• KARAR •
Mark ile görüşmesinin üzerinden iki gün geçmişti ve halen gitmekle gitmemek arasında kararsız bir şekilde bekliyordu. Bu süre zarfında temel ihtiyaçlar dışında laboratuvardan dışarı çıkmayıp çalışmalarına son bir umutla devam eti. Koca iki günde iki saat bile uyumadı. Denediği her şey hep fiyaskoyla sonuçlanıyordu. Yerlere saçılmış olan tahlillere, röntgenlere ara ara dalıyor ve karamsarlıkla kendini yiyip bitiriyordu. Ve sonunda pes edercesine sandalyeye oturdu. Karşısındaki iki ihtimal arasında düşünmeye başladı. Ya kalacak ve riskli olan ameliyata başlayacak ya da gidilecek yerden abıhayatı getirecekti. İkisi de gereğinden fazla meşakkatliydi ve sonuçlarını kestirmesi zordu. Bana bir şey olursa dedi. Kiren ebediyen yatağa mahkûm olarak kalacak. Yerdeki tahlillere baktı. Ameliyatı yapmalıyım dedi ve bu şekilde tekrar düşünmeye başladı. Beyin ayağa kalkmasını reddediyor. Eğer duyu organlarını bir müddet etkisizleştirirsem beynin o bölümlerinin kontrolünü kaybedip tamamen hasta olan bölgeye yoğunlaşacak ve her şey yolunda gittiğinde ikinci bir ameliyatla duyu organlarını tekrar harekete geçiririm dedi. Saatlerce bu şekilde düşünmeye devam etti. Olmaz deyip tekrar bir hışımla ayağa kalktı. Dışarıdan yapılacak bir müdahale geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir ve ebediyen bitkisel hayatta kalması muhtemel. Bu sebeple küçülme hormonunu geliştirip içeriden bu müdahaleyi yapmalıyım dediği esnada baba sesiyle irkildi. Başını kaldırıp saate baktı saat sabahın sekiziydi. Merdivenlerden çıkıp Kiren’in odasına girdi. Hafif bir tebessümle uyandın mı bir tanem dedi. Kiren’in masmavi gözleri denize çarpan güneşin yansıması gibi adeta ışık saçıyordu. Sarı saçlarının dokunduğu al yanakları gülümsedikçe gamzesini daha da belirgin hale getiriyordu. Akşamdan bugünün sözünü almış olmanın mutlulu-
ğuyla içi içine sığmıyordu. Yıllardır ilk defa babasıyla dolu dolu bir gün geçirecekti. Muhsin dolaptan birkaç parça kıyafet çıkardı. Bu güzel bayan acaba hangi elbiseyi giyer diye sordu. Kiren önce kırmızı diyecek oldu fakat yeşil daha hoş görününce fikrini değiştirip yeşil olsun dedi. Muhsin peki sen nasıl istersen deyip yeşil olan elbiseyle yatağa oturdu. Önce üzerine örtüp bugün gözler yanımdaki prenseste olacak dedi ve elbiseyi giydirdi. Güzelce saçını tarayıp Kiren’in en sevdiği tokası olan uğur böceğini taktı. Biraz duygusallaşarak umarım uğur getirir dedi içinden. Kahvaltı hazır sesinin ardından bugün müdürü kızdırmayalım dedi ve Kiren’i kucaklayıp yemek masasına götürdü. Muhsin Kiren’i sandalyeye oturturken Selma da kızarmış ekmekleri masaya bırakıp çayları doldurmaya başladı. Aralarındaki buzlar erimemiş olsa gerek konuşmamaya devam ediyorlardı. Baba kız şakalaşmalar eşliğinde kahvaltılarını yaptılar. Muhsin Kiren’i kucağına alıp artık gitme vakti geldi dedikten sonra Selma’ya dönerek sende gel dedi. Bugün yapacak işlerim çok cevabını alınca ısrar etmedi. Arabaya kadar süren şakalaşmanın ardından arabaya binip ağır ağır uzaklaşmaya başladılar. Yolculuğun ilk adresi lunapark olmuştu. Atlıkarınca, çarpışan taksi, havuzda dondurma eşliğinde sandal keyfi derken zaman su gibi akmaktaydı. Kiren için belki de hayatının en mutlu günüydü ve hiç bitsin istemiyordu. Öğleden sonra hayvanat bahçesi derken Muhsin için o huzur dolu gün sinemanın karanlığında sona ermişti. Kiren babasının kolları arasında izlediği çizgi sinemanın tadını çıkarırken Muhsin karanlığın sessiz uğultusu içinde adeta boğuluyordu. Kafasında istemsizce canlanan olaylar hiç istemediği şekilde gelişiyordu. Birini silmeye çalışırken bir diğeri musallat oluyor, o felaket tellalı görüntülerden bir türlü kurtulamıyordu. Yine o lanet baş ağrısı dayanılmaz hale gelince filmin bitmesine bile fırsat vermeden Kiren’i kucaklayıp kapıya yöneldi. Kiren’in kalmak için kurduğu cümleler havada uçuşurken arabanın başına gelmişlerdi bile. Kiren’i arka koltuğa oturtup kapıyı kapattı. Gömleğinin iki düğmesini çözüp aldığı birkaç derin nefesin ardından arabaya bindi. Torpidodan çıkardığı hapı yuttuktan sonra sol eliyle gözlerini ovuşturarak “üzülme kızım daha sonra tekrar geliriz” dedi ve arabayı çalıştırıp “seni daha güzel bir yere götüreceğim” diye gizem dolu bir edayla seslendi. Nereye gidiyoruz sorusuna gizemli duruşunu bozmadan “merak ne kadar uzun sürerse sürprizin keyfi de o kadar güzel olur” deyip gaza bastı.
Kırk beş dakika kadar süren yolculuğun ardından çam ağaçlarının arasında dar bir yola girmişlerdi.
Kiren sabırsızlıkla sürprizi merak ederken Muhsin çam ağaçlarının kokusuyla çocukluk anılarının içinde dolanıyordu. Çam ağaçlarının çevrelediği şirin bir köyde, sıcacık ve sevgi dolu kerpiç bir evdi büyüdüğü yer. Soğuk kış günleri çıtırdayarak yanan sobanın üzerinde patlayan kestanelerin tadını sanki yeni yemiş gibi damağında hissediyordu. Soğuğa aldırış etmeden akşama kadar çalışıp bitap düşen babası göz kapaklarını taşımakta zorluk çekse de yine de kendilerini eğlendirmek için masallar anlatırdı gece yarılarına kadar. Hele o kuzinede pişen patateslerin kokusuyla yeni güne uyanmak. Ah benim canım anam, ah benim fedakâr babam diyerek bir iç çekti. Ağaçlar seyrelmeye başlamasıyla hafiften çan sesleri yankılanmaya başladı. Dağın zirvesine doğru hareket ettikçe çan sesleri de giderek yakınlaşıyordu. Birkaç dakika sonra koyun sürüsünün yanına gelmişlerdi. Arabanın etrafını saran koyun köpekleri eline geçirse parçalayacakmışçasına hırlaşması Kiren’i epey korkutmuştu. Küçük Muhsin “hoş geldin Muhsin abi” diye seslenerek koşarak arabaya yaklaştı. Öfkeli köpeklere yine garip sesler çıkararak başlarını sıvazlaması adeta bir ültimatom olmuş arabanın yanından ayrılıp sürüye katılmasına yetmişti.
“hoş bulduk adaşım. Habersiz gelmeyi huy edinmekle kalmayıp bu sefer de yanımda misafir getirdim. Davetsiz misafir kabul eder misin?”
“Ne demek abi, başımla birlikte. Sürüyü çobana teslim edip hemen geliyorum”
Birkaç dakikalık bekleyişin ardından küçük Muhsin arabaya bindi.
“Tekrar hoş geldiniz. Yolu takip edersen tepeyi aştıktan sonra yayladayız.”
Muhsin tarife doğru ilerlerken Küçük Muhsin arka koltukta oturan Kiren’e dönüp elini uzattı ve “Benim adım Muhsin” diye kendini tanıttı.
“Ben de Kiren memnun oldum”
“Ben de memnun oldum. Eee abi nerden gelip nereye gidiyorsunuz”
“Kızımla gezmeye çıkmıştık yolumuz buraya kadar geldi. Görüşmeyeli sen neler yaptın?”
“Bu sıralar baya bir yoğununduk. Birkaç gündür koyunlar kuzulamakta olduğu için ne gecemiz kaldı ne de gündüzümüz. Ama şükürler olsun az bir zaiyatla sağ salim atlattık. Sağdaki bizim ağıl. Köşedeki çoban salığın önünde durabilirsin”
Araba durur durmaz küçük Muhsin arabadan inip ağıldan merakla kendilerine doğru yürüyen zayıf ve kavruk tenli kadına “misafirlerimiz var ana” diye seslendi. Kadını görünce küçük Muhsin’in kime benzediği anlaşılıyordu.
Kadın adımlarını hızlandırarak ayağına birkaç numara büyük olan çarık lastiklerin çıkardığı gacıdık gucuduk seslerin eşliğinde “buyurun, buyurun” diyerek yanlarına geldi. Üzerindeki şalvar ile camadan yayla ve köylerin olmazsa olmazı gibi bir şeydi.
“Hoş geldiniz”
“Hoş gördük. Emrivaki gibi habersiz oldu. Kusura bakmayın”
“Ne demek başımızın üstünde yeriniz var. Seveniniz çokmuş bende daha yeni tandırdan çıktım. Böreklerin, ekmeklerin dumanı üstünde. Ben hemen sofrayı hazırlayım”
“Zahmet vermeyelim.”
Kadın şiveli bir ses tonuyla “önö, o nasıl sözmüş. Ne zahmeti” deyip yolun karşısındaki kerpiç eve doğru yöneldi. Muhsin arka koltukta oturan Kiren’i kucaklayıp adaşınının peşi sıra kerpiç evin gıcırdayarak açılan demir kapıdan içeri girdi. Bir oda, mutfak ve antrenin olduğu küçük bir yayla eviydi. Dışarıya tenekelerden derme çatma kurulmuş olan küçük yapı muhtemelen tuvaletti. Girdikleri odada ilk gözüne çarpan duvarda iki kanatlı bir kapı oldu. Yine gözlerinde büyüdüğü ev canlandı. Muhsin kucağındaki Kiren’i koyun yünü ile doldurulmuş olan sergilerden birinin üzerine oturttu. Kendisi de yanına oturdu. Gözleriyle odayı süzmeye başladı. Girdikleri kapının yanında bir odun sobası, iki duvarda küçük dört adet pencere, diğerinde ise tam ortada duvarın yarısını kaplayacak şekilde, üzerinde üç adet geyiğin ormanda otlandığı resmedilmiş dokuma bir kilim asılıydı. Kiren’in fısıltı halinde o kapının ardında ne var sorusuna Küçük Muhsin’den “orası yüklük cevabı geldi. Küçük Muhsin’in kendisini duymasından utanmış olacak yanakları al, al olmuştu. Küçük Muhsin izin isteyip annesine yardım etmek üzere dışarı çıkınca Kiren içindeki merakı gidermek için yüklük ne diye sordu.
“Yatakların, yastık ve yorganların koyulduğu yer. Oranın içinde tahtadan bir kapak var. Kapağın üzerine dediklerim koyulur, kapağın altı ise banyo” “İçini görmedin, sen nerden biliyorsun baba?”
“Ben sana yatak odasının içinde ne var diye sorsam. Yatak odasında olması gereken şeyleri sayarsın. Sebebi ise sen öyle bir odada büyüdüğün içindir. Benim büyüdüğüm yer ise aynı bunun gibi bir evdi. Sürprizimi nasıl buldun?”
Kiren hayal kırıklığına uğramış gibi bilmem diyerek geçiştirdi. O sırada elinde siniyle gelen küçük Muhsin kapıdan girerken konuşmalarını duymuştu. Annesinin serdiği sofra mendilinin üzerine siniyi bırakırken “bence yemekten sonra asıl sürprizi gördükten sonra cevap versin” dedi ve Kiren’e dönüp “bir sürü yeni doğmuş kuzu var. Beğendiğini sana vereceğim”
Kiren’in gözleri parladı. Kadından gelen hadi buyurun sözüyle Muhsin Kiren’i kucaklayıp sofraya getirdi. Böreklerin arasından erimekte olan kaymak sızarken böreklerin muhteşem kokusu üzerinde yükselen buharın yardımıyla odayı dolduruyordu. Çayın eşliğinde lezzeti katlanarak artan böreklerin ardından ağıla geçmişlerdi. Daha birkaç günlük olan körpe kuzular hep bir ağızdan anne dercesine meleşiyorlardı. Siyah, beyaz, kahverengi, alaca renkleriyle oyun oynarmış gibi oradan oraya koşturuyorlardı. Kiren gülme krizine girmiş kendini tutamıyordu. Kucağında oturduğu babasının yanağına bir öpücük kondurdu ve “şimdi sürprizi beğendim. Bugün gördüğüm en güzel yer burası.” dedi. Daracık hayatında belki de gerçekten gördüğü en güzel yerdi. Küçük Muhsin’in çoban salıktan getirdiği kilimin üzerine Kiren’i oturttular. Kiren’in isteği üzerine her renkten birer tane getirip kucağına bıraktı. Kiren birini bırakıp bir diğerini kucaklıyor, kuzuları öpücüklere boğuyordu. Her tuttuğu kuzunun cinsiyetini soruyor cevaba göre isimler takıyordu. Seç bakalım dedi küçük Muhsin.
“Gerçekten verecek misin?”
“İstediğini seçmekte özgürsün. Hangisini dersen o senin.”
Kiren biraz düşündükten sonra tam birini eline almıştı ki biraz önceki gülümsemesinden eser kalmadı. “hayır” dedi üzgün bir bakışla ve kuzulardan birinin başını okşayarak ekledi.
“annesi üzülmeyecek mi? Annesinden ayrıldığı için her gün ağlamayacak mı? Yok ben onları ayıramam”
“onunda bir çaresi var” dedi küçük Muhsin ve koşarak ağıldan çıkıp çoban salığa girdi. Birkaç dakika sonra elinde diğer kuzuların yarısı kadar cılız, zayıf bir kuzuyla tekrar geldi. Simsiyah kuzunun anlındaki ceviz büyüklüğünde bembeyaz çakırıyla diğerlerinin yanında en güzel görüntüye sahipti.
“Bunun annesi cennete gitti. Biberonla besleyip büyütmeye çalışıyorum. Ona annelik yapabilirim dersen bu senin olsun” deyip Kiren’in kucağına bıraktı.
“Erkek mi, kız mı?”
“Kız. Adı da benekli. Artık sen istediğin ismi koyarsın”
“İsmi de kendisi kadar güzelmiş. Teşekkür ederim” deyip kucağındaki kuzunun ayağıyla tokalaşarak “benim adım da Kiren. Seninle öyle güzel anlaşacağız ki yerini alamasam da annenin yokluğunu sana aratmayacağım beneklim” diyerek tüm şefkatiyle sarıldı. Kiren bir köşede kuzusuyla oynaşırken Muhsin “Eee adaş baban nerede, o ne yapıyor?” diye sordu.
Küçük Muhsin’in biraz önceki gülümseyen ifadesi kaybolurken başını öne eğdi.
“Öldü be abi”
“Üzüldüm. Hasta mıydı?”
“Kanser”
“Başın sağ olsun.”
“Dostlar sağ olsun abi” deyip düğümlenen boğazından güçlükle çıkan zayıf bir sesle tekrarladı.
“Dostlar sağ olsun” bir müddet süren sessizliğin ardından “öyle merhametli, öyle yardımsever biriydi ki dermanı var deseler o dermanı bulabilmek için dünyanın altını üstüne getirir arar bulurdum”
Küçük Muhsin’in söylediği söz ile Muhsin Kiren’e bakarak sessizliğe büründü. Artık beklenen kararın verilmesinin zamanı gelmişti. Dünyayı boş ver evrenin altını üstüne getirip bulmalıyım dedi içinden. Havanın kararmaya başlaması artık gitme vaktinin geldiğinin işareti olmuştu. Küçük Muhsin ile vedalaşmanın ardından yolculukları evin önünde son buldu. Yorucu geçen günün ardından Kiren arka koltukta kucağındaki benekli ile uyuya kalmış güzel bir rüyanın içinde oluşu gülümsemesinden anlaşılıyordu. Muhsin bir müddet öylece Kiren’i izledi. Seni bırakıp gitmek bir dert kalmak başka bir dert dedi sessizce ve uzunca bir süre düşüncelere daldı. Telefonun sesiyle irkilip yavaşça cebinden çıkardığı telefonun ekranına baktı. Calps olduğunu görünce gözlerini kapatıp telefonu açtı ve titrek bir sesle geliyorum dedi. Telefonu kapatırken adeta idam mahkûmundan farkı yoktu. Kiren’i yatağına yatırıp laboratuvara indi. Koltuğuna oturup celladını bekleyen bir mahkûm gibi beklemeye başladı.
Laboratuvarın dışarıya açılan kapısı çalmaya başladığında saat gecenin üçüydü. Ayağa kalktığında saatlerdir hareketsiz oturmaktan ayakları uyuşmuş adeta damarlarında karıncalar yürümekteydi. Kapıya güçlükle ulaştı. Kapının ardındaki kişi Calps’den başkası değildi. Muhsin’in yüz ifadesi ve gözlerindeki şişlikleri görünce kaşlarını çatarak “Sen kaç gündür uyumuyorsun?” diye sordu
“Bilmiyorum sizle görüştüğümüz günden beri birkaç saat”
Calps “kendini bu kadar yıpratma. Sağlıklı düşünemedikten sonra bu çabalar…”
“Tamam, anladım yine başlama ne olur”
Calps derin bir nefes aldı ve bırakırken kızgın bir şekilde “sen bilirsin, ben arabada bekliyorum.” dedi. Arkasını dönüp arabaya doğru yürürken “Hiçbir şey almana gerek yok, her şey temin edildi.” dedi.
Muhsin koşar adımla önce laboratuvardan daha önceden hazırladığı çantasını aldı. Sonra yukarıya çıkıp sessizce yatak odasına girdi. Birkaç saniye Selma’yı uykusunda seyretti. Uyandırıp vedalaşmak istedi ama kendinde o cesareti bulamadı. Son yıllarda araları pek de iyi olmasa da o ilk ve tek aşkıydı. Kiren toplarken tanımıştı Selma’yı ve o kiren ağacının altında ilanı aşk edip ölüm bizi ayırana dek demişti. Kızlarının ismi de adeta o yemininin mührü olmuştu. Titreyen dudaklarından fısıltı halinde sadece üzgünüm diyebildi. Girdiği gibi sessizce yatak odasından çıkıp aynı sessizlik içinde Kiren’in odasına girdi. Önce başını okşadı ve eğilip alnından öpüyordu ki Kiren gözlerini açtı. Baba sesi havada kalırken ne olursa olsun bana kızma. Her şey güzel olacak dedi odadan çıkmadan hemen önce. Her baba sesi içinde derin yaralar açarken o bilinmeze doğru yürümeye başladı.
DEVAMI GELECEK
Kayıt Tarihi : 21.07.2026 13:12:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!