Merhaba taş adam...
Nedir bu sendeki hüzün ve gam
Kaç gündür bakıyorum sana
Gelemedim yanına çarpıyor duvara kafam
Dizini dirseğini kırıp öylece düşünüyorsun
Gidene yol, kalana ömür biçilmezmiş
Aklın kalbe kurduğu tuzak,
en eski yaramız.
Sen sızını vurdun ya dağların şah damarına,
Benim sızım;
senin sustuğun o derin uçurumda.
Yollar yorgun, ben yorgun, umutlar darda
Gözümün feri söndü, kaldım artlarda
Hasretin hançer olmuş, saplı şahdamarda
Dindir şu sızımı,
Sil alın yazımdaki bu ayrılığı yâr
Gelsene...
Sen!
Beynimin en rüzgarsız yerinde
Fırtınalar estiren ..
Suyun akıntısına karşı gelip de
Asi bir tavır sergileyen
Dağların yamacına yaklaştıkça
Biz seninle söz vermedik mi..
Bir daha kanmak yok diye...
Gözyaşlarımızı içip içip taşmadık mı
Aysız gecelerde..
Dünya yıkılmış da altında kalmıştık
Enkazlardan çıkmadık mı parçalara ayrılarak
Önce derya denizdin,
sordun halimi her gün,
Gönül kapımı çaldın,
nezaketinle süzgün.
Sözlerin sahte ilaç,
niyetin ise sürgün.
Çok zalimsin be hayat!
Her canlıya başka dert
Kiminin pırlantası ufak
Kiminin ekmeği bayat…
Hor kullanmak maheretin
Duydum ki sitem ediyorsun
Yalnızlığın adı altında...
Ey benim Süphan Dağ'lıM!
Botan'da gözlerini ararken ben
Gülüşlerini buldum Zagros'un eteklerinde..
Ellerim tetikte
Sonbahar değerdi saçlarıma gözlerim dalarken sana
Ah bir bilsen nasıl da dokunuyorsun yitik ruhuma
Tabiatın ortasında gizemlerle dolu bir devasa
Sessizliğin korkutucu yine de gel diyorsun bana...
Şehrin gürültüsünden bıktım usandım
Gülüşünden damlayan buselerin altına
yüreğimi koydum
Boşa akmasın diye
Biriktirip biriktirip daha sonra kullanmak için
Tek gamzendeki çukura gömdüm yarınları
Ve heybemde taşıdığım yüklerle geldim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!