Şiirler fısıldadığı o rûhu özler Âdem,
Çizgilerden ve çehrelerden ârî, bir salt cevheri.
Ne yüzün o telâşlı hatları, ne sesin o celâl tınısı,
Ne zamana yenik, seyrekleşmeye meftun saç telleri,
Ne de o beyaz, ince, upuzun parmakların tenhâsı...
Hatta pencerene vuran o sarı perdelerin akşamüstü sızısı bile değil.
O, düpedüz bir rûhu özler;
Sûretten ve maddeden hevesini çekmiş bir uyanıklığı.
Üstüne yakıştıra yakıştıra giydirdiği,
O dünyalık anlamların hırkasından soyunduğunda,
Henüz bağını koparamamış, o çıplak ve mukaddes rûhu özler.
Çünkü bilir; libas eskir, mânâ bâkî kalır.
Öyle bir özlemek ki bu;
Hem dirilten kör bir kuyu, hem her gün yeniden öğreten bir mektep,
Gülüşün kıyısında yeşeren, hüznün kalbinde demlenen...
Bazen bir gölgeye sığınılacak kadar ait,
Bazen bir uçurumun kenarında ürkecek kadar yabancı.
Ama ne yana dönse, alnına çizilmiş o ezelî çizgi: Kader.
O rûh ki, kendinden bir cüzdür,
Kendi kuyusundan çekilmiş aslî bir sudur.
İnsan, uzağındaki bir yabancıyı değil,
Kendinde olup da kendinden taşanı,
Kendiyle bir olan o gizli "hüve"yi özler.
Şimdi ne vakit bir mısra düşse sokağa,
Anlar ki Âdem; özlenen ne bir evdir, ne bir çehre.
Özlenen, iki ten arasında kaybolmuş,
Fakat iki cihân arasında hep bir kalmış o kadîm esrârdır...
Kayıt Tarihi : 11.07.2026 21:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (4)