Seksenler Şiiri - Güz Sendromu

Güz Sendromu
24

ŞİİR


22

TAKİPÇİ

Seksenler

80lerde çocuktuk biz..

.TRT 2 çeksin diye antenlere çatal kaşık ve tencere kapağı takılan yıllarda...

nils ve uçan kazdan sonra çıkan pazar konserinde tv yi kapatırdık her ne kadar ayıbetsek de Şef, Hikmet ŞİMŞEK'e..

.elma deyince çıkan, armut deyince çıkmayan çocuklardık..

yağmurlu günlerde plazalara istimlak edilmemiş mahalle arsalarında çivi oynardık... oyun iki kişi isek V harfi ile, üç kişi isek Y harfi ile başlardı...ucu demircide sivriltilen çivileri aynı zamanda misket oynarken MORS üçgenini çizmek için de kullanırdık.

..evinde Videosu olanın zengin sayıldığı yıllardı.. iki video oynatıcısının ederi orta halli bir araba almaya yetiyordu... VHS, büyük video kasetin BeTA, küçük video kasetini ifade ediyordu ve hemen hemen her mahallede bir kaset dükkanı vardı...

sakızların içinden hayvan koleksiyonları ya da HE_ MAN çıkartmaları çıkardı.. bu durum,ÖZCAN ve BAYRAm çikletlerinden vazgeçişimize neden olmuştu...

Michael Jaksonun zenci olduğu yıllardı.. Kamil Sönmez, izzet altınmeşe- belkıs akkale ve burhan çaçan dan başka halk müziği sanatçısı yok biliyorduk..

Mori Kante nin YEKE YEKE si dillerde pelesenk olmuştu...

maç yaparken her kaleci SCHUMAİHER oluyordu her gol atan MAradona...
VE mARADONA NIN TAM İSMİNİ SÖYLEMEK KARİZMA MEVZUSU...

DERWALL gs ı çalıştırıyordu ve Tamek meyva suları reklamında oynuyordu.. reklamda bir çocuk, topu bacak arasına sıkıştırarak boyundan büyük mesafeye kaldırıyordu.. ertesi gün bütün çocuklar o haraketi yapabilmek için sokaklarada defalarca kez tekrar yaparak o haraketi yapmaya çalışıyorlardı..

Rahmetli Özal, Başbakandı ve haber bültenlerinde elektrik gelmiş bir köyün haberi yapılıyordu.. enstantane aynıydı.. gaz lambaları elektrik direğinin önünde parçalanıyordu...

ikinci boğaz köprüsü açılmıştı ve Özal aracıyla köprüyü geçerken TRT, kendisine ait raiting rekoru kırıyordu...

saatler 20.00 ajansına ayarlanırdı.. orhan ertanhan, mesut mertcan ve şengül kılıç, en tanınmış magazin simalarından daha meşhurdu..

sular ve elektrikler sıkça kesilirdi... sular kesildiğinde cami önünde, elektrik kesildiğinde mahalle bakkalında mum almak için sıra olurdu...

mahalle pazarlarında gazeteden yapılma kesekağıtları ve alışveriş yapmak için de pazar çantaları ve fileler vardı... dışı çizgili değil de düz olan yemyeşil karpuzun, beyaz file içindeki o görüntüsünü asla unutamam..

bayram günleri lunaparka gitmek, penaltı çekmek ve marlboro ya halka atmak adet haline gelmişti...

pinokyo, burnu uzayan bir kahraman değil, aynı zamanda bisisklet markası idi ve BMX in en büyük rakibiydi..

elektrik boruları oyun kaynağımızdı. 70 cm lik elektrik borusunun ucuna 15 cm lik bir boru yu, uzun borunun ucunun üstüne gelecek şekilde bantlayıp, bantla boru arasındaki boşluğa o yılki okul defterlerini büyük bir keyifle yırtarak yaptığımız külahlarla BORUCULUK oynardık...

mahallede bizden yaşça çok büyük bir çocuğun sevdiği kızın balkonuna bu yolla gönderdiği kısa not ve mektupları gördükçe bu oyunun fonksiyonel olduğunu analamıştım..

maçlarda 13 kişi isek 6-6 olurduk.. en güçsüz ve küçüğümüz fasulye olur, ilk yarı bir takımda, ikinci yarı diğer takımda olurdu.
.
sokakta gezen MASSEY FERGUSON seyyar manavın arkasına takılırdık.. elindeki mikrofonla mahalleye patates soğan kavun karpuz diye bağıran traktördeki adam, bazen elinde mikrofon olduğunu unutur ve bizi küfür ederek kasanın arkasından uzaklaştırırdı.. mahalleli de biz de çok gülerdik bu duruma.

denizde ayçiçek yağı tenekesinin üzerinde midye tava yapmak, derinliği öğrenmek için boy ver demek ve deve güreşi yapmak adetti. beyaz donla denize girmeyi kimsenin yadırgamadığı yıllardı..

atari salonları her yeri kaplamıştı.. ve tek el oyun oynamak için bile oyun jetonu gerekiyordu...

yurt dışından gelen akrabamızın arabasının bize geldiğini söylemek ve arabanın etrafındaki çocukları kovalamak her yaz dönemi karşılaşılan enstantanelerdendi..

kemerburgaz kömürü biye bir kavram vardı.. her evin yaz mevsimindeki bir günü mutlaka bu kömürü almak için ayırılır, hatta kayınço, bacanak, amcaoğlu gibi yakın kişiler o gün çağırılırdı kömür taşımak için..

Minti ve pembo, ÖZCAN ve BYRAMIN tatlı alternatifleri idi.. ve gazozuna maçlarda ELVAN ön planda idi..

kimin başı sıkışsa PERİHAN ABLA koşar, ne zaman cam altları damalı ticari taksi görsek şöför İSMET(ercan yazgan) ve meraklı melahat(tulu çizgen) aklımıza gelirdi.. kapı dinleyen birine de muhasebeci ergun adı takılırdı...

ali- ayşegül atik skeçlerinde, bir alışveriş, bi fiş
zeki- metinde de; bu karda kışta kim yazacak fişi metnine aşina kulaklar vardı.. murakabe kaleminin, kontrol kalemi olduğunu o karelerde anlamıştık...

hülya avşar ve tanju nun aşkı yıllarca gündemden düşmemişti..

sokaklarda koca kulaklı wolkman le müzik dinlemek, sonraki süreçte yerini çift kastçalarlı tape lere bıraktmıştı.. güneş bözlüğünü takıp, körüklü kumaş pantolonun altına Puma spor ayakkabı giyinerek omuzda bu tape lerle sesi sonuna kadar açıp sokaklarda gezmek moda idi..

köydeki genç kızlar meşhur olmak için köylerinden kaçıyor ve meşhur olma yolunda çok şeylerini kaybediyorlardı.. REJİSÖRÜN YATAĞI diye bir deyim o yıllarda tavan yapmıştı...

sezai aydın lı, keçiören belediyesi sponsorlu, tontonlar ve ponponlar....

yöneticinin uyuduğu izocam reklamları..

sokaklarda austin, morris, ve plymouth marka araçlar..

chevrolet dolmuşlar..

aykut edibali..(ıslahatçı demokrasi partisi genel başkanı)

SSCB.

sarı siyah PTT kulubeleri ve ortası delikli jetona ip bağlayarak konuşmaya çalışma..

telsizle sevgili yapmaya çalışma..

cenk korayın canlı yayınında tele kutuya katılacak yarışmacıyı seçmek için, seyircilere yanında tırnak makası, ototbüs bileti var mı diye sorması..

mehter marşıyla gelip,izmir marşıyla giden erkan yolaç..

yılbaşında oynanan tombala ve ekrana çıkacak dansözü bekleme..

niyet çekme de OYILLARIN KARELERİNDE İDİ...
......................
.....................
her bakkalda mutlaka bir veresiye defteri olurdu.. bir de veresiye hesabı olan mahallelide....... hesabın doğruluğunu kontrol için.

veresiye defterine yazılan rakamların işlendiği küçük bakkal defteri ile bakkala gider, alışveriş yaptıktan sonra tek kuruş ödemezdik.. bakkal amca tutarı kendi veresiye defterine yazar, bizim elimizdekine de işlerdi...ha bu arada, mahalledeki tek telefon, hep bakkallarda olurdu.. tüm mahalleli o telefonu ezbere bilirdi ve tüm eşe dosta o numarayı verirdi..

DALAN, Haliç'i gözleri gibi masmavi yapacaktı..

ilkokul kızlarının saçları mutlaka örülü olurdu ve saçlardan beyaz kurdela eksik olmazdı...

RİCKY SHEREDOR diye bir çocuk vardı.. ŞAMPİYON filmi idi sanırım.. orada boksör babasının maçı kazandıktan sonra ölümüne şahitlik ederken ağlaması ve yaptığı konuşma, memleketi gözyaşlarına boğmuştu...

pazarlarda plastik KARA ŞİMŞEK arabaları satılıyordu... inşaat telini arabanın üstüne çengel yapıp takardık.. diğer ucunu da direksiyon şeklinde kıvırıp, arabayı yere koyar ve ayakta bu şekilde sürerdik DAVİD HASSELHOFF KIVAMINDA..

sadece cumartesi akşamları TRT de Türk sineması yayınlanırdı... o gün bütün konu komşu mutlaA HAZIRLIK YAPAR, KİMİ BÖREK AÇAR, KİMİ SARMA YAPAR, KİMİ ÇEREZ GETİRİR VE APARTMANCA HER HAFTA BİR KOMŞUDA OLMAK ÜZERE türk filmi seyrederdik.....her zaman erken yatan çocuklara anneleri sadece filmi izlemek için müsade ederdi.. çoğumuz da üzerimizdeki Sümerbank kumaşlı çizgili pjamalarımızla tv nin karşısında uyuya kalırdık...

futbol topu heryerde bulunmazdı... sokaklarada demir toplayarak biriktirdiğimiz paraları, mahalledeki çocuklarla biraraya getirir ve futbol topu alırdık.. öyle ki; futbol topu hergün birimizin evinde kalırdı..


.......................................
.................................................................................
..............................................
...............................................................................................
........................................................

Güz Sendromu
Kayıt Tarihi : 9.07.2007 14:38:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Sabriye Babaoğlu
    Sabriye Babaoğlu

    keşkelere geldim...keşke dedim keşke...yeniden yaşama fırsatımız verilse o canım geçmişe....

    Cevap Yaz
  • Erol Sahna
    Erol Sahna

    sokakta gezen MASSEY FERGUSON seyyar manavın arkasına takılırdık.. elindeki mikrofonla mahalleye patates soğan kavun karpuz diye bağıran traktördeki adam, bazen elinde mikrofon olduğunu unutur ve bizi küfür ederek kasanın arkasından uzaklaştırırdı.. mahalleli de biz de çok gülerdik bu duruma. .....çok güzeldi....ama en çok bu paragrafa güldüm..beni yeniden çocukluk yıllarıma götürdüğünüz için teşekkürler...tebriklerimle...

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (2)