Siradan bir hayat
“Vakur güzel sevgilim…
Aşk, âlemin mihre-i mütenâsıdır”
demiştim.
Ben o gün, bir cümlenin bile insana yuva olabileceğini öğrenmiştim.
Seni ilk kez İstanbul’un yorgun taşları arasında gördüm.
Geceyi uzun bir sigara gibi içiyordu şehir
külü damlıyordu duvarlara
ve insan, en çok da
kendine yetişemediği gecelerde yaşlanıyordu
Gül açar ismin anılınca Medîne ufkunda,
sabah mahcup bir nûr gibi eğilir o anda.
Bülbül susar, söz çekilir kendi iç sükûtuna,
bir sen kalırsın gecenin en ince noktasında.
Gözlerin…
Kahveye düşmüş bir akşam semâsı gibi derin,
Bir yudumunda bin ömür saklayan kadîm bir iklim.
Ben seni ilk gördüğüm vakit, göğün bütün yıldızları
Sessizce çekilip ayın eteğine sığındı sevgilim.
Mihr-i ruhsârınla nur olur âfâk u zemîn,
İksîr-i la‘lindir eden cânıma her dem teskin. Hüsnünün hayretiyle secde eder mâh u nücûm,
Rûhumu mest eyleyen ol çeşm-i esmerindir bugün.
İltifâtınla güler bağ-ı dil-i zâr u hazîn,
Cân içinde cân olursun ey melek-hû, nâzenîn.
Aşkın ile yandı gönül, şem‘a döndü her nefes,
Gözlerin…
sanki semânın en suskun yerinden düşmüş iki kahve vakti.
Bir insan bakınca değil;
uzun bir kıştan sonra içine ilkbahar değince yorulur sana.
Rûhebra
ben sana düzenli bir cümle olamadım
içimde her şey eksik ve kırık
geceyi taşıyorum
gündüz beni reddediyor
Rûhebra…
Aşkı ekmek gibi böldüm
yoksul sofraların çatlak kenarlarına;
gece, açlığını büyüten bir gölge gibi inerken
suskun bırakılmış yüzlerin üstüne.
Acıyı, bir düzenin soğuk dili gibi içime çektim;
sustum zaman zaman.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!