İnsan konuşunca sanır ki hüküm onda
Bilmez; asıl hakikat saklıdır sükûtta
Koca kainatı tartar kendi aklınca
Oysa kendini tartsa ki, kefesi boşta
*
İnsan kaybedince kendini, boş konuşur
Çocuksun derdi...
Hiç dert görmemiş gibi...
Yüzün çizgisiz ve ellerin narin
Işıl ışıl, hiç sönmemiş gözlerinin feri
Dudaklarınsa her an gülmeye meyilli
Saçlarında bahar kokuları...
Ben kendi halimde, münzevi biri
Boş geçen her anda, kazılır kabrim
Ne bedenim ölü, ne ruhum diri
Şu yalan dünyada, askıda halim
…
Ben yine BÂKİ modunda
SEN BİLİRSİN
Dünya dolu kervandır
Gelen geçer yolcu kalmaz
Kimi güler kimi ağlar
Sen, Uhud tepesinde sabırsız, yaydan çıkmış bir ok
Sen, göğsümün üstünde oturan Taif’ten bir taş
Sen, Kerbela’da Hüseyin’den bir damla su esirgeyen Fırat
Ben, kurtuluşun, son çaren, kaderine kazınan derin hendeğim
Ben, yüreğindeki buzdan putları kıran Mekke’nin fethiyim
Ben, ben sana gökten zembille inen her şeyim
Tanış idik doğmadan
İnandık biz korkmadan
Yürüdük hiç durmadan
Daha yorulmadık ki…
Dostluk Bâki… Dostluk Bâki…
*
Ne zaman hüzünden sararsa yüzüm
Bir sineye başımı yaslayasım gelir
Kaçarken bazen pür korkulardan
Şefkatli bir yüreğe sığınasım gelir
*
Kışta, beyaz bir vakit ölümü beklerken
Geldik konduk bu haneye
Bir nefeslik mihman gibi
Aldanma hiç bu fenaya
Suda bir an duman gibi
*
Yükün nedir diye sorsan
Tebessümü cennette bir ırmak
Öfkesi cehennemden sıcak
Her ikisi de nefse tuzak
Hangi ipe sarılsam
Hangi renge boyansam
Kurtar beni Vera
Aç bakalım sen gözünü
Gör tabiat örtüsünü
Şifadır her bitki özü
Ot kalana gönül koyma
*




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!