Ben, bu loş odanın duvarında ağlayan zaman,
Ben, sükûtun cıvaya hapsolmuş yorgun yüzüyüm.
Hangi suret düşse camıma, bir yanılsama, bir yalan;
Asırlardır beyhude bir bekleyişin, buz tutmuş gözüyüm.
Nice yüzler eskittim bu varaklı çerçevenin içinde,
Nice vedalar gördüm, nice sahte tebessümler.
Lakin yemin ederim o duvardaki paslı çiviye;
Ben bu kız kadar güzel hüzünlenen bir suret görmedim.
Siz bilmezsiniz...
Gündüzleri kapıdan çıkarken kuşandığı o zırhı,
Sokaklarda yürürken takındığı o mağrur tavrı bilmezsiniz.
El âleme göre o; mermerden bir heykeldir, yıkılmaz bir kale,
Bakışlarında "minnet etmem" diyen o keskin hale...
Oysa ne vakit gece inse, perdeler örtülse dünyaya,
O mermer erir, o kale düşer, o zırh paramparça olur.
Benim gözümde , yapraklarını döken kanayan bir gül olur.
Okurum ben, tenine nakşedilmiş o meçhul alfabeyi,
Görürüm, ruhuna batan dikenleri, o dinmeyen sızıyı.
Aynaya her baktığında, suretini değil, kaderini seyreder.
"Bu bir imtihandır" der, sesi titrer, nefesi kesilir.
Kirpiklerinden süzülen her damla, bir kor gibi düşer yüzüme,
Cıvamı yakar, sırrımı döker, beni benden eder.
Biz bu odada iki mahkûm, iki dilsiz, iki yaralı kuş;
Kaderin o ağır zincirini beraber taşırız sabaha dek.
O susar, ben buğulanırım; o ağlar, ben utanırım.
Amma velakin...
Zamanın durduğu, mantığın sustuğu o müthiş aralıkta,
Gaipten bir rüzgâr eser, bir ıtır kokusu yayılır odaya.
Hissederim...
Mesafeler dürülür, dağlar eğilir, yollar silinir.
Aklına "o adam" düşmüştür, o uzak diyarların sesi.
Bir dua gibi, bir ayet gibi geçer kalbinden onun ismi.
İşte o an, benim buğulu camımda mevsimler değişir,
Kış biter, buz erir, o viran bahçeye bahar gelir.
Ve yanaklarında...
Ah, o yanaklarında açan o üç gamze...
Sanki Yusuf’u saklayan o üç derin kuyu,
Sanki çölün ortasında üç ab-ı hayat pınarı.
Kederi bal eyler, zehri şifa eyler o çukurlar.
Öyle bir aydınlık yayılır ki o loş odaya,
Karanlık korkar, hüzün kaçacak delik arar.
Gülüşü bir şafak gibi sökün edince gecenin bağrından,
Benim ona gösterdiğim "aks" hükümsüz kalır,
Onun gördüğü tek hakikat; o adamın hayalidir.
Ben ki, suretlerin hamalıyım, sırrı dökülmüş bir camım,
Şimdi kilometrelerce ötedeki o "gölgeyi" kıskanırım.
Çünkü ben, bu güzelin sadece yüzünü aksettiririm ona,
Nafiledir çabam, soğuktur, fanidir, yalandır.
Oysa o adam...
Hiç dokunmadan, sadece varlığıyla çiçeklendirir bu yangın yerini.
Ben duvarda asılı, içi boş bir levhayım artık,
O adam ise;
Bu gamzelerin içindeki tek ve mutlak vatan.
Kayıt Tarihi : 25.1.2026 00:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Dolunay'ın Aynası Bazen ayna olmak ister insan ... Daha çok görebilmek için.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!