• METEOR •
Tam teçhizatlı, çapraz duruşta nöbet tutan askerin bakışları beyaza bürünmüş olan Erciyes’teydi. Erciyes’in zirvesinin gökyüzündeki bulutları adeta yırtıp geçmiş gibi görünen eşsiz manzarasını izliyordu. Keşke şu manzarayı ölümsüzleştirebilseydim diye içinden geçirirken bulutların arasından bir kırmızılık belirdi. Asker önce gözlerini kısıp şaşkınlıkla gördüğü şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Kırmızılık giderek büyüyordu fakat çıplak gözle ne olduğu anlaşılmıyordu. Koşarak kulübede duran dürbünü alıp iki eliyle kavrayarak gözlerine yapıştırdı. Yaklaşan cismin ateş topu olduğunu görünce gözleri büyümeye başlayan asker hassiktir diyerek hemen telsize sarılıp alarm diye bağırmaya başladı. Hızla yaklaşmakta olan meteor bir anda küçülmeye başlayarak yeryüzüyle buluştu. Çarpışmanın etkisiyle büyük bir patlama gerçekleşirken asker parçalanarak can verdi. Karakolun ön cephesi tamamen yıkılmış, bütün camları patlamış ve meteorun düştüğü yerde büyük bir çukur oluşmuştu.
| AKAŞA
Erciyes’ten aşağıya doğru felaket boyutunda çığ düşerken ortalık bir anda can pazarına dönüştü. Dünyayı yok edebilecek kütleye sahip olan meteorun bu denli küçülüp ufak denebilecek bir hasarla atlatılması mucizevi bir olay olarak tüm dünya basınında yer aldı. Bilinen tüm fizik kurallarının altüst edilmesi akıllarda bir soru işareti olarak kaldı. Böyle bir olayın yeniden yaşanmasını önlemek amacıyla tüm dünya liderleri bir araya gelip bir uzay araştırma komitesi kurdular. U.A.K.’ya hiçbir ülkeye bağlı olmadan tamamen kendi kural ve yasalarıyla hareket etme olanağı tanındı. Komiteye koyulan iki kuraldan biri bütün araştırma ve deneyleri canlı yayınla tüm dünya ile paylaşılması. Diğeri ise hiçbir ülkenin iç ve dış meselelerine karışılmamasıydı.
Komite ikinci kural konusunda sözüne hep sadık kaldı fakat ilk kurala uymayıp sürekli olarak bir şeyler gizleme gereksinimi duydu. Bu konuda hep şüphe ile bakılsa da ne sakladıkları kanıt olarak asla öne sürülemedi.
• KARAR •
Mark ile görüşmesinin üzerinden iki gün geçmişti ve halen gitmekle gitmemek arasında kararsız bir şekilde bekliyordu. Bu süre zarfında temel ihtiyaçlar dışında laboratuvardan dışarı çıkmayıp çalışmalarına son bir umutla devam eti. Koca iki günde iki saat bile uyumadı. Denediği her şey hep fiyaskoyla sonuçlanıyordu. Yerlere saçılmış olan tahlillere, röntgenlere ara ara dalıyor ve karamsarlıkla kendini yiyip bitiriyordu. Ve sonunda pes edercesine sandalyeye oturdu. Karşısındaki iki ihtimal arasında düşünmeye başladı. Ya kalacak ve riskli olan ameliyata başlayacak ya da gidilecek yerden abıhayatı getirecekti. İkisi de gereğinden fazla meşakkatliydi ve sonuçlarını kestirmesi zordu. Bana bir şey olursa dedi. Kiren ebediyen yatağa mahkûm olarak kalacak. Yerdeki tahlillere baktı. Ameliyatı yapmalıyım dedi ve bu şekilde tekrar düşünmeye başladı. Beyin ayağa kalkmasını reddediyor. Eğer duyu organlarını bir müddet etkisizleştirirsem beynin o bölümlerinin kontrolünü kaybedip tamamen hasta olan bölgeye yoğunlaşacak ve her şey yolunda gittiğinde ikinci bir ameliyatla duyu organlarını tekrar harekete geçiririm dedi. Saatlerce bu şekilde düşünmeye devam etti. Olmaz deyip tekrar bir hışımla ayağa kalktı. Dışarıdan yapılacak bir müdahale geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir ve ebediyen bitkisel hayatta kalması muhtemel. Bu sebeple küçülme hormonunu geliştirip içeriden bu müdahaleyi yapmalıyım dediği esnada baba sesiyle irkildi. Başını kaldırıp saate baktı saat sabahın sekiziydi. Merdivenlerden çıkıp Kiren’in odasına girdi. Hafif bir tebessümle uyandın mı bir tanem dedi. Kiren’in masmavi gözleri denize çarpan güneşin yansıması gibi adeta ışık saçıyordu. Sarı saçlarının dokunduğu al yanakları gülümsedikçe gamzesini daha da belirgin hale getiriyordu. Akşamdan bugünün sözünü almış olmanın mutlulu-
ğuyla içi içine sığmıyordu. Yıllardır ilk defa babasıyla dolu dolu bir gün geçirecekti. Muhsin dolaptan birkaç parça kıyafet çıkardı. Bu güzel bayan acaba hangi elbiseyi giyer diye sordu. Kiren önce kırmızı diyecek oldu fakat yeşil daha hoş görününce fikrini değiştirip yeşil olsun dedi. Muhsin peki sen nasıl istersen deyip yeşil olan elbiseyle yatağa oturdu. Önce üzerine örtüp bugün gözler yanımdaki prenseste olacak dedi ve elbiseyi giydirdi. Güzelce saçını tarayıp Kiren’in en sevdiği tokası olan uğur böceğini taktı. Biraz duygusallaşarak umarım uğur getirir dedi içinden. Kahvaltı hazır sesinin ardından bugün müdürü kızdırmayalım dedi ve Kiren’i kucaklayıp yemek masasına götürdü. Muhsin Kiren’i sandalyeye oturturken Selma da kızarmış ekmekleri masaya bırakıp çayları doldurmaya başladı. Aralarındaki buzlar erimemiş olsa gerek konuşmamaya devam ediyorlardı. Baba kız şakalaşmalar eşliğinde kahvaltılarını yaptılar. Muhsin Kiren’i kucağına alıp artık gitme vakti geldi dedikten sonra Selma’ya dönerek sende gel dedi. Bugün yapacak işlerim çok cevabını alınca ısrar etmedi. Arabaya kadar süren şakalaşmanın ardından arabaya binip ağır ağır uzaklaşmaya başladılar. Yolculuğun ilk adresi lunapark olmuştu. Atlıkarınca, çarpışan taksi, havuzda dondurma eşliğinde sandal keyfi derken zaman su gibi akmaktaydı. Kiren için belki de hayatının en mutlu günüydü ve hiç bitsin istemiyordu. Öğleden sonra hayvanat bahçesi derken Muhsin için o huzur dolu gün sinemanın karanlığında sona ermişti. Kiren babasının kolları arasında izlediği çizgi sinemanın tadını çıkarırken Muhsin karanlığın sessiz uğultusu içinde adeta boğuluyordu. Kafasında istemsizce canlanan olaylar hiç istemediği şekilde gelişiyordu. Birini silmeye çalışırken bir diğeri musallat oluyor, o felaket tellalı görüntülerden bir türlü kurtulamıyordu. Yine o lanet baş ağrısı dayanılmaz hale gelince filmin bitmesine bile fırsat vermeden Kiren’i kucaklayıp kapıya yöneldi. Kiren’in kalmak için kurduğu cümleler havada uçuşurken arabanın başına gelmişlerdi bile. Kiren’i arka koltuğa oturtup kapıyı kapattı. Gömleğinin iki düğmesini çözüp aldığı birkaç derin nefesin ardından arabaya bindi. Torpidodan çıkardığı hapı yuttuktan sonra sol eliyle gözlerini ovuşturarak “üzülme kızım daha sonra tekrar geliriz” dedi ve arabayı çalıştırıp “seni daha güzel bir yere götüreceğim” diye gizem dolu bir edayla seslendi. Nereye gidiyoruz sorusuna gizemli duruşunu bozmadan “merak ne kadar uzun sürerse sürprizin keyfi de o kadar güzel olur” deyip gaza bastı.
Kırk beş dakika kadar süren yolculuğun ardından çam ağaçlarının arasında dar bir yola girmişlerdi.
Kiren sabırsızlıkla sürprizi merak ederken Muhsin çam ağaçlarının kokusuyla çocukluk anılarının içinde dolanıyordu. Çam ağaçlarının çevrelediği şirin bir köyde, sıcacık ve sevgi dolu kerpiç bir evdi büyüdüğü yer. Soğuk kış günleri çıtırdayarak yanan sobanın üzerinde patlayan kestanelerin tadını sanki yeni yemiş gibi damağında hissediyordu. Soğuğa aldırış etmeden akşama kadar çalışıp bitap düşen babası göz kapaklarını taşımakta zorluk çekse de yine de kendilerini eğlendirmek için masallar anlatırdı gece yarılarına kadar. Hele o kuzinede pişen patateslerin kokusuyla yeni güne uyanmak. Ah benim canım anam, ah benim fedakâr babam diyerek bir iç çekti. Ağaçlar seyrelmeye başlamasıyla hafiften çan sesleri yankılanmaya başladı. Dağın zirvesine doğru hareket ettikçe çan sesleri de giderek yakınlaşıyordu. Birkaç dakika sonra koyun sürüsünün yanına gelmişlerdi. Arabanın etrafını saran koyun köpekleri eline geçirse parçalayacakmışçasına hırlaşması Kiren’i epey korkutmuştu. Küçük Muhsin “hoş geldin Muhsin abi” diye seslenerek koşarak arabaya yaklaştı. Öfkeli köpeklere yine garip sesler çıkararak başlarını sıvazlaması adeta bir ültimatom olmuş arabanın yanından ayrılıp sürüye katılmasına yetmişti.
“hoş bulduk adaşım. Habersiz gelmeyi huy edinmekle kalmayıp bu sefer de yanımda misafir getirdim. Davetsiz misafir kabul eder misin?”
Kara sazlık kokusu genzimi dolduruyor
İnceden yağan yağmurla birlikte
Mora bulanmış noras adeta gülümsüyor
Benimle, seninle, bizimle birlikte
Uzatıp elimi dokununca rüzgâra
Kiren tadında yaşanan bir hayat
Kiren tadında
Tam her şey yolunda gidiyor derken dili buran bir mayhoşluk hissi
Dedim ya, tıpkı kiren tadında
İki kutlama bir hüznü sığdırdığım soğuk bir gece
Masamda duran bir bardak çayın son yudumu
MERKEP GİBİ
Bostanı bozarken gördüm çitlek tutan elleri
Domata gibi kızarmış yanaktaki alları
Far dutulmuş davşan gibi dondum galdım öylece
Yüreğime düşen yarin gözleri merkep gibi
Gök kubbe ala boyanmış, cüdi bembeyaz.
İçimde bir darlık var, dedim hayır ola.
Hava bile puslu, belli çıkacak maraz.
Cüdi gelin olacak anladım da, damat kim ola.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!