Sürgün edilmiştim yüreğinden
Fırtınadan geriye kalan el değmemiş tarafıma.
Bir eski zamandı, Ağustostu hani
Cahildim belki de hiç yaşamamış bir çocuk
Salıncak kurmuştum
Gönlünün Asi Nehrinden
Geçmiyor mu yıllar
Bilmem anlatır mı saçımdaki aklar
Ya yüzümdeki derin çizgiler
Boşuna mıydı çekilen sancılar...
Vefa kaldı mı sevdiklerimde
Ayaklar altında ezilen
Papatyalar hatrına
Bi 'bak' dedim.
Gör gönlün ızdırabını.
Her gecenin sabahında
Yalan gülüşlerinden öptüm
Her ülkenin en güzel mevsimiymiş.
İklimlerin en gözdesi en nariniymiş
Her kalbe her yüreğe hitap edermiş.
Bana bahardan bahset bende bileyim.
Çiçekler kendilerini sergilemek için
Cevap veriyorum sağır dünyaya
Mazlumun ahını saldım semaya
Sınırlar çizilmiş toprak bölünmüş
Kardeşlik uğruna daldım kavgaya
Başkaldırıyorum, varın farkıma.
Birgün Sevmeyeceğim Seni
İçim alev,gözlerim kapalıyken
Sadece soğuk dudaklarım
İtiraf edecek buz kokan sesimle.
Karşılık vereceksin ‘bir ihtimal’ diyerek
Gözlerin kayacak buz kokan dudaklarıma.
Hiç mi deniz görmemişti kadın.
Görmüştü elbet.
Ama o gün deniz bile kadınla bir ilki yaşadı. Rüzgar bu kadar sert eser miydi?
Esintisiyle denizi coşturup kayalara çarptırıp çıldırtabilir miydi?
Elbette yapardı. Çünkü o gün denizin de, rüzgarın da, kadının da manzarası gönlü "Yusuf" adamdı.
Bu mucize miydi? Ya da hangi duanın kabulüydü bilinmez ama; kainat o gün bir ilke imza atmıştı.
Uğrunda birikti döktüğüm yaşlar
Alacak mısın yoksa balıklarıma mı vereyim
Onlarda şahit nasılsa ah bu telaşlar
Hadi gel birlikte kaçak çay içelim...
Fosforlu renklerle aykırı duruşları
Kasvetli bir geceydi içtiğimde gözyaşlarımı
Bazen mutluluktan,
Bazen de acıdan olmalıydı
Tatlı ile tuzlunun arasındaki lezzet...
Yazın kavurucu sıcağında
Saatlerce uçan bir güvercinin
Bulutlar ağlarken üşüdüm balkonda
bir gece vaktiydi.
Tütün sardım dumanında çizdim seni
kokunda garipti.
Gözlerimi kapattım düşlediğim
sen gerçekti..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!