Türkiye de rönesans ve reform hareketlerinin gecikmesinin,
etkileri
Gecikmiş bir rüzgârın adıdır belki bizde Rönesans…
Avrupa’nın sokaklarında akıl uyanırken,
bizde zaman, kendi içine kıvrılmış bir gölge gibi ağır ağır akıyordu.
Bir tarafta taşlara kazınan “neden?” sorusu,
diğer tarafta “sus” diyen eski duvarlar…
Ve insan, iki çağ arasında asılı kalmış bir köprü gibi
ne ileriye tam yürüyebildi
ne de geçmişten bütünüyle kopabildi.
Reform, bir kapıydı aslında,
içeriden kilitlenmiş bir kapı.
Dışarıda Luther’in sesi yankılanırken,
içeride korkular, gelenekler ve alışkanlıklar
kendi sessiz krallığını kurmuştu.
Ve böylece gecikme, sadece bir tarih meselesi olmadı;
bir ruh hâline dönüştü.
Akıl yürüyüşe çıkarken tereddüt eden adımlar,
bilimin ışığına uzanamayan gölgeler,
sorgulamanın yerine yerleşen ezberler…
Hepsi birikerek
bir toplumun düşünce kaslarını sessizce yordu.
Ama gecikmenin içinde başka bir gerçek daha vardı:
Beklemek, bazen bir çürüme değil
birikmiş bir yeniden doğuş ihtimaliydi.
Toprak geç uyanırsa,
kökleri daha derine iner.
Soru geç sorulursa,
cevap daha sert yankılanır.
Bugün hâlâ o gecikmenin yankısı var sokaklarımızda:
bilgiyle inatlaşan alışkanlıklar,
eleştiriyle gerilen yüzler,
yeniliğe karşı eski refleksler…
Ama aynı zamanda
gecikmiş bir uyanışın içten içe büyüyen ışığı da var.
Çünkü her toplum,
kendi Rönesans’ını dışarıdan kopyalamaz;
içinden yeniden inşa eder.
Kemal Tekir
Halkın sesi
Kayıt Tarihi : 7.05.2026 21:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!