sınırlar da koymadım,
dört demedim,
seni binlerce mevsime serdim.
beklerken,
her mevsimi ayrı sevdim...
Sinsi bir yağmur inceden inceye Y
İçime işleyen çaresizliğim ile.
Pazartesi gecesi sessizliği yine
Sisli, soğuk ve kışın habercisi.
Kurumaya başladı hayatın yaprakları,
Bir bir dökülüyor dizelerim gibi
sırtın kapıya dönük olurdu hep.
sağ omuzun sol omuzuma değerdi
ve bakışların bakışlarıma...
cesurdun benim olmadığım kadar
ve kadındın çocukluğuma inat...
ne kadar kısa bir aşk hikayesi
size hiç sevdiğiniz öl dedimi?
bana dedi...
siz hiç severken öldünüz mü?
ben öldüm...
sevdiğim öl dedi
ben bugün öldüm...
şimdi gülüyorlar bana,
ağaçlar kaldırımlar kuşlar.
bu yollar, rüzgâr...
hatta işte bu kağıt kalem bile.
kahkahaları;
bu şehri uyandıracak kadar...
soğuk bir kış günüydü,
hem havanın, hem de yüreğimin buz kestiği bir vakit.
her yer kar altında, buzu çiğnerdi ayaklarımız.
Hüseyin ağabeyimizin salladığı
o kocaman teneffüs zili ile
okulun bahçesi çocuk neşesi ile dolardı.
sokaklardan vazgeçmeyen,
haylaz çocuklar var içimde,
sen yine de sokakta koyma beni...
bin kere dünyaya gelsem böyle,
bin kere karşılıksız severim yine,
Sokaklar sensiz, her yer ıssız bu akşam
Masamda iki mum, resmin bakıyor bomboş
Ayrılığın yıl dönümü şarkılar sarhoş
Anlamıyor dinlemiyor avunmuyor artık
Fırtınalar kopuyor
Tehlikeli bu limanlar
söküyorum gökyüzünden yıldızlarımı,
saçlarına tutuşturuyorum ellerimle.
ateşe veriyorum dünkü hikayelerimi...
dumanına ismini yazıyorum ard arda...
ırmaklar çiziyorum avuçlarının içine,
sende yıkıyorum defalarca aç bedenimi.
son bir kez geçeceğiz seninle bu şehirden,
yürek yüreğe, el ele son bir kez...
nispet yapar gibi,
düşman çatlatır gibi...
gökyüzüne haykıracağız,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!