Sahi…
neydi hayat?
Bir sabah uyanıp
eksik saydığımız isimler miydi,
mutfakta soğuyan çay,
odada hâlâ duran ama artık konuşmayan eşyalar mıydı?
Hayat,
gidenlerin arkasından kapıyı yavaşça kapatmak mıydı,
yoksa kapıyı hiç kapatamayıp
rüzgârla içeri dolan anılarla yaşamaya çalışmak mı?
Biz hep “yaşamak” dedik buna,
ama aslında
alışmaktı belki de.
Sesine alıştığımız insanların sessizliğine,
varlığına yaslandığımız omuzların yokluğuna,
“yarın” dediğimiz planların yarım kalmasına…
Sahi neydi hayat?
Gidenlerden sonra
bize kalan mıydı yalnızca?
Bir fotoğrafın köşesinde sararmış bir gülüş,
bir cümlede yarım kalmış bir sevgi,
gece herkes uyurken
içimizde uyanan o ağır soru…
Hayat,
her kayıptan sonra
biraz daha küçülen bir dünya mıydı,
yoksa küçülen dünyaya
sığmaya çalışan bir kalp mi?
Bazıları erken gitti,
bazıları tam vaktinde sanıldı ama
her gidiş eksiltti bizi.
Ve biz,
eksile eksile yaşamayı öğrendik.
Gülmeyi öğrendik,
içimiz ağlarken.
Devam etmeyi öğrendik,
durmak isterken.
“İyiyim” demeyi öğrendik,
kimse gerçekten sormazken.
Sahi neydi hayat?
Bize öğretilen bir sabır mıydı,
yoksa katlanmak zorunda kaldığımız bir gerçek mi?
Belki de hayat,
her şeye rağmen
kalanı sevebilme cesaretiydi.
Eksik de olsa,
yaralı da olsa,
kırık dökük bir kalple
yine de yürüyebilmekti.
Gidenler bizden bir parça aldı,
ama kalanlar
bizi ayakta tuttu.
Bir ses,
bir el,
bir “buradayım”…
Belki hayat,
tam da buydu:
gidenlerden sonra
bize kalanlarla,
insan kalabilmek.
Hüseyin Erdinç
Kayıt Tarihi : 16.1.2026 05:03:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!