Düşlerimin karantinasında
Gezinen,
Buzlarımı ateşe verdim
Bugün.
Bugün kimine göre düğün,
Kimine göre ölüm.
Çocuksun derdi...
Hiç dert görmemiş gibi...
Yüzün çizgisiz ve ellerin narin
Işıl ışıl, hiç sönmemiş gözlerinin feri
Dudaklarınsa her an gülmeye meyilli
Saçlarında bahar kokuları...
Mülteci ruhlar misali,
Ruhunun sınırına dayandı ruhum.
Esir ya da hür, razıyım.
Canım mevta, canın bengisu…
Duyulur gülün nidası, ta Kâlû Belâ’dan,
Ben kendi halimde, münzevi biri
Boş geçen her anda, kazılır kabrim
Ne bedenim ölü, ne ruhum diri
Şu yalan dünyada, askıda halim
…
Ben yine BÂKİ modunda
SEN BİLİRSİN
Dünya dolu kervandır
Gelen geçer yolcu kalmaz
Kimi güler kimi ağlar
Sen, Uhud tepesinde sabırsız, yaydan çıkmış bir ok
Sen, göğsümün üstünde oturan Taif’ten bir taş
Sen, Kerbela’da Hüseyin’den bir damla su esirgeyen Fırat
Ben, kurtuluşun, son çaren, kaderine kazınan derin hendeğim
Ben, yüreğindeki buzdan putları kıran Mekke’nin fethiyim
Ben, ben sana gökten zembille inen her şeyim
Tanış idik doğmadan
İnandık biz korkmadan
Yürüdük hiç durmadan
Daha yorulmadık ki…
Dostluk Bâki… Dostluk Bâki…
*
Âşık-ı Sadık 1
Niyâz eden bulur elbet, gelip mülkünde can eyler
Özlerse yâri ol âşık, hicâbı târ u mâr eyler
Muhabbet sadık olsaydı, bahâne eylemezdi yâr
Hakiki âşık olanlar, cihânı câna dâr eyler
Ne zaman hüzünden sararsa yüzüm
Bir sineye başımı yaslayasım gelir
Kaçarken bazen pür korkulardan
Şefkatli bir yüreğe sığınasım gelir
*
Kışta, beyaz bir vakit ölümü beklerken
Geldik konduk bu haneye
Bir nefeslik mihman gibi
Aldanma hiç bu fenaya
Suda bir an duman gibi
*
Yükün nedir diye sorsan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!