Uykumun dikişlerini patlattı o dışarıdaki uğultu,
Gece; karnından yaralanmış bir hayvan gibi inliyordu.
Sağıma döndüm; yastıkta senin yerine koca bir boşluk,
Bileğimde ise zamanın paslı izi...
Saatim yoktu; sanki bir hırsız, ömrümden o dakikayı çalıp gitmişti.
Pencere aralık... İçeri sızan rüzgâr değil, bir veda kokusu.
Ben mi açık bıraktım bu yaranın ağzını, yoksa fırtına mı zorladı?
Bak, duvarda asılı duran o kadran bir mezar taşı şimdi;
Tam 02:00.
Zaman, asfaltın üzerinde sıcak bir kan gibi pıhtılaşmış,
Yelkovan, kalbine saplanan bir iğne gibi donup kalmış.
Tekrar sığınmalıyım o karanlık limana, uyumalıyım...
Ama kollarım neden birer yabancı gibi bağlı bedenime?
Zihnimin parmaklıkları arasında delirmedim ben,
Sadece hatıraların, etimi koparan o vahşi dişlerini hissediyorum.
Gecenin o zehirli saatinde, yolun insafına neden bıraktın kendini?
Bir fren sesi koptu karanlıkta; sanki gökyüzünü ortadan ikiye yardılar.
O metalin metale vuran vahşi senfonisinden sonra,
Sen bir yıldız kayması gibi silindin gittin bu şehirden.
Geride sadece durmuş bir saat,
Ve benim kollarımda, senin yokluğundan örülmüş o ağır prangalar kaldı.
Kayıt Tarihi : 12.1.2026 14:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!