ayaklarımızı yola uzatıyoruz.
dinlenişimiz, ayaklarımızda konaklıyor.
yol mu yerin haritasıdır,
yer mi yolun kayboluşudur, aramıyoruz.
gülün yüzünde, kırışıklıklar yıllanıyor.
yüzleri mimiklerle makyajlayan bir şenlik başlıyor:
içkilerimizi içmiyoruz da, yutkunuyoruz!
yudumlamayı, kana kana gözlerine püskürtüyoruz.
el verdikçe, cömertliğimizi dağıtıyoruz.
heceleri, kelimelere yama yapıyoruz.
birbirimize şarkılar susuyoruz.
önümüzde açılan kapı silüetlerinden giriyoruz.
uykusuz yataklara uzanıyoruz.
uykusuzluk, bir kâbus gibi çocukluğumuzu büyütüyor.
baharı hatırlıyoruz da, cemreyi unutuyoruz.
otların üstüne ekilen hışırtıların, solmalarını izliyoruz.
dokunmak; bükülüyor, burkuluyor.
bükülüyoruz, burkuluyoruz, birbirimizden utanıyoruz.
ve belki de bu yüzden, daha da yakınlaşıyoruz.
yaramızı, tenimizin kabuğu sayıyoruz!
“neden tenimiz, yaraların mezarıdır?” diye soruyoruz.
Kayıt Tarihi : 26.05.2026 01:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!