Suskunluk Şiiri - Güven Küçük

Güven Küçük
81

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Suskunluk


İnsan en çok söylemek istediklerini içinde çürütürken yorulurmuş,
Kelimeler boğazda birer kor ateş gibi düğümlenip kalırmış.
Haksızlık karşısında değil, haklıyken dahi sözü bitermiş bazen,
Dilin sustuğu o dar vakitte, kalbin gizli hükmü yazılırmış.
Anlatmaktan vazgeçince ruh, kendi kuyusunun derinliğine gömülürmüş;
Dünyayı bir kenara bırakıp, o dipsiz boşluğun içinde sessizce, susarmış insan.

​Sökülürken yüreğin yerinden, feryadı göğü deler de kimseler duymazmış,
O an bir tufan koparmış içinde, ama dışarıya tek bir damla sızmazmış.
İçindeki o yangın dinmek bilmez, hiçbir su o ateşi söndürmezmiş.
Avaz avaz susmanın dilini öğrendim, hiçbir dili öğrenemediğim kadar...
Kendi gürültüsünden kaçıp, karanlığın o serin gölgesine sığınırmış,
Yarası kanadıkça, o sızıyı dindirmek için öylece dilsizce, susarmış insan.

​Yutkunursun da, kelimeler boğazında birer cam kırığına dönüşür,
Konuşsan canın yanacak, sussan ruhun her gece bin kez ölür.
Dilin damağına yapışır, kendi sesinden bile korkar olur yüreğin.
İçindeki o kimsesiz şehirde, anılar birer birer sessizliğe gömülürmüş,
Anlaşılmayı beklemekten yorulup, kendi karanlığına çekilirmiş,
Kelimelerin bittiği o ıssız limanda, dilsiz bir fırtınayla, susarmış insan.

​Bakışların yorgun, dilin yorgun, ruhun yorgun düşersin kaldırım köşesine,
İçinde feryatlar kopar, her sözcüğü ipe çekersin sokak lambasının gölgesinde.
Yüreğinden sökülen her kelime diline yük olur taşıyamazmış,
Artık anlatacak bir cümlesi kalmaz, sönermiş içindeki o yaşama ışığı.
Bir dağ gibi yıkılıp kendi içine, kimselere yük olmadan gizlice,
Göğüs kafesindeki o umut kuşunu kendi eliyle azad edip, susarmış insan.

​Gidenin arkasından "kal" demek, bazen en ağır prangaymış diline,
Göz göze gelince o son bakışta, damla damla kan düşermiş gözlerine.
Kelamın bittiği yerdir susmak, hiçbir veda bu kadar can yakmaz.
Gitmeyi kafasına koyan birine, konuşmak fayda etmeyeceği için,
Kalbinin o büyük yankısını toprağa gömer, yanarsın için için.
Vedayı bir mühür gibi dudaklarına vurup, gidenin ardından, susarmış insan.

​Susmak yeni bir dilmiş meğer; alfabesi hüzün, her harfi dertten...
Bütün lisanları unuturmuş kalp, çığlık çığlığa susarmış.
Öğrenirmiş her geride kalan bu dili, kopunca hayat denen o incecik telden,
Kaçarmış kendi gerçeğinden bile, sığınıp kalırmış o sessizliğe.
Kelimeler birer hançer olup parçalarken dilini,
Kendi mezarına çekilip, susarmış insan.

​Söyleyemediği her bir cümle, birikirmiş ruhun en karanlık dehlizinde,
Konuşmak kolaymış da, susmak en büyük imtihanmış dert denizinde.
Eksik kaldıkça heceler, susarak tamamlanırmış yarım kalan kelimeler.
Bağıra bağıra susabilirmiş insan, dile binlerce kilit vurulurmuş.
İhanetler çarkı dönerken, parça parça susmayı öğrenirsin;
Canın çekilirken bedeninden, yaşamayı unutup susarmış insan.

​Bin parçaya bölündüğünde yüreğin, kan revan kelimeler düşmez diline,
Yalnızlığın ilmeğini geçirip boynuna, sessizce gömülürsün kendi içine.
Bir yarım kalmışlığın şarkısıymış meğer suskunluk...
Kelâm biter, kalem biter, şiir biter, sessizliğin vaveylasıdır her sessiz yakarış.
Göğsüne çöken o devasa boşlukta, kendi sesini kendi eliyle boğarmış.
Karanlık köşe başlarında son nefesini verirken de, susarmış insan.

Güven Küçük
Kayıt Tarihi : 21.03.2026 19:46:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!