Siyah Beyaz Günler Şiiri - Güz Sendromu

Güz Sendromu
24

ŞİİR


22

TAKİPÇİ

Siyah Beyaz Günler

her geçen gün daha yaşanılası bir dünyadan uzaklaşarak, ve her daim bir önceki zamanı arayarak akıp gidiveriyor ömür..
geçmişe bakınca '' ne kadar da '' güzelmiş o günler deyiveriyoruz hep bir ağızdan.
''eskiden farkında değilmişiz ama mutluymuşuz'' benzeri cümleler kuruyoruz iç çekerek..
otuzlu yaşları yeni yeni terketmeye başladığım şu dönemlerde, mazide kabarık takvim yaprakları bırakmamışken bile, geçmişe nazaran çok şey kaybettiğimizi hissediyorum iliklerimde.. peki yaşı daha kemale erenler? sanırım hayıflanma boyutunda olmalılar..
çocukluğumun silüeti düşüverdi birden siyah beyaz albüm sayfalarından..

erik çaldığımız ağaçlar, ve bunu hoşgörüyle karşılayan bahçe sahipleri güzeldi.

çamurdan yapıp güneşte kuruttuğumuz bilyalar, sonradasında cam misketlere sahip olmanın verdiği lüks hissiyatını yaşamak güzeldi..

asfaltı olmayan mahalle yolundan, yağmur sonrası ağır tonajlı kamyon geçtikten sonra, geçtiği yerde yapmış olduğu izlerde biriken su gölcüklerinde kağıttan gemiler yüzdürmek güzeldi..

.. massey ferguson seyyar manavın kasasına takıldığımızda,, elindeki mikrofonla mahalleye bağıran zerzavatçının,bizi gördüğünde peşimiz sıra küfür edişini ve elindeki mikrofondan bütün mahallelinin bu küfürleri duyuşunu izlemek güzeldi..

mahalledeki her çocuğun az çok bir zanaate vakıf olması güzeldi.. bilyalı arabalarımızı kendimiz yapar, hepimizin eli az buçuk keser, testere tutardı.. sokaklarda bilyaların çıkardığı ses iç gıcıklayıcıydı ama güzeldi.

topladığımız hurda demirleri hurdacıya kazıklanarak satar, elimize geçen paraları biraraya getirir, patlamış plastik toptan kurtulmak için dünyanın en masum şirketini kurup futbol topu alışımız güzeldi. ve o futbol topuna kutsal birşeymiş gibi yaklaşmamız.. hergün birimizin evinde kalan o futbol topunu, güğümlü ve ibrikli banyoda yıkayıp kurutuşumuz, havası inmesin diye betondan uzak tutuşumuz güzeldi..

freni olmayan bisikletimizin arka tekerleğine ayakkabımızı sokarak fren vazifesi görüşü, kendimizin icat ettiği birşeydi. patlayan tekerimize kendimiz yama yapardık.. tekerleğin şambriyelindeki patlağı bulmak için, su dolu kova içindeki kabarcıkları takip edip, patlağı bulduğumuz andaki sevinci yaşamak güzeldi..

mahallenin çarşamba pazarında ''soğuk su buz'' diye bağırarak esnaflığa ilk adım atardık.. kazandığımız parayla çatapatlı tabanca almak güzeldi.

mahallenin arsalarında taştan kaleli sahamıza kireçten ceza sahası yapmak güzeldi..

mahalleden denize giderken, otostop çekmek güzeldi. ve o koldan vitesli eski arabalara binmek..

ayçiçeği tenekesi üzerinde midye tava yapmak güzeldi.

sular kesildiğinde taşıyabildiğimiz büyüklükteki bedonla camiden su almak güzeldi..

kışın, elimizde odunla okula gitmek güzeldi.. ve hademe Rıza Efendinin sobayı tutuşturduğunda elimizdeki odunu sınıftaki sobaya atışımız güzeldi..

garafon kağıtlarından süleme yapma tekniklerini öğrenip, 23 nisanlarda sınıfı süslemek güzeldi.

yerli malı haftası diye bir mevzuya gebe kalıp, sınıfta manav reyonu açmak güzeldi.

pazar çantaları güzeldi.

beyaz file içindeki çizgisiz karpuz güzeldi..

kesekağıtları güzeldi.

çorabımızın yırtıklığından utanıp, okul dönüşü arkadaşın evine ders çalışmaya gidemeyişimiz güzeldi.

almanyadan gelen yakın akrabanın arabasının yanıbaşından hiç ayrılmayıp, mahallenin diğer çocuklarını arabaya yaklaştırmamak güzeldi.

anadol kamyonetin arkasına birikip mahalleliyle pikniğe gitmek güzeldi.

mahalleden taşınan biri oldu mu, herkesin işi gücü bırakıp ahalinin Austin, ya da Morris kamyonu yüklemesi, ve peşi sıra da ağlamaları güzeldi.

balkondaki begonyalarını sulayan, istanbul beyefendileri güzeldi.

televizyonun siyah beyaz oluşu güzeldi.

istanbul güzeldi.

insanlar güzeldi.

peki ya şimdi... o güzelliklerin tadını alıp da, buna benzer birşeylerin tadını ne kadar uzun zamandır hissetmiyorum.. bırakın onbeş daireli eski apartmanımızı, mahallelinin hepsini, hatta yakın akrabalarını bile tanırdık.. şimdi ise zillerden bile tanımıyorum alt kat komşumu.. ve sokaklarda çocuklar oynamıyor artık.. pencereler bile sıkı sıkıya kapalı.. oğluna pencereden ''haydi eve gel, yeter artık'' diye seslenen anneler yok artık.. ya da balkondan sepet sarkıtan amcalar.
o geçmişteki doku yok.. o koku yok.. o insancıl eylemler yok..

bugünlerimizi de ileride arayacakmıyız bilmiyorum ama, geçmişteki on yıl bana bu tarz unsurlara dair hiçbirşey hissettirmedi. herşey sanki'' sadece bir zamanlar güzeldi''.

bazen düşünüyorum da o eski zamandaki insanları.. aslında kendilerine, sevdikleri ve çevresindeki insanlara vakit ayırma imkanı buluyorlarmış. çünkü günlük hayatta akıp giden şeylerin konu başlığı AZ, YORUCU, ve de yıpratıcı şeyler değilmiş..

evlerde telefon olmadığından, cep telefonu tarifeleri konuşulmazmış mesela. birini görmek istediğinde NET e gel, ya da 3G yi aç denmezmiş, bizzat o kişinin yanına gidilirmiş.
. derme çatma gecekondularında ya da zar zor biriktirilen üç beş kuruşla yapılan evin, bir dahaki sene de çatısını yapacağız denmesi, Mortgage kredi hesaplamalarıyla uğraşılmasından daha güzelmiş.

veresiye defterindeki borcu geciktirdi mi, mahalle bakkalının önünden geçmeye utanmak, kredi kartı yasal takibe girmesin diye cebelleşmekten daha güzelmiş.

yenilen içilen şeylerin tohumuna, nasıl yetiştiğine, suniliğine, sağlığı tehdit edişine aldırış etmeden gönül rahatlığı ile manavdan domates almak, acaba yediğim ekmeğin ununda GDO var mı diye düşünmekten daha güzelmiş.

bankaların ve FAİZ sisteminin rehin almadığı insanların, alın terleriyle kazandıklarının BEREKETİ, bir gecede zengin olanlarınkinden güzelmiş..

yaşamı bizzat sokkata yaşayarak öğrenen çocuğun hayal dünyası, kalvye darbeleri arasına sıkışmış çocuğun hayal dünyasından güzelmiş..

TRT 2 çeksin diye antenlere tencere kapağı takmak, ikibin kanallı uydu anteninden güzelmiş.

velhasıl, teknoloji ve lüks yaşam isteği insanları bu kadar esir almamışken, elindeki ile yetinen ve onunla MUTLU olan insanların sayısı çokmuş. dostluğa, muhabbete, vefaya, komşuluğa, adamlığa ayırılacak vakit de varmış, yürek de.

bir de diyorlar ki, niye hala 70 li yılların filmlerini,80 li yılların başlarında çekilen filmleri seyrediyorsun.. beni ilgilendiren filmlerden ziyade o zamanda geçen dokuya duyulan özlem.. (BKZ adile naşit ve münir özkul filmleri.. örnek: Neşeli Günler.) örnek: SULTAN (Türkan Şoray-Bulut Aras)

Güz Sendromu
Kayıt Tarihi : 26.02.2010 00:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Serpil Şen
    Serpil Şen

    Çocukluğuma ve hayatıma dair bir çok nüansın kaleme dökülmüşünü okumak ziyadesiyle keyif verdi. Bana verdiğiniz anılarımın tozlarını silkmede yardımcı pencere kuranderi için teşekkür ederim.

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)

Güz Sendromu