Zannetme ki gülüsün, o yaban toprakların
Gönlümün bahçesinden çalınmış tohumların
Aşk kokan yaprakların, şifalı balın
Nefesimden, ruhumdan, bengisuyumdan
...
Hicranınla doluyum bilmem kime sarılsam
Bülbülvâri nidâlarla bir sahtekâr, âhüzâr edip gûyâ aşkını âşikâr eder,
Gül sükûtta bu sahtekârlık karşısında, zirâ gerçek aşık âr eder.
Cam kırıkları gözlerinde kanadığım
Dudaklarımdan sızar kızılca bir damla
Sessiz çığlıklarla haykırır kalbim
Diyorsun ki uzak dur, canımın canı
Mevsimlerim hep kış, hikayem acı
Silemezsin gönlümden, gözümden yaşı
İstiyorsan sen git, hayalin kalsın
Aşkı yaşadım yeter, kalsın dahası
Heyhat! gönül memnu bir mülke düştü
Mülk-i saray mı zindan mı bilmem
Malik, sultan mı cellat mı bilmem
Maşuk, gerçek mi hayâl mi bilmem
Aşık göze görünen belki düştü
Yoldan BİZ'e hayır çıkmaz
Bâki bir yorgunluktan gayrı
Aşktan BİZ'e hayır çıkmaz
Bâki bir ayrılıktan gayrı
Sen benim; hiç bitmeyen o uzun yolumsun
Her adımda kendime döndüğüm,
Yanı başımda hasretim
İçimde birikmiş çığlıksın
Her kelimemin ucu sana dokunur
Her tebessümün ruhuma…
Vakti gelince çöker gönle bir sızı;
Yolcuya yük olur kalbin ağı ızdırap.
Ne kadar saklansa kaderin izi,
Sonunda görünür; kaçış yok, hesap.
Dünya bir gölgedir, geçer serinden;
Bulaşınca ruhuma,
Ruhundaki hüzün...
Ölesiye çığlıklar atar gözlerim.
Har ikliminde...
Donar bakışlarım.
Dudaklarım suskun...
İnsan konuşunca sanır ki hüküm onda
Bilmez; asıl hakikat saklıdır sükûtta
Koca kainatı tartar kendi aklınca
Oysa kendini tartsa ki, kefesi boşta
*
İnsan kaybedince kendini, boş konuşur




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!