bir hatıra inşa edememişlerdir. Yaşanabilecek olan yaşanmamış, ertelenen her şey zamanın kasasına kilitlenmiştir. Zamanın acımasızlığıyla meşhur olduğu söylenir; oysa zaman zalim değildir, sadece öğretmendir.
Ne var ki dersini uzun uzun anlatmaz. İnsanlara çoğu zaman tek bir salise tanır: Geriye dönüp bakma anı. O anda anlaşılan şudur hayat, dar bir arzunun değil, çoğul bir anlamın talebidir.
Muvakkit:
Ben muvakkitim; saatleri kurar, anları tartarım. Sana şunu söyleyeyim: Zaman kimseyi acele ettirmez, ama kimseyi de beklemez. İnsan, bir itkisini hayatın tamamı sandığında, ben sessizce ilerlerim.
Ne uyarırım ne de engellerim.
Şunu bil: Arzu, yaşamak için bir işarettir; ama yönsüz bırakıldığında bir put olur. Hayatını tek bir dürtünün saatine ayarlayan, sonunda benimle yüzleşir ve geç kalmış olduğunu sanır. Oysa geç kalan zaman değildir; idrak geç uyanmıştır.
Eğer şimdi bu satırları okuyorsan, sana henüz saliselerim var demektir. Onları harcama. Kur. Ayarla. Çünkü ben, sadece ölçerim; anlamı sen inşa edersin.
Çakır ile muvakkit arasında geçen zaman hakkındaki diyalog
Çakır::
Canım çok sıkılıyor muvakkit dünya saatiyle; insan, insana “kıyasıya” yaşamayı seçmiş.
Muvakkit:
Dünya saati bazen
dakikaları değil,
hayatları öğütür.
Ve güçlü olan,
zamanı da silah gibi kullanır.
Çakır;
Güçsüz ülke” dedikleri şey
aslında nedir biliyor musun?
zamanı savunmasız bırakılmış insanlardır.
Çoluk çocuk demeden olan da bu:
Saat,
kimi koruyacağını seçmez, oysa insan seçiyor! Demek ki muvakkit asıl acımasız olan bizmişiz.
Yazıyorum; çünkü içim doluyor, taşıyor. Yazıyorum; çünkü anlaşılmak, okunmak, görülmek istiyorum. Çünkü düşünüyorum ve insana dair olan kelimelerin samimiyeti beni büyülüyor, beni büyütüyor…
Aslı Birer
Zamanın içinde pervasızca dönen kanatları iyice açılmış simsiyah bir yoz ejderhası var ve o uçtukça aklıma, yüreğime, bedenime çarpıp duruyor, yaralanıyorum, çocukların, kadınların, güçsüzlerin çığlıklarını duymak istemiyorum. Ama duymazsam olmaz, o zaman insan olmaktan çıkarım. Olmaz olamaz bir şeylerim olmayabilir ama ben de hala insana dair bir şeyler var. Don kişot’un yel değirmeni gibi belki umut ama savaşmak da onun meselesi değil ki yani onur meselesi.
Bal mı? balçık mı?
Boğazına takılan kılçık mı?
:))))) uçuk kaçık biraz da salakçık.
Ne bal ne balçık, bazen kılçık, bazen kızılcık. Anla işte be kocaman bir yalancık.
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
10.03.2026 - 12:48EN DEĞERLİ VAKİTLER; KAYBETMEDİKLERİN…
Bir sabah kadın gözlerini günün ilk ışıklarıyla araladı. Fakat her zamanki o hafif tebessüm, o içten kıpırtı yoktu dudaklarında. Başında zonklayan bir ağrıyla uyanmıştı. Daha gözlerini tam açmadan aklına gelen ilk düşünce kahvaltıydı. Akşamdan pazıları suya koymuştu; “Onları nasıl pişireceğim?” diye geçirdi içinden. İçten içe bir dua fısıldadı: “Allah’ım bana yardım et.” Ardından büyük bir güçlükle doğrulup mutfağa yöneldi.
Uzun zamandır bir rahatsızlığı vardı aslında. Ama insan bazen umuda tutunur; geçecek diye bekler, kendini avutmaya çalışır. O da öyle yapmıştı.
Bir süre sonra ev halkı birer birer uyandı. İlk olarak eşi geldi yanına. Kadın yorgun bir tebessümle “Günaydın,” dedi. Adam ise yüzünü bile yumuşatmadan, sadece başını hafifçe sallayıp geçti. Kadın her gün biraz daha içine gömülüyor, biraz daha inciniyordu; ama bunu kimseye belli etmemeye çalışıyordu.
Adam masaya oturdu.
“Çay dök,” dedi kısa ve buyurgan bir sesle.
Kadın eşinin gözlerine baktı. O bakışın içinde yorgunluk, kırgınlık ve sessiz bir acı vardı. “Tamam,” dedi yalnızca.
Yüzündeki ağrı ve halsizlik dışarıdan fark edilecek kadar açıktı; fakat kimsenin dikkatini çekmiyordu. Kadın içinden sessizce geçirdi: “Ne kadar değersizim.”
Kahvaltı bittiğinde adam bu kez çoraplarını istedi. Kadın o ana kadar içinde biriktirdiği şeylerin ağırlığıyla, ilk kez sert bir sesle karşılık verdi:
“Çorabını kendin al.”
Adam şaşkınlıkla ona baktı. Bu tepkiyi eşinden ilk defa duyuyordu. Bir anlık duraksamanın ardından sertleşti:
“Sen bu evin kadınısın. Sen getireceksin.”
Kadın yavaşça konuştu:
“Sen de bu evin erkeğisin. Hasta olduğumu gördüğün halde neden bana böyle davranıyorsun?”
Adam omuz silkti.
“Kötü davranmıyorum. Neyin var ki? Turp gibisin.”
Bunu söyleyip arkasını döndü. Daha birkaç adım atmıştı ki kadın bir anda yere yığıldı. Sessizce, oracıkta hayata veda etti.
Ne yazık ki bu, onların son konuşmasıydı.
O günden sonra adamın kulaklarında hep aynı cümle çınladı:
“Çorabını kendin al.”
Fakat asıl unutamadığı, o cümleyi söylerken kadının gözlerindeki kırgınlıktı. Çünkü insan, kendi yaptığı şeyi kendinden saklayamaz. Vicdan, insanın en sessiz ama en inatçı tanığıdır.
Zaman geçti. Adam yeniden evlendi. Fakat yeni eşi ona hiçbir zaman kahvaltı hazırlamadı, çoraplarını getirmedi, elbiselerini uzatmadı. Evlilikleri belirli sınırlar ve kurallar içinde sürdü; ne eksik ne fazla.
Adam her sabah kendi kahvaltısını hazırlayıp işe giderken, bazen bir an durup geçmişe bakar gibi olurdu. Ve o bakışlar yine karşısına çıkardı. Telafi edilemeyen bir gönül kırgınlığı gibi.
Oysa insanlığın en sade ve en gerekli erdemi şudur:
Vefaya şefkatle, sevgiye sevgiyle, saygıya saygıyla karşılık vermek.
Kadınlar çoğu zaman vefakârdır. Ailesi için yorulur, fedakârlık yapar, çoğu şeyi sessizce omuzlar. Karşılığında istedikleri şey ise çoğu zaman çok basittir: biraz saygı, biraz sevgi.
Ama bazen farkında olmadan kırarız onları. Sadece eş olarak değil, evlat olarak da… Oysa onlar da yorulur, onlar da üzülür, onlar da insan.
Emekleri çoğu zaman görünmez olur.
Şunu unutma sevgili okur:
İster annen olsun, ister eşin… Dışarıda insanlara gösterdiğin nezaketin, özenin ve gülümsemenin en fazlasını aslında onlar hak eder.
En büyük hatalardan biri, en güzel gülümsemeleri dışarıya dağıtıp, evdekine gerekli görmemektir.
Ve ne yazık ki insan, bazı gerçekleri çoğu zaman ancak çok geç anlar.
Yazan; Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
05.03.2026 - 23:01Beden susar, iyilik kalır zaman içinde
Hayat değişir bilgi tohumları yeşerir güne
Bir ışık söner günün sonundan doğarken gece
Binbir heceden göçüp gider Fatma öğretmen.
Zaman ağır bir soruya dönüşür
Bir emeğe bir öğrenci uçurum taşır içinde.
Fatma Nur Çelik öğretmenimize ithafen… nurlar içinde uyusun.
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
28.02.2026 - 17:34Niye bu kadar dilenir olduk bir avuççuk sevgi için? Çok mu zor du papatyaları toprağında sevmek. Irkına bakmadan ekilmez miydi güller?
Din çok mu önemliydi sevgi için? Hangi çiçeği dini mezhebi için kokladınız? İnsan topraktansa şayet; sırf bunun için sevmeye değmez miydi? …
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
28.02.2026 - 17:25İnsanlık;
Halbuki barış savaştan daha faydalı, güçlü ve özgür bir çocuktu. Bizim için savaşı büyütüp, barışı neden öldürdüler?
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
27.02.2026 - 06:56Evet, kapı diyorum muvakkit adı yirmi dört soyadı saat. Eşikte duruyor kimileri yani hiç anlamıyorum ne içeri ne dışarı… madem ki çalmışız kapıyı Allah misafirisin işte, gir içeri Allah ne verdiyse ye iç çalış, ama eşikte durma…
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
19.02.2026 - 18:32Bir kapı var ama kalıcı değil. Üstelik biz o kapıyı seçmiyoruz.
Doğum çalıyor - biz içeri itiliyoruz.
Ölüm çalıyor - biz dışarı çıkarılıyoruz.
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
19.02.2026 - 18:28Ne menem bir şey şu yaşamak, bir kapın var önü doğum, arkası ölüm.
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.02.2026 - 15:43Muvakkit;
Yani, burada sıradan bir reformdan değil, acil ve varoluşsal bir meseleden söz ediyorsun. Kadınların öldürüldüğü, değersizleştirildiği, kamusal alandan dışlandığı bir dünyada mesele artık bireysel değil; medeniyet meselesidir diyorsun.
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.02.2026 - 15:40Çakır;
Dünyanın gerçek kalkınma seferberliği, kadınların eğitimine öncelik verdiği gün başlar. Seferberlik diyorum, çünkü, kadınların öldürüldüğü bir dünyada nesilleri hem fiziksel hem de yetiştiren vasfını unutmasını insanın kendi ayağının altını eşmesi olarak görüyorum Muvakkit.
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.02.2026 - 15:35Muvakkit;
Neden “seferberlik” Çakır? Bu çok zorlayıcı bir ton değil mi?
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.02.2026 - 15:31-Çakır;
Zaman ilerledikçe daha çok şey değişiyor muvakkit, perdenin arasından süzülen ışığın parlaklığı daha da artıyor. Gözlerimden süzülüp bilmediğim karanlıklara ulaşıyor. Mesela diyorum memlekette bir seferberlik olacaksa bu kadınları eğitmek üzerine olmalı…
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
06.02.2026 - 18:17Zaman sadece fiziksel güzelliğinizi negatif yönlü değiştirmez, aynı zamanda ruhunuzu tıpkı bir heykeltraş gibi şekillendirip onarır. Bu yüzden yaşlanmaktan hayıflanmayı bırakın ve sanat eserinizle övünün.
Anlam sadece görüntü değildir. İnsanın, insana yaşattığı faydadır.
Düşünsene gülün güzelliğini sadece bakan görür. Lakin kokusunu ona yaklaşan herkes duyar.
İnsanın değeri, vitrinde nasıl durduğuyla değil;
hayata girdikten sonra ne işe yaradığıyla ölçülür.
Aslı Birer
2026
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
05.02.2026 - 06:55ŞİDDET ZEHİRDİR
Epstein Adası, insan beyninin vardığı en karanlık istasyonu gösterir.
Para ve güç, karakter gelişmemişse; sahibinin üstüne sürülmüş zehirli bir parfümdür:
etrafını öldürür, sahibini ise insanlıktan çıkarır ve çürütür.
Anne ve babalar;
İnsan yetiştirin.
Diğerlerine özenmeye gerek yoktur.
Bilgisayar başında şiddeti oyun diye oynatın,
sevmeyi değil nefret etmeyi öğretin.
Kitap okumasın, tiyatroya gitmesin — yeter.
Sonra akran zorbası olsunlar.
Büyüyünce kadın tüccarı, katil, çocuk istismarcısı…
“Kaliteli” hırsızlar, namuslu namussuzlar,
mesleğine ve mevkiine yakışmayan meslek erbapları.
Ve en sonunda:
sizi yöneten katiller olsunlar. Bana masal anlatmasınlar hiç kimse dünyanın iyiliği için kılını bile kıpırdatmıyor..
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
21.01.2026 - 10:32Hiçbir zaman “gönder’e” demedim. Hep “göğe” dedim. Çünkü benim gözümde bayrağım hep göklere çekildi.
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.01.2026 - 09:29Çakır:
Öyleyse muvakkit şimdi tam da zamanı rüzgarlı tepeden uçurtmalar uçurmanın. Belki de güllerle konuşuruz sanki kokladıkça özlem giderir gibi. Ya da gülücükler saçarız öyle olur olmadık.
Muvakkit:
Bugün,
saat durabilir.
Zaman incinmez
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.01.2026 - 09:27Çakır:
İnsanları uzun süre gözlemledim; olayları, yönelimleri ve tekrar eden yazgıları sabırla tarttım. Şunu fark ettim ki, ister erkek ister kadın olsun, libidosu ölçüsüzce işleyen birey, yaşamını çoğu zaman tek bir eksene kilitler. Hayalini daraltır, bakışını dışarıya başkalarının bedenine, onayına, arzusuna sabitler. Böylece hayatı bir imkânlar bütünü olarak değil, tek bir itkiden ibaret sanır. Bu yönelimin bedeli zamanla görünür olur. Elli yaşına gelindiğinde, kaçırılmış bir hayat sessizce karşılarına dikilir. Ne bir tiyatro salonunun karanlığında kendileriyle yüzleşmişlerdir ne bir kitabın sayfaları arasında başka bilinçlerle temas etmişlerdir. Çocuklarıyla oyun oynamadan büyümüş, eşleriyle en verimli çağlarında ortak bir hatıra inşa edememişlerdir. Yaşanabilecek olan yaşanmamış, ertelenen her şey zamanın kasasına kilitlenmiştir. Zamanın acımasızlığıyla meşhur olduğu söylenir; oysa zaman zalim değildir, sadece öğretmendir.
Ne var ki dersini uzun uzun anlatmaz. İnsanlara çoğu zaman tek bir salise tanır: Geriye dönüp bakma anı. O anda anlaşılan şudur hayat, dar bir arzunun değil, çoğul bir anlamın talebidir.
Muvakkit:
Ben muvakkitim; saatleri kurar, anları tartarım. Sana şunu söyleyeyim: Zaman kimseyi acele ettirmez, ama kimseyi de beklemez. İnsan, bir itkisini hayatın tamamı sandığında, ben sessizce ilerlerim.
Ne uyarırım ne de engellerim.
Şunu bil: Arzu, yaşamak için bir işarettir; ama yönsüz bırakıldığında bir put olur. Hayatını tek bir dürtünün saatine ayarlayan, sonunda benimle yüzleşir ve geç kalmış olduğunu sanır. Oysa geç kalan zaman değildir; idrak geç uyanmıştır.
Eğer şimdi bu satırları okuyorsan, sana henüz saliselerim var demektir. Onları harcama. Kur. Ayarla. Çünkü ben, sadece ölçerim; anlamı sen inşa edersin.
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.01.2026 - 09:22Çakır ile muvakkit arasında geçen zaman hakkındaki diyalog
Çakır::
Canım çok sıkılıyor muvakkit dünya saatiyle; insan, insana “kıyasıya” yaşamayı seçmiş.
Muvakkit:
Dünya saati bazen
dakikaları değil,
hayatları öğütür.
Ve güçlü olan,
zamanı da silah gibi kullanır.
Çakır;
Güçsüz ülke” dedikleri şey
aslında nedir biliyor musun?
zamanı savunmasız bırakılmış insanlardır.
Çoluk çocuk demeden olan da bu:
Saat,
kimi koruyacağını seçmez, oysa insan seçiyor! Demek ki muvakkit asıl acımasız olan bizmişiz.
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
31.12.2025 - 22:48Yeni yıl hepimize sağlık huzur mutluluk getirsin diliyorum dünyaya da merhamet sevgi ve bereket
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
17.12.2025 - 18:19Yazıyorum; çünkü içim doluyor, taşıyor. Yazıyorum; çünkü anlaşılmak, okunmak, görülmek istiyorum. Çünkü düşünüyorum ve insana dair olan kelimelerin samimiyeti beni büyülüyor, beni büyütüyor…
Aslı Birer
?si=1VSRyHd59IlY3SV0
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
17.12.2025 - 17:55Zamanın içinde pervasızca dönen kanatları iyice açılmış simsiyah bir yoz ejderhası var ve o uçtukça aklıma, yüreğime, bedenime çarpıp duruyor, yaralanıyorum, çocukların, kadınların, güçsüzlerin çığlıklarını duymak istemiyorum. Ama duymazsam olmaz, o zaman insan olmaktan çıkarım. Olmaz olamaz bir şeylerim olmayabilir ama ben de hala insana dair bir şeyler var. Don kişot’un yel değirmeni gibi belki umut ama savaşmak da onun meselesi değil ki yani onur meselesi.
Aslı Birer
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
24.11.2025 - 00:24Havada türbülans kaçınılmaz.
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
24.11.2025 - 00:23Vecihi ye sormuşlar ideal evlilik nasıl olur diye
Demiş; havalanmak için düğmeye basmak lazım. Ama iki düğme yok.
Uyduran Aslı :))
aşk
24.11.2025 - 00:15Gökten üç ?? düşmüş, biri kırmızı öteki yeşil diğeri..?
aşk
24.11.2025 - 00:11Bal mı? balçık mı?
Boğazına takılan kılçık mı?
:))))) uçuk kaçık biraz da salakçık.
Ne bal ne balçık, bazen kılçık, bazen kızılcık. Anla işte be kocaman bir yalancık.
Toplam 2502 mesaj bulundu