Ses sanatçılarının beyaz perde için, film yaptıklarının moda olduğu yıllardı. Erzurum Göl sinemasında günlerdir seyirci rekorunun kırıldığı ve ses sanatçısı Ferdi Tayfur’un baş rolünü oynadığı ‘Derbeder’ adlı filmine, günler sonra nihayet girebilmiştik. Sinemanın yaklaşık dört yüz kişilik salonu tıklım, tıklım doluydu. Büyük bir sessizlik ve dikkatle film izleniyordu. Ara, ara hıçkırıklar da duyula biliniyordu. Çiftlik ağasının kızına sevdalanan sanatçı, ağa tarafından küçümsenir ve eziyet edilirdi. Zengin şehirliye sevdiğinin verileceğini duyan sanatçı, kendini dağıtır. Çöllere düşer. Tam çöllerin ortasında iken, Ferdi Tayfur; Filme konu olan ‘Derbeder’ adlı şarkısına asıldığında, çıt çıkmayan sinemada; bellikli sevdalı, birazda alkollü olan dadaşım, koltuğundan doğrulur. Güçlü bir nara ile:”Ulaaannn… Seveni, sevene vermeyenin… İ…i…i Demesiyle hıçkırık ve sessizliğin yerine birden gülümsemeler oluşmuştu.
..
Bir sessiz film gibi oldu yaşam
Sessizce bekliyorum, sessizlikle dans ediyorum
Sessizlik beni kandırıyor, sessizliğe gidiyorum
Senlilikten sessizliğe geçmek zor oldu, evet!
Senliliği sensizlik yapmaktansa, sessizlik yapmak
Senli geceleri sensiz kılmaktansa, sessiz kılmak
Sessizliğin olmak daha az acıttı içimi
..
Yankı bile esirger
Sessizlikten kendini,
Eşlik etmez hiç bir bakış,
Aldırmaz rüzgar bile,
Farketmeden sıyrılır
geçer gider ıslak bir ıslık
..
Sensizlik bile sen-li; bense sensizken...
Sessizlik bile ses-li; bense esliğindeyken...
..
Ortalıkta kocaman sessizlik, acaba neyin belirtisi,
Gün başladı ama, ne gün ışığı var, ne kuş sesi,
İnsanlar neden mutsuz, neden yok kimsenin neşesi,
Yoksa hep mi böyle olur, yardan ayrılmanın ertesi…
..
Bir sessizlik çöküyor ardına,
Geriye dönüp bakmıyorsun,
Adımların düşüyor içimin yollarına,
Bir fırtına içinde gidiyorsun,
Anlamın uzaklarda kayboluyor,
Usul usul yalnızlığını götürüyorsun,
..
Bir sessizlik! ..kaldı.
Ömrün! ..şu kalan,son demlerinde,
Sensiz! ..yaşamakta,varmış! ..kaderde.
Bir sessizlik! ..kaldı,sen den,geriye,
Izdırap! ..yükledin,kalan! ..ömrüme.
Sen deiye! ..yanmaktan,yürek,kül oldu,
..
Gökyüzünden Gelen Hisler
Gökyüzüne baktığımızda neden farklı şeyler hissederiz ve söyleriz. Ne var gökyüzünde ve bize nasıl yansır. Gece hali gündüz hali neden faklı şeyler hissettirir. Hadi birlikte bakmaya çalışalım.
Gündüz gökyüzü açık bir tondadır. Açıklık içerden dışarıya doğru bir hareket içerir. Üstümüze üstümüze gelir. O yüzden sanki uzansak, iki adım ileri gitsek bulutları elimizle tutacağımızı sanırız. Açıklık bize yakındır. Biz açık olmasak da bize açık olan insanları daha yakın bulmaz mıyız? İşte renkler de öyle. Açıklık öndedir her zaman, açıklık önemlidir.
Güneşi genellikle sarı ile resmederiz hep kağıtlara. Bize doğru gelir sarı. Güneş sıcak ver parlaktır. O kadar parlaktır ki bakamayız uzun süre. Bize doğru taşar. Sarı renkte taşar, aydınlıktır. Sarının sorumsuz çekiciliği bayanların sarı saçlarında görünür. Ve gene sarının sorumsuz çekiciliği güneşe her baktığımızda bize 8 dakika daha yaşayabileceğimizi hatırlatır. Fakat durmadan sarıya bakamaz insan. O yüzden gökyüzünde çok geniş yer tutmaz. O yüzden o kadar küçük görünür bize. Israrlı ve saldırgan karakter etkisi bizde çok işe yaramayacaktır. Saldırganlık bize göre değil. Bu yüzden o kocaman ateş topu bize olabildiğince küçük görünmelidir.
..
Bana göre ask iki hecelik. Size göre ise tek gecelik. Benim geceleri tek konugum sessizlik, sizin tek korktugunuz ise gerceklik! Durma yüzles kendinle.. (!) Ellerimde bir kalem, önümde bombos ve bir o kadarda temiz bir sayfa. Simdi hislerimi yazip kirletmeli miyim acaba? Yoksa kaderi bana yazip, kendimi ecelle mi etsem heba? Kendini dinle, kendini hisset ve burdayim diye bagir! Utangaç bir yalnizlik var karsinda, sessizligi birak onu çagir. Õyle cigliklar var ki disarida, kulaklarimi acsam belkide olacagim sagir. Gözyaslarimi sayfaya döksem, bas kösede olur 'KAHIR'. Ben yazabildigim kadar varim. Beni dûsman sayip, dost diye cagiranlari yüzlerinden tanirim. Yok taakatim yok carem yok sabrim! Yorulmakta bir ben miyim hamal Tanrim?
..
Bende yalnızlıklar bitmiyor
Sanki doğuştan talihsizim
Bende sessizlik bitmiyor
Yaşadığım hayat san ki dünyam değil
Yalnızlık sessizlik iki kelime
Kader yangınına karışmışlar
..
Gece hüzün dolu, gece yağmurlu, gece sessiz sedasız bir mutluluğu fısıldıyordu kulaklarına bu kadar ayrı kaldıktan sonra birbirlerine… Taner Elvan’a sarılmış kokusunu içine çekiyordu. Kulağına “bunları daha sonra konuşuruz. Bu gece daha fazla seni üzmek istemiyorum” diye fısıldadı. Elvan başı Taner’in göğsünde hiş ses etmeden başını salladı… Evde buluştuklarından buyana o kadar saat geçmişken, ilk kez bu kadar yakınlaşmışlardı. Birbirlerine bakıp öpüşmeye başladılar. Yılların verdiği özlem dudaklarından dökülüyordu. Uzun süre sarılıp, öpüşüp, koklaştılar sonrası Taner koltuğuna geçip kadehini kaldırıp “İyi ki geldin canımın güzeli” diyerek içti. Elvan kadehi eline alıp “iyi ki geldim canımın delisi” diye karşılık verdi.
Gecenin üzerinden sis perdeleri kalkmış, evin içine hoş bir sohbet yayılmıştı. Taner Elvan’ın yokluğunda işyerinde ki görev pozisyonunun değişmesini ve üzerine daha çok sorumluluklar getirdiğini anlatıyor, araya onu çok özlediği zamanlarda nasılda keyifsiz olduğunu katıyordu. Elvan sessizce Taner’in anlattıklarını dinliyor, gözlerini ondan ayırmıyordu. Uzun süre Taner konuştu kadehlerin birisi boşalıyor diğeri doluyordu. Saatler su gibi akıp geçmiş, farkına bile varmamışlardı. Taner birden Elvan’a “ne kadar burada kalacaksın” diye sordu. Elvan “bilmiyorum” diye karşılık verdi. Aralarında sessizlik oldu. Sessizlik rakılarının bittiğinin anlaşılmasıyla bozuldu.
Elvan Taner’e “çantamda bir kaç şişe daha var çıkartalım mı” diye sordu. Taner “bu gecelik yeter canımın güzeli ama onları çantandan çıkart istersen” diye cevap verdi. Hem artık şu sofrayı da toparlayalım geç oldu diyerek ayağa kalkıp masa üzerindeki eşyaları mutfak tezgâhına taşımaya başladılar. Birlikte sofrayı toparladıktan sonra Elvan tabaklarda kalan yiyeceklerden bazılarını buzdolabına yerleştirirken, kalanları çöp torbasına atıyordu. Taner “ben duşa giriyorum” diye seslendi. Elvan gülümsedi. Üzerindekileri çıkartıp duşa giren Taner yıkanıp çıktığında karşısında Elvan’ı çıplak hınzır bir bekleyişle buldu. Sarılmak istedi ama Elvan “bende duş alacağım beklemelisin” diye gülümseyerek yanından kaçıp banyoya girdi. Taner gülümseyerek yatak odasına geçmişti. Az sonra Elvan havluya sarılmış ayakta karşısına dikilmiş ona bakıyordu. “Seni çok özledim gel yanıma” diye konuştu Taner. Elvan sesini çıkarmadan yatağa girmiş ve Taner’e “bende seni” diyerek sarıldı.
Şimdi gece uzun bir aradan sonra duyulan özlemlerin birleşmesine tanıklık ediyor. Aradan iki yıla yakın zaman geçmiş ve ikisinin de eline yabancı bir değmemişti. Taner ve Elvan aylardır hatta üzerinden yıllar geçmiş olan kokularını birbirlerine aşılıyordu. Dışarıda yağmur yağıyor. İçeride bir çift tek vücut olmuş birbirine karışıyordu. Uzun süre duydukları özlemle sevişirken, öpüşürken, koklaşırken zevkin doruklarına kanat açıp uçmuşlardı. Taner Elvan’a “güzel bir sabaha yeniden birlikte uyanmamız dileğim gerçekleşti” diyerek laf attı. Elvan gülümsedi. “Huzurlu uykular canımın güzeli” “Huzurlu uykular canımın delisi” birbirlerine baktılar Elvan Taner’in göğsüne başını koyup uykuya daldılar…
..
Bakışlarım bulut bulut,gözlerimde yağmur yaş,
Hayatımda bir tek ümit, kalmadı be arkadaş.
Benliğimde eridim, kayb oldum yavaş yavaş,
Hiç bir kelime benim tarifimi yapamaz,
Ne serseri ne berdoş ayyaş da anlatamaz.
Sessizlik çöktü bana, sessizlik loş ışıkta,
..
Büyük bir sessizlik içinde
Bir gül, bir çiçek
Bütün herşey sanma ki yerinde.
Sessizlik içinde bile olsa
Herşey zaman karşısında çaresizce
Birden büyür, birden yok olur.
..
Sessizlik hayatımın tek sesi oldu. Suskunluğun içinde neler bastırılmış çırpınıyordu. Sözlerin geçiyor aklımdan her sözüne söylenecek sözlerim var her soruna sorulacak sorularım. Sana en çok beni anlatmak kolay. Sana senden bahsetmek yasak. koyduğun yasaklar söyle sevgili neden yasak. Hangi cümlen içinden geçenlerin yansıması, bana sordukların kendi iç hesaplaşmalarının ne kadarı? Hani demiştin ya neyi göze alabilirsin, nelerden vazgeçebilirsin? Peki senin bu sorulara cevapların var mı sevgili. Sen sevgiyi vazgeçip göze almakla ölçüyorsan söyle sen neyi göze aldın sen sana ait olan nelerden vazgeçtin? Karşındakine sorduğun hesapların ne kadarını sen onun için verebilirdin. Her sözünde türlü oyunlar saklı sevgili kurduğun cümlelerin ne kadarısın. Boş ver bana söylemesen de olur artık bir önemi yok. Nasıl olsa yine doğruların olmayacak söylediklerin. İçini boşalttığın bir hayat bıraktın bana. Ben üzerine bir köprü kurup yaşamaya çalışıyorum işte boğulmamak için o karanlıkta.
..
seni gördüğüm andan itibaren titreşim modundan çıkmayan şu kalbim.
şimdi yoksun diye bir ömür boyu sessizlik modunda
..
Bugün öylesine düştüm ki yalnızlığı dipnotuma
ben bile yoktum yanımda
gözlerinin en zifiri karanlığına gömdüm düşlerimi
yalpakıran bir düzmeceydi fiyakam aslında
ben güçlüyüm dercesine bir tebessüm iki diş arası
ve göğsüne tercüman olamayan lanet bir dil
her zaman olduğu gibi savunamadı beni baş belası
..
Sessizlik zor
Sessizlik ağır
Gece yaşlı bir adam gibi sağır
Bağırsam beni duyan
Yine benim kimseler yok
Cinayet saati başladı yine
Yangın yeri şimdi odam
..
Sensizlik derin ve lal bir sessizlik.
Ötesi yok manası yok hiçbir şeyin.
..
Gözlerinin göremediği kadar seversin.Görmeye başladığında şekli değişir eski,kıymetli madenlerin; o fire verir sense yavaş yavaş yitirirsin değerini..Oerimede kabullenemeyişin; kırık bir kanatla rüzgar yaratma çaban ama yetişmez soluduğun hava imdadına.O erir,sen erirsin,umutsuzluk kaplar her yanını,umduğundan daha çok umutsuzluğa düşersin.Bir zamanlar göğüs kafesine kilitleyip gözbebeğin gibi baktıkların bile kanatlanır,uçar gider demir parmakların arasından.Oysa bir tek sana yetişmez o hain rüzgar,etrafında demir parmaklıklar olmadığı halde bir tek seni çıkarmaz kendi içinden.Bir kez esmiştir sana yalnızca bir kez ama o ters esişte kırmıştır kanadını ve sen bir yandan çürürken bir yandan erirsin kendi içinde kilitlenmişliğinde.Bir tek sen kalınca,gözbebeklerindeki tüm evler boşaltılınca gözkapaklarını indirirsin kefen diye ve kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığını anladığında herkesin sessizlik ve huzur dediği hüküm sürmez o kefenin içinde.Karanlığın ortasında uçup gidenlerin bıraktığı tüm hatıraları bir köşeye toplar yakarsın.Sen yakarsın için erir,ısınman gerekirken daha bir üşüyüp titrer bedenin.O yaktıklarından gelen çıtırtıları dinleyip duvarlarında kocaman olan gölgenle kavga edersin.Bu kavgada hep dayak yemişliğin,gözünü açtığında is içindeki duvarlar ve o kırık kanadının acısı.Uçmak için rüzgara ihtiyacı varken,kendi içinde sevdiklerini bir bir yitiren ve rüzgara rest çeken,kanadı kırılmışken kendi içini cehenneme çevirip o ateşin gölgesinde can veren martının hikayesini bilir misiniz?
..
Bir sessizlik var şu Artvin’in içinde
Bulutlar dinleniyor dağların tepesinde
..



