Türkiye'de insan yaşlandığını doğum günü pastasındaki mumlardan anlamıyor artık.
İZBAN turnikesinde anlıyor.
Cebinden 65 yaş üstü ücretsiz kartını çıkarırken…
Bir zamanlar aceleyle koştuğu trenlere artık ağır ağır yürürken…
Ve en kötüsü… Kimsenin onu beklemediğini fark ederken.
Hayat dediğin şey zaten biraz da budur.
Gençken önünde sonsuz raylar var sanırsın.
Üniversite bitecek… İş kurulacak… Ev alınacak…
Sevdiğin kadın gitmeyecek… Dostların hep yanında kalacak…
Memleket düzelecek…
Sonra bir bakıyorsun…
Ne sen aynı sensin, ne şehir aynı şehir,
Ne de hayaller aynı hayal.
İnsan gençken zamanı harcar.
Yaşlanınca zamanı arar.
Ama iş işten geçmiştir.
İşte asıl sessizlik burada başlar.
O yüzden bazı insanlar emekliliği
Huzur değil, hesaplaşma gibi yaşar.
Çünkü maaş bağlanır,
Ama umut kesilir.
Bir istasyon düşünün…
Kalabalık var ama kimse kimseye bakmıyor.
Herkes bir yerlere yetişme derdinde.
Bir köşede yaşlı bir adam cebine uzanıyor.
Kartını turnikeye okutuyor.
"BİP..."
Aslında geçen sadece kart değil.
Ömür geçiyor.
Bir zamanlar hedef dediği şeylerin
Çoğunun gerçekleşmediğini anlıyor.
Bazı hayallerin sadece gençliğe ait olduğunu,
Bazı trenlerin gerçekten kaçtığını…
İnsan en çok o sesle anlıyor.
Çünkü hayat acımasızdır.
Kimse sana, "Biraz bekleyelim," demiyor.
"Senin de hayallerin vardı."
Tren geliyor.
Duruyor.
Kapısını açıyor.
Ve gidiyor.
Sen yetişebilirsen hayat senin oluyor.
Yetişemezsen… Peronda kalıyorsun.
Sonra insanlar buna kader diyor.
Oysa bazen mesele kader değil.
Ertelemek.
Çünkü insan hayatta
En çok zamanı küçümsüyor.
Ve sonra zamanı arıyor.
Bir gün İZBAN istasyonunda
Cebinden ücretsiz geçiş kartını çıkarırken,
Sessizce şu cümleyi kuruyor:
"Artık vakit geçmiş… Tren de kaçmıştır."
Muhsin Yener
Muhsin YenerKayıt Tarihi : 2.07.2026 22:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Türkiye'de insan yaşlandığını doğum günü pastasındaki mumlardan anlamıyor artık. İZBAN turnikesinde anlıyor. Cebinden 65 yaş üstü ücretsiz kartını çıkarırken… Bir zamanlar aceleyle koştuğu trenlere artık ağır ağır yürürken… Ve en kötüsü… Kimsenin onu beklemediğini fark ederken. Hayat dediğin şey zaten biraz da budur. Gençken önünde sonsuz raylar var sanırsın. Üniversite bitecek… İş kurulacak… Ev alınacak… Sevdiğin kadın gitmeyecek… Dostların hep yanında kalacak… Memleket düzelecek… Sonra bir bakıyorsun… Ne sen aynı sensin, ne şehir aynı şehir, Ne de hayaller aynı hayal. İnsan gençken zamanı harcar. Yaşlanınca zamanı arar. Ama iş işten geçmiştir. İşte asıl sessizlik burada başlar. O yüzden bazı insanlar emekliliği Huzur değil, hesaplaşma gibi yaşar. Çünkü maaş bağlanır, Ama umut kesilir. Bir istasyon düşünün… Kalabalık var ama kimse kimseye bakmıyor. Herkes bir yerlere yetişme derdinde. Bir köşede yaşlı bir adam cebine uzanıyor. Kartını turnikeye okutuyor. "BİP..." Aslında geçen sadece kart değil. Ömür geçiyor. Bir zamanlar hedef dediği şeylerin Çoğunun gerçekleşmediğini anlıyor. Bazı hayallerin sadece gençliğe ait olduğunu, Bazı trenlerin gerçekten kaçtığını… İnsan en çok o sesle anlıyor. Çünkü hayat acımasızdır. Kimse sana, "Biraz bekleyelim," demiyor. "Senin de hayallerin vardı." Tren geliyor. Duruyor. Kapısını açıyor. Ve gidiyor. Sen yetişebilirsen hayat senin oluyor. Yetişemezsen… Peronda kalıyorsun. Sonra insanlar buna kader diyor. Oysa bazen mesele kader değil. Ertelemek. Çünkü insan hayatta En çok zamanı küçümsüyor. Ve sonra zamanı arıyor. Bir gün İZBAN istasyonunda Cebinden ücretsiz geçiş kartını çıkarırken, Sessizce şu cümleyi kuruyor: "Artık vakit geçmiş… Tren de kaçmıştır." Muhsin Yener




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!