yağmurun sadası yolların kiri pası var
ömrü siyah gece tenha bir kıyıda
içindeyse ruh ağırlığında
yalnızlık
-saklambaç oynayan çocukluğumsa rüyalarımla
afaroz ettikçe çörekleniyor kabuslar başıma
mahşerin dört atlısı sarmış her yanı
sahranın ortasında yağmur bekleyen
zul perişanlığım
nâ-çâr bedevi
celalli bir ağıtın namelerinden düşüyor kuşlar
teni yanık bir gecenin tortusu yüzümde
duvarlardan sürekli gölgeler ve kargalar
şelaleniyor gözlerime
camları kırık bir pencerenin önündeyse
düş çürümesi
çiçekler
...
ey! can gözdesi
uzat bana şifalı kollarını
çocuk ruhumu basan karakoncolosları
başıma üşüşen yavuz kuzgunları defet
uçurum güllerini sök at can evimden
bak görklü kederler yağıyor
dudağımdan
dilimden
hayat hep başladığı yerden tufan
başı dönüyor leyli umutların
fire vermeden ateşler közlenip
küle dönüşürken
bronzlaşmış hislerse yanardağ
ciğerlerimde
-sona yaklaşıyor sayılı günler
ey! mukaddes sevgili
zaman denen çarkın küflü dişlilerinde
can kulelerim birbir heba olmuş
yaşadığın şehrin yollarınıysa
ket çekilmiş
gör perde perde kapanıyor mevsimler
köhneme kapıda
zemheri zürafası nöbetlerde
ya hayatın içinde ya da hayatın dışında kalıyor
dengesi yitik sevda
dili tutuldu aşkın gözlerde
kar yağıyor şafaklarımıza
üşüyor musun?
dirim örf erkân tanımıyor minnet bilmiyor aşk
zehirliyor ikimizi de
agâh değilsin
bakışlarımızdaki son batan güneşi de sonsuza perdeliyor
gövdemize kapaklanan batasıca sis
2023202623:54
Kayıt Tarihi : 25.03.2026 15:00:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!