Camdaki buhara, çizmişim gül yüzünü.
Önce saçların dağıldı, sonra gözlerin...
Bir gülüşün kaldı geriye, bir de;
Gözlerinde kaybolan derin yalnızlığım.
Söz, çoktan duman oldu, karıştı karanlığıma...
Bir gülüşün kaldı
Acıtır yaşam bir zaman sonra canını,
Kendine yalan söyleyemediğin anları yaşarken.
Hiç tadın yoktur....Hiç rengin yoktur.
Pembe olan her şeyden iğrenirsin.
Hayat başarısızlığını yüzüne vurmaktadır çünkü.
Yenik düşenlerin yazgısıdır bu utanırsın.
Söz senden açıldığında;
Bir yalnızlığım dile gelir,
Bir de yüreğim.
Yüreğimi çoktan hiçe saydım
Sen uzaklara daldığında...
Ama ısrarcı yalnızlığım senden gayrisini
İstanbul yağmur kokuyordu
Ben yağmura,
İstanbul bana karışıyordu..
Martılar çığlığında aklım dolaşıyordu.
Bir devir içimde batarken
Zaman bağrımı deşiyordu.
Sen,
İp atlar, top oynar,
Utangaç gülücükler dağıtırsın,
Sevdiklerine.
Bebeğine ninniler söyler,
Yanlışı yaptığında,
İlk başarısızlığım değildi ama,
İlk intaharımdı.
Gözlerinin uçurumuna,
Kaygısızca atışım kendimi.
Melodi olmak gecenin bir yarısı.
Bir mısrada küçücük,
Yaramaz, sıradan bir hece olmak.
Kağıda dökülmekten bir parça utanmış.
Unutmayı bilmeyen bir yüreğin
Unutmayacağım haykırışıyım şu an.
Biliyorum geleceksin bir gün.
Bil ki,
Ben sadece o gün için yaşıyorum.
Saçlarıma dokunacaksın.
Yanaklarımı okşayacaksın usul usul.
Kır çiçeklerinin süslediği topraklarda.
Bir aşk vardı düşümde,
Dokusuna tutsak olduğum.
Bir sevdaya öykündü yüreğimde,
Kokusuyla bildiğim.
Ey kahkahasına vurulduğum düş,
Gel de gönlüm sevinsin.
Bilinen bir alemin,
Bilinmeyen bir kuytusunda,
Sokak kedisi misali,
Bir kaybolmuşluğu taşıyor bu yürek.
Ne mevsimler eski mevsim,
Ne renklerde o eski tat var.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!