Bu şehir, bir girdap gibi dönerken yudum yudum,
Taş duvarlar arasında kaybolmuş hayaller,
Her köşe başı bir anı, her adım bir hüzün,
Bir sokak lambası altında düşlerim titrek, belirsiz.
Pencereden süzülen ışık, etime saplanan güneş,
Sevmeyi, paylaşmayı, bir insana dokunmayı,
Bilmeyen dudaklarla sözler sarf ediyorsun?
Savaşmadan barışı, hissetmeden huzuru arıyorsun,
Ama sen insan olmayı hiç denemedin, bayım.
Güneşin sıcak nefesiyle bile kavrulan toprağı,
Ben hata mı yaptım,
Seninle güzel düşler kurarak?
Yoksa hatayı,
Gerçeğin soğuk yüzüne inanmakta mı aramalı?
Beton yığını, gökdelenler uzanır göğe,
Bir orman bu, çelik ve camdan örülmüş.
Kalpler taş kesilmiş, duygular körelir,
Kâr hırsı körükler, vicdanlar paslanmış.
Trafik akıyor, bir nehir gibi durmaksızın,
Beyefendiliğin incisi, kibarlığın nakışı,
Kafiyeli naziklik, dilindeki sözde akışı.
Umutla ve sevgiyle dokunur her mısra,
Gönül sarayında yankılanır zarafetin izleri.
Sözlerinde melodik bir nağme bulur,
Düşünmeliyim şimdi, kelimeler arasında kayboluyorum,
Kendi düşüncelerimle yüzleşmeliyim, birinci şahısları yazmalıyım.
Gözlerimin önünde hala bir sis var, ama ben kendi bakış açımdan anlatmalıyım.
Sözlerimi bulmalıyım, üçüncü şahısların etkisi altında kalmamalıyım.
Söylenenleri duymamalıyım, kendi sözlerime odaklanmalıyım,
Yürüdüm sokaklarda bir sabah vakti,
gökyüzü bir mavi denizdi,
bulutlar kayıp gidiyordu sonsuzluğa,
şehrin uğultusu kulaklarımda yankı bulmuştu,
herkes bir yerlere gidiyordu,
herkesin bir amacı vardı,
Bir şehir ki yüreğimde yangın,
Caddelerinde kaybolmuşum,
Her köşesi bir anı,
Her anı bir yarım kalmışlık.
Bulvarlarında geceyle dans ederim,
bir yangın yeridir yüreğim,
küller savrulur içimde
her biri yanılmışlığımın izleri
sanki bir ressamın fırçası
çizmiş yanlışlarımı gökyüzüne
ve ben, o gökyüzüne bakıp
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!