Suya uzanmis sögüt dallarindan zerafeti süsleyen
Ardina bakmadan giden bir zamana günbatimlarini seren sofralar gibi eylül
Süzülürken irmagin kiyisinda kizil rengini köprülere tasiyarak gölgeler
Kalabalik cay deminin ikindisindeki
Kizilcik sokaga sacin dökün taneye
Pervanesinde sari salkimlarla usul muhabbetler eden
Ekmeğine doğrayacak tuzu bile yoksa
Yoksa her kapıdan kovulmuş yalan diye sürgün ve sığınaksız
Çırıl çıplak herkesin taşıdığı teni kadar insan
Ve herkesin olduğu kadar, birebir kendisi insan..
Diyen aldanmış ki, ne aldanmış..' Beyazlar kirlenir önce' diye
Diyen aldanmış ki;
Bir kuru can
Bir yudum nefes aşk..
Getir aklımızda yoksa bile kişneyip duran atı
yoksa başka susmaz bu dil böyle yanan döş bağır
Aç faslımız muhabbetten olsun köz ve kor
Sal gitsin gönlümüzü od olmuş ocağa
Sipsak makina almanya dipten göbekten kalayli kulpcusu olarak amerikanin
Ve kiralik katil tetikci sahibi olarak amerika
Bütün küresel talan tarumar ve yikim piyonu pekakanin
Hep öyledir gayet iyi bilinen ayan beyan
Kisiligi karakterince en elverisli verimlilige uygun uyan usakliktir diye
Her türlü karanligi yozlasmayi hurafeyi kullugu köleligi kolayca tasiyici kollayici nitelikten
Bu yol burdan insana gittiğinde
Kara habersiz, bir evin bir tek güzelliğiyle
Gerek alan, gerek gönderen, yüreğinin tellerine dokunanların şefkatli elleriyle
Diyeceksin ki, behey aşk sen ne büyük ne kadar çokmuşsun.!
Akarsuların kendi içinde yıllarda birikmişcesine
Ne yazı, ne söz, ehilliği kifayetsiz kalan herşeyden bu yol
Sinemaların ismi ya kent ya ipek ya da elanor
Bazan filler ve kurbağalar da başrollerini oynadığı hayal mahsulün
Seyyar satıcılar, sucular, çit çit çekirdekçiler ve gofretli
Günün hangi vakti olursa olsun hazır serili numaracıklara
Tatlı tatlı uykulara teklifsiz dalarken
Eğiş büküş sokaklarında kapakları konusuz
Sulu seftali ve ezilmis taze incir
Her tepenin ardinda yola cikan asvalt kenari tezgah gibiydi
Eylenip durdugum agustos sonu eylülün basi gibi bir vakit
Büfeci kadin…
Sara….
Hos bes ne var nasil gidiyorlar arkasina
Bugday var mi bugday…? ?
Günesin kuruttugu bulutun gevrettigi yagmurun suvardigi
Eski seker yemeyen atlarin yoncaligindan kalan hatiradan
Bugday varmi bugday
Kurbagali göllerin dere kenarlari sazliktan susamliktan
Kavaklarin tüylerini döktügü
Seni anmak varmış şu dar zamanda
Vakit aralıklarında gün yüzüne serpilmiş
Son kırıntıları dökülürken güneşin
Bir birinin ardından sefer kovalayan yamaçlarına
Kıyısını koyup giden şehrin
Seni anmak varmış,
Yukardaki ihtisam
Asagidaki izdihamla relax ve ters simetri
Kovuklar arayan duvarin dibine serinlik oyup isleyerek
Yadigarda ne kaldiysa saklayacak bir yer olsun icin
Belki cekirdekten yeserip bitenler gibi bir gün bir zamana
Demir kaynatiyor demir,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!