Güneşin veda edişi gibi, yavaş ve vakur,
Ardımda ne bir sızı kalsın ne de ağır bir keder.
Çünkü ben, rüzgârın yönünü bildiği yolda,
Dikenlere aldırmadan yürüyen o kadındım.
Gözlerinizde bir damla yaş değil,
Bir anının ışığı parlasın, huzurla.
Ağıtlar mı? Onlar sadece dilsizlerin işi,
Benim için şarkılar söyleyin, neşeyle;
Sanki hâlâ yanınızdaymışım gibi,
Sanki hâlâ bir çiçeği özenle büyütüyormuşum gibi.
Dimdik durduğum o meydanları hatırlayın,
Fırtınanın ortasında diktiğim sevda bayrağını.
Yıkıldığımda, toprağı avuçlayıp avuçlayıp
Yeniden ayağa kalkışımı izleyin zihninizde.
Başı öne eğik bir vedayı değil,
Alın teriyle yazılmış bir ömrün gururunu taşıyın.
"Geç kaldı" demeyin, "hep kendini erteledi" demeyin,
Ben zamanın dokusuna en hasretli sevgimi işledim.
Savaşımı verdim, içimdeki o deli ateşi hiç söndürmedim.
Elimde kalan tek sermaye, o saf sevgi,
Ve o, sizin göğsünüzde kök salıp açmaya devam edecek.
Şimdi veda vaktiyse eğer,
Sadece en güzel, en gülümseyen anımla sarılın bana.
Unutmayın; beden toprağa karışsa bile,
İnsanın bu dünyaya bıraktığı o eşsiz iz,
Sevgiyle ebediyen yaşamaya devam eder...
Şiir:Nurgül Ankara
Kayıt Tarihi : 16.06.2026 23:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!