Bazen kendi kendime soruyorum,Aşk dediğin nedir
Yağmurun toprağa düşerken çıkardığı o ilk koku mu,
yoksa karın yeryüzünü incitmeden örtüşü mü?
Bir çiçeğin sabaha gözlerini açışı gibi mi,
hiç görmediği güneşe güvenişi gibi mi?
Ben seni hiç tanımadım.Adını bilmiyorum.
Sesin nasıl, gülüşün hangi mevsime benzer bilmiyorum.
Ama içimde bir yer,sanki seninle konuşuyormuş gibi yıllardır.
Belki bir serçenin kanadında rastlaştık,
belki bir çocuğun saf gülüşünde.
Belki bir kedinin başını okşarken içime dolan merhamette.
Belki de her gece gökyüzüne bakarken
aynı yıldıza dalıp,aynı hayali kurduk.
Aşk…
Birini bulmak değilmiş meğer.
Kalabalığın içinden bir yüz seçmek değil.
Aşk, birbirini bulmakmış.Yarım kalmış iki cümlenin
aynı suskunlukta tamamlanmasıymış.
Ben seni aramıyorum aslında.
Kendimi arıyorum.Çünkü biliyorum,
insan kendini bulduğu yerde aşkı da bulur.
Yağmur gibi gelmelisin mesela,
fazla değil ama eksik de değil.
Kar gibi beyaz,ama içimi üşütmeden.
Bir bahar sabahı gibi,çiçekleri zorlamadan açtıran.
Hayalimde yürüyorsun bazen yanı başımda.
Elini tutmuyorum.Sadece aynı yöne bakıyoruz.
Konuşmuyoruz belki ama
aynı şeyi hissediyoruz.
Diyorum ki kendi kendime
“Eğer bir gün karşıma çıkarsa...tanırım”
Çünkü aşk,
göz rengi değil, yüz hatları değil.
Aşk, kalbin bir başka kalbi ev sandığı yerdir.
Ve ben,henüz tanışmadığım kadına
şimdiden şunu söylüyorum içimden
Gelme aceleyle.
Ama geldiğinde ben olayım. Sen ol.
Ve biz,birbirimizi değil,
kendimizi bulmuş olalım.
Çünkü aşk,
yaşamın içindeki en sessiz mucize,
en gerçek cesaret,
ve insanın kendine doğru çıktığı en uzun yolculuktur.
Ve ben o yolculuğun henüz başındayım belki,
belki de çoktan ortasında…Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum
bir nehir denize kavuşacağı günü bilmez,
yine de akmaktan vazgeçmez.
Ben de vazgeçmiyorum senden,
henüz varlığını bilmediğim senden.
Bazen bir ormanda yürürken
ağaçların arasından süzülen ışıkta görüyorum seni.
Bir yaprağın rüzgâra direnmeden dans edişinde.
Doğa bana şunu fısıldıyor sanki,
“Her şey zamanını bekler”
Çocuklar gibi sevmek istiyorum seni,
hesapsız,yarın korkusu olmadan.
Bir çocuğun gökyüzüne bakıp
“Bulutlar neden gidiyor” diye sorması kadar saf,
ama cevabı aramadan da mutlu kalabilmesi kadar temiz.
Belki bir gün bir köşede otururken
iki yabancı gibi başlayacağız hayata.
Ama gözlerimiz,
sanki yıllardır aynı rüyayı görmüş gibi bakacak birbirine.
İşte o an anlayacağım
Aşk seni bulmak değilmiş,
aynı yolda yürümeye razı iki kalbin
korkmadan kendisi olmasıymış.
Ne saklanmak,ne rol yapmak,
ne eksik görünmemek için çabalamak…
Aşk,
yaralarını gösterebildiğin yerde çiçek açmakmış.
Ben seni beklerken aslında büyüyorum.
Yağmurlar sabrı öğretiyor bana,
kar sessizliği,çiçekler yeniden başlamayı.
Hayvanların sadakati,çocukların inancı,
gökyüzünün sonsuzluğu…
Hepsi bana şunu söylüyor
“Gerçek olan gecikse de gelir”
Ve eğer bir gün gerçekten karşılaşırsak,
belki şaşırmayacağım bile.
Çünkü ben seni bir yabancı gibi değil,
uzun bir yolculuktan dönen
eski bir his gibi karşılayacağım.
O zaman diyeceğim ki içimden
Demek buydu…Bunca mevsimin,
bunca bekleyişin,bunca hayalin anlamı buydu.
Aşk,
iki insanın birbirine tutunması değil,
iki insanın yan yana,özgür kalabilmesiydi.
Ve sen geldiğinde,
ne dünya değişecek belki,
ne gökyüzü başka renge dönecek…
Ama ben,ilk defa tamamlanmış değil,
tam olacağım.
Ve şimdi yine kendi kendime konuşuyorum…
Farkındayım,şiir yine uzadı.
Belki birileri der ki
“Bu kadar söze ne gerek var
Özlüyorum de, seviyorum de, bitsin.”
Ama aşk bu kadar kısa mı gerçekten
İki kelimeye sığacak kadar küçük mü
içimde büyüttüğüm o bilinmez kadın
Evet, istersem kestirip atabilirim.
“Özledim” derim.
“Sevdim.” derim.
Bir nokta koyar çıkarım.
Ama ben inanmıyorum o söze…
Hani derler ya,
“Bir adam bir cümle yazmış, bütün hayatı anlatmış”
Ben daha adını bilmediğim kadını
bunca satırda anlatamadım.
Demek ki aşk,tek bir cümle değil.
Bir ömürlük paragraf.
Hatta bazen yarım kalan bir kitap.
Belki seni hiç tanımadım,ama içimde yerin var.
Belki yüzünü görmedim,ama hayalinle büyüdüm.
Ve şimdi düşünüyorum da,
belki de mesele seni anlatamamak değil
belki aşk,anlatmaya çalışırken insanın kendini keşfetmesidir.
Ben bu satırlarda seni ararken
kendi kalbimin derinliğini gördüm.
Yağmurun neden içimi titrettiğini,
karın neden huzur verdiğini,
bir çocuğun gülüşünün neden umut olduğunu anladım.
Çünkü aşk,bir kadını beklemek değil sadece
hayata karşı incelmemekmiş.
Ve evet,şiir uzadı.
Ama içimdeki his kısalmadı.
Kelimeler yoruldu belki,ama kalbim susmadı.
Belki bir gün gerçekten karşıma çıktığında
hiçbir şey söyleyemeyeceğim.
Belki bütün bu satırlar
tek bir bakışta eriyip gidecek.
O zaman anlayacağım…
Aşk anlatmak için değilmiş,yaşamak içinmiş.
Ve ben,
adını bilmediğim kadına,şimdiden şunu söylüyorum
Eğer bir gün bu satırları okursan,
bil ki seni kelimelerle değil,bekleyişimle sevdim.
Çünkü bazı aşklar
“seviyorum” demekle değil,
o kelimeyi söylemeye değecek bir kalbi
taşıyabilmekle başlar.
Ve belki de bütün mesele tam burada başlıyor…
Ben seni hiç görmeden bu kadar düşünüyorsam,
demek ki aşk yüzle başlamıyor.
Bir göz rengine tutunmadım henüz,
bir gülüşe kapılmadım.Ama içimde bir yer,
sanki sen varmışsın gibi yer açtı sana.
Bazen kendime gülüyorum
“Bu kadar bilinmeze nasıl bu kadar inanırsın” diyorum.
Sonra gökyüzüne bakıyorum.
Hiç dokunmadığım yıldızlara inanıyorum da
sana mı inanmayacağım?
Rüzgârı görmüyorum ama hissediyorum.
Kalbimi görmüyorum ama biliyorum.
Belki seni de öyle bileceğim.
Ve evet…Şiir yine uzuyor.
Çünkü içimde susturamadığım bir ses var.
Diyor ki,“Gerçek olan acele etmez”
Belki bir şehir kalabalığında omuz omuza geçeceğiz,
belki aynı kitapçıda aynı sayfaya uzanacağız,
belki de yıllar sonra bir bankta
iki yorgun insan gibi oturacağız.
Ama o an,içimdeki bütün mevsimler susacak.
Ne yağmur anlatacak kendini,
ne kar,ne'de çiçekler…
Çünkü ben artık örnek vermeye ihtiyaç duymayacağım.
Aşkı doğadan ödünç aldığım benzetmelerle değil,
yanında durarak anlayacağım.
Ve belki o gün,bunca satırın özeti tek bir nefes olacak.
Ama yine de şunu biliyorum
Ben bu şiiri sana yazmadım sadece.
Ben bu şiiri,aşka inanmaktan vazgeçmeyen kalbime yazdım.
Çünkü aşk,bir gün birini bulmaktan çok,
o gün geldiğinde hazır olmaktır.
Ve ben hazırım.Adını bilmediğim kadın…
Sen neredeysen,hangi yağmurun altındaysan,
hangi hayali kuruyorsan…
Bil ki bir yerlerde...
seninle aynı umudu taşıyan bir adam var.
Ve o adam,
kısacık bir “seviyorum” demek yerine,
seni hak edecek kadar
derin sevmeyi öğreniyor.
Ve şimdi…duruyorum.
Çünkü farkındayım,şiir yine uzadı.
Kelimeler çoğaldı,ben sustukça satırlar konuştu.
Belki gerçekten,iki kelime yeterdi.
“Özledim”
“Seviyorum”
Ama ben seni iki kelimeye sığdıramadım.
Adını bilmediğim kadın,
yüzünü görmediğim halde
kalbimde yer açtığım sen…
Seni anlatmaya çalışırken
kendimi anlattım.
Aşkı ararken inandığım şeyi büyüttüm.
Ve şimdi anlıyorum
Şiir uzadı çünkü,aşk kısa değil.
Aşk bir cümle değil,bir bekleyiştir.
Belki bir gün karşılaştığımızda
hiçbirini söylemeyeceğim bu sözlerin.
Belki sadece bakacağım.Ve o bakışta
bütün bu satırlar susacak.
O zaman anlayacağım...
Ben seni bulmadım.
Sen beni bulmadın.
Biz,kendimiz olabildiğimiz yerde
birbirimizi bulduk.
Ve şimdi…Şiir burada bitsin.
Çünkü aşk anlatıldıkça değil,
yaşandıkça tamamlanır.
Ve eğer bir gün gerçekten karşıma çıkarsan,
bu uzun şiirin bütün kelimeleri susacak...
geriye sadece kalbimin “işte evim” deyişi kalacak.
Erkan Tankut
Kayıt Tarihi : 27.2.2026 23:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Erkan Tankut kaleminden... " Tankutbey "




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!