Bir taşın içinde kıvranır:
ilk kelime.
Henüz adını bilmez:
ülke.
Rüzgâr —
Kurak bir yazdı.
Göğün göğsü çatlamıştı.
Solgun saatler,
içinden geçmeyen zamanlar gibi
savrulmuştu eski defterlerin arasına.
Yorgun bir bahçeydim.
O akşam,
gökyüzü yerçekimini unuttu,
bana bıraktı seni,
ellerin hâlâ pencerede titriyordu,
gülüşün orada,
(Kendime Açılmayan Kapılar)
bir şehir girişi gibiyim kendime
dar sokaklarım var, unutulmuş hecelerden
anahtarı bende olmayan kapılarım
Özenle tutmuştunuz ince elenmiş sözcüklerle
Reyhani nakışlı kırılgan vazoyu o zelzelede
piano piano (pianissimo)
Vurgularınız hassastı, yumuşaktı notalarınız
Eksik olsa da
sevginin sessiz sözcükleri
Adım yok.
Yüzüm, bir duvarın neminde çözülüyor.
Sesim, tutuk bir kapının ardında susuyor.
Ruhumun başı boş yollarında
Kendimden Arta Kalan
Bir şairdim,
suskunluğun gölgesinde.
Ben şiir yazdım,
Güncelleme Bekleyen Umut
bir sabah —
uyanmadım artık sana.
çünkü takvimler devlete bağlanmıştı,
saatler yalnızca siren sesiyle ilerliyordu.
bir öpücük: suç,
Bir sokak vardı
insanlarının izlerini kaybetmiş bir şehrin ardında
taşlar kendi izleriyle konuşuyordu…
Ben yürürken
her adımım bir kelimeyi kaybetti
Şeytanın Şarabı (melodik versiyon)
Ölüm öncesidir her bir an…
Sonra yeni bir an,
Ve yine bir an—
Geri dönüşü olmayan,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!