Asıl şimdi ölmeliyim /umarsızlığımda.
Fincanın kulağına dokunur turuncu..
Irmaklar geçer aklımızdan / çocukluğu sal yaparak
Özgür bir ülke hayal ederiz
Hiç olmadık koyağında bulutların.
Yıldızlar kadar çok özleriz avuç kokusunu.
..
Savrulsun kadehler ay bulansın bu gece
O ince ellerinden güller beyaza bürünsün
Bir kızıl şarap tadında aşk kanıma girsin
Ey yar başıma gelen en güzel şey sensin
O narin ellerin bir kır çiçeğinin güzelliğidir
Parmaklarının arasından dökülür dağlar
..
Geldi yine bir turuncu, belki yeşil
Didindi kapısında ay tomurcuğu bir gece
Kovalar kuytu bir derinliği gölgen
Kul olmuşum, köle olmuşum gölgene ben
..
Göz yaşlarında oluşan gölde ki çiçeksin
Cinleri perileri kıskandıran meleksin
Sen o mavi gözlerinin derinliğindesin
Sen nergizsin sen turuncu açan çiçeksin
Sular bile senin güzelliğine ağlamış
Gözlerine bakarken derinliğine dalmış
..
sessizlik ve salondaki kırmızı halı
unuttuk bir müddet sonra her zamanı
sen olmuşsun olmamışsın masalı
her zaman anlatılır zaten...
uykusu gelmiş bir hayat ve yalnızlık
hayata kendinden verdiğin ilk harçlık
..
Yakınlık derecesine göre şekillenir, iç içe geçer hayatlar...
Dünyalar kurulur, dünyalar yıkılır birlikte,
enkazını kaldırmak düşer sevdiklerimize.
O zaman belli olur dost...
'Arkadaşımın arkadaşı' olanlar çekilir kenara,
sesler kesilir, iner perde...
Açılır nefeslerin birbirine karıştığı mesafeler,
..
Yeryüzünden fışkırdılar yeraltından değil,
karınca gibi, sel olup. -sayıları çok olan.
Ve seddi kırıp geçtiler
tuğla diye bir şey kalmadı turuncu …
Dünya yüzeyini kapladılar yeryüzünden.
..
Yeterki beni bırakıp gitmesin
Yeterki kadife varlığı odamda olsun
Yeterki sabah çayımda gelsin
Yeterki hesabıma servet katsın
Yeterki safaride beraber olalım
Yeterki KIA otomobili ben götüreyim
Yine yeşil benim Afrikama
..
Bilirim bitmez senin,
Turuncu sevdaların.
Kucağında büyüttüğün
Uygarlıklar,
Mavi sütüne muhtaç.
Güneş sende güneştir,
Deniz sende deniz
..
Saatidir gelmenin
Bilirim.
Akşam bastırırken,
Tomurcuklanır alnında
En eski tarihin.
Bir damar açılır;
Ellerin kanar.
..
…………… Sarıyı çağrıştıran açık kestane renkli büyük bir zarfla resmi mi yolladım aldın mı? Her mektubunda zarftan çıkan resmine bakmadan yazdığın satırları okurum önce soluksuz derdin ve yazdığım kalemden satırlara dökülen kelimeler, gözlerinle buluştuğunda ellerime dokunduğunu hisseder, bırakmak istemediğini okudukça avuçlarımızın kenetlendiğini söylerdin…
…………… Ertesi gün Saatli Hana giderek baba mesleğini devam ettiren son nesil yaşlı Hattata mektubumu samanlı sarı kağıda el yazısı ile yazdırmak için bırakıp, iş çıkışı alarak diğerlerinin yanına sırayı takip ederek turuncu renkli duvarına asacağını söylerdin… Sen söylerdin, ben gizli, çocuksu ve mağrur gurur duyar, Nobel Edebiyat ödülüne bu yıl aday adayı olacağımın sürrealizminde bana ait olmayan mutlulukları ödünç alırdım düşlerimden… Onlarca deste kağıt ve hiç bitmeyen kalemimle küçük ıssız bir adaya düşerdim ödünç alınan düşlerimin ertesinde ve ödenmemişliğinde… Hiç durmadan yazardım, yoksa susuz kalır, aç kalır, soluğum kesilirken, güneş altında tenimde oluşan yanıklarım bireysel sevişmelerimin hafif meşrepliğine engel olur, barikatlar kurardı… Yıllar geçiyordu…
…………… Varsayımlardan realiteme döner ve bugün sana neler yazacağımı düşünürken üzerimdeki kıyafetlerin albenisi renksizleşir, soluklaşırdı… Sen önce mektubuma sarılır, merak ederken bu kez hangi ucunu yaktığımı, ben renklerini çingene gözüyle seçtiğim giysilerimi resim karesine taşır, öksüz kalırdı masanın üzerinde ve ters çevrilmiş resmim… Nice sonra ve lütfen baktığında şakaklarıma düşen kırların biraz çoğaldığını söyler, başka değişiklik göremezken gözlerin, sigaramın dumanına hüzün dolu gözyaşlarım karışır, kendimi dumandan dolayı gözlerim yaşardı diye kandırırdım ve sen bilmezdin, görmezdin, gözlerimin yaşını, neden yaşardığını… Yine de kirpiklerimi korumaya çalışır ve ıslanmışlığında dökülmesin diye yıkardım hemen ve bilirdim ne çok sevdiğini kalın, siyah, sürmeli gibi duruşlarına rimelsiz, maskarasız hayranlığını… Yıllar geçiyordu…
…………… Toksinlerimi biraz olsun atabilmek için dalga seslerinin martı çığlıklarına karıştığı sahile doğru biraz yürümek, sabahçı çay ocağında kömür ateşinde demlenmiş koyu bir çay içmek için çıkmaya karar vermişken geri dönüyor ve hep üzerimde taşıdığım küçük not defterimi alıyor çıkıyorum sana yeniden ve yine yazmak, kelimelerimi ellerinle buluşturmak için… Çayımı karıştırırken yanımda beliren, şımartılmayı bekleyen köpek yavrusuna yüz vermiyor başımı çevirdiğim yönde üniversiteli iki aşık gencin meraklı bakışlarını hissediyorum üzerimde ve delikanlı merhaba hocam dedikten sonra son kitabım elinde imza istiyor… Tekrar yerine oturduğunda kısa saçlı, çizmeli, Anadolunun kilim motifi deseninden şile bezi gömlek giymiş kız arkadaşına bir şeyler söylerken Sevgiliye Mektuplar adlı kitapların yazarı olduğumu söylüyor, kız oralı olmadan sevgilisinin boynuna küçük bir buse konduruyor… Gençlerin de çay parasını ödeyip kalkıyor, kıyıya yakın yerde mavi kayığının üzerinden olta sallayan küçük çocuğu izliyorum, ustalıkla en uzak noktaya ulaştırdığı misinasını çekene kadar bekliyorum… Tuttuklarını kovaya atarken bana hiç dönüp bakmıyor, anlaşılan rakıma meze yapacağımı düşünüyor, günaha girmek istemiyor babasının akşamcılığında…
..
Antalya’nın uzun Yaz gecelerinde;
Ay ne kadar yakın.
Bahçelerden turuncu ve parlak,
Bir portakal ışık saçarak;
Kopup dalından göğe yükselmiş.
İri, çay tepsisi kadar.
On katlı bir binanın biraz üzerinde,
..
Bir gece daha sabaha kavuştu.
Güneşin doğuşu bile sancılı.
Gözlerim alev topu sabahı bekledim.
Yetmedi gözyaşım söndürmeye,
Diktim gözlerimi karlı karanlık tepelere.
Belki kar söndürür gözlerimi diye.
Turuncu bir ateş yumağı gibi,
..
Arabaya bindim,
İstanbul’a gittim.
Kadıköy’de indim
Ablama gittim.
Ablam pasta yapmış,
İçine çikolata katmış,
Üstüne krema atmış.
..
Manzara
Turuncu çinili çatı teraslarıyla
baca külahları arasında
kayıp gider bataklık sisi,
kül rengidir fareler misali,
..
muştuyu aldım gözlerinden
ey yükselen gün
turuncu Üsküdar
rüzgarı tuzlu
mavi sabahlar
vitrinleri mahmur
güzel huylu şehir
..
Sabah doğunca gün,
Yalayarak geçer güneş ışınları
Mavi dalgaları…
Sürtünerek geçer yapakların arasından
Uyandırır ürkek tavşanları…
Bir martı ay ışığında yıkar kanadını
Oysa güneşin kalbine yazdım ben senin adını
..
Dedim ay kız bir ok vurdun bu cana
Dedi aşık benden aman diliyor
Dedim layık mısın vezire hana
Dedi vezir değil sultan diliyor
Dedim hemen üçbin tümen yetmeli
Dedi sarraf beşbine de satmalı
..
Martı ve küçük siyah balık
Gözlerinde eski çağlardaki savaşçıların şahin bakışları
Kanatlarını kullanışında bir kartalın semalardan süzülüşünden kırıntılar
Kirli bedeninde uzun göçlerden kaf dağına ulaşmış o leyleğin silueti
Yüzünde bir akbabanın zavallı küçük avına pençesini sunmadan önceki mağrur gülüşü
Ve bakışları balçığa dönmüş şehir gölünde kıpırdamakta olan küçük siyah balığa gömülü
..
Hayat varlik sahibine tayin seyri seferdir
Henüz bitmemis bir vadeyi özüne itibar olan ciy cemrelerinden
Her sirasi gelenin topragini ekip,
Bahcesine baglanip,
Suyuna salinip giden sandalkayiklariyla
Turuncu bahar tomurcuk cagla limansiz dalga ve cicek cimen körpe bakir
Gayri duran yürüyen eylenen neresinde nesi varsa
..



