Peygamber, Farsça bir kelime olup Kur'an'da geçmemektedir. Elçi, Türkçe bir kelime olup o da Kur'an'ın Arapça orijinal metninde geçmemektedir. Modern dönemde ortaya çıkan Kur'an mealleri, Allah'ın mesajını insanlığa iletmekle görevli insanları "elçi", eski tefsirler ise "peygamber" kelimesini kullanarak tanımlamış fakat, bu çeviriler tamamıyla yanlıştır. Allah Kur'an'da vahiy mesajını insanlara iletmekle görevlendirdiği seçtiği kullarını iki ayrı kelimeyle 'nebi' ve 'resul' şeklinde isimlendirmektedir. Önemli bir dilbilim, semantik(anlambilim), kaidesidir. İki farklı kelime varsa bu iki farklı anlama işaret etmektedir. Resul ve nebi Allah'ın seçtiği ve Kendisi'nin mesajını toplumlara aktarmakla görevlendirdiği kullarıdır, fakat görevlerinin mahiyetinde bir fark bulunmaktadır.
Nebi kelimesi nebe/haber kelimesinden türemiş olup "muhbir/haberci" anlamına gelmektedir. Peki nebi neyin haberini vermektedir? Allah'ın varlığının ve birliğinin, ahiretin, cennetin, cehennemin, zekât, salât... Bu haberlerin hepsi aslında Allah'ın vahiyle bildirdiği haberler olup Nebi bunları vahiyle bildirmese hiç kimse bu haberlerin varlığından haberdar olmazdı. Yani nebiler haberlerin toplamından oluşan kitap alıyorlar . İncil, Tevrat ve Kur'an.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
"De ki: 'Bu(Kur'an) büyük bir haberdir."(Sad Sûresi 67. ayet)
Resul kelimesinin kökü olan risl, yumuşaklık ve kolaylık üzere göndermek , kolaylıkla ve yumuşaklıkla yürümek, yol almaktır. Arapça bu kökün kelimelerinden biri olan irsâl, yöneltme ve gönderme, salıverme gibi anlamlara gelmektedir. Kur'an'da, göndermek için "irsâl" kalıbı kullanılmıştır. Kısaca, Resul elçi ve elçilik anlamında kullanılmaktadır. Yine Resul yani elçinin kelime anlamı mesajı olduğu gibi ekleme ve çıkarma olmadan bir başkasına aktaran kişi demektir. Bir kimseyi önemli bir görev için gönderdiğinizde, o kimse sizin "resulunuz" olmuş oluyor.
Duygusal müşrik Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediği için sürekli olarak tapacak, bağlanacak bir insan arar. Bu, kimi zaman karşı cinsten bir sevgili kimi zaman da bir arkadaştır. Ruhsuz müşrik; sık sık kendisine ihanet edildiğini, yalnız bırakıldığını, haksızlığa uğradığını vehmeder. Duygusallaşır ve başına gelenlerden şikâyet eder. İşte bu noktada şeytan onu kıskıvrak yakalar ve bir kadına, dost zannettiği diğer müşrike taptırır. Ruhsuz müşrik, Kur’an’daki İslâm’ı bilmediğinden bir kadını Kur’an’a göre tahlil etmeyi de bilemez ve artık o, kadının kölesidir. Neticede de sinesinde hiçbir hayır barındırmayan şeytanlaşmış kadının maskarası olur.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
“Onlar, O'nu bırakıp da dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.” (Nisâ, 117)
Günümüzde oruç Kur’an’da bahsedilenden daha fazla tutulmaktadır. Zira Kur'an'da geçen şekline göre değil sonradan değiştirilen şekle göre oruç tutulmaktadır. Kur’an’da oruç vakti şöyle geçmektedir;
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
… Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonrada orucu gece oluncaya değin tamamlayın.( Bakara süresi 187. Ayet) Beyaz iplik sizce siyah iplikten ayrılıncaya kadar diyor yani gecenin gündüze yakın anı gecenin gündüze dönüş anından bahsetmektedir. Tan yerinin ilk ağarmaya başladığı , fecir vakti, yani gecenin gündüze yakın vaktinden itibarenki esas sabah namazının kılınma vaktidir. Rabbim beyaz iplikle siyah ipliğin ayırt edilme anından itibaren yemeyi içmeyi kesin diyor . Bu andan itibaren oruca başlayın diyor.
Gecenin gündüzle buluşma anı tarif edilmektedir. Allah bizlere gecenin konumunu açıklamak adına , bazı şeylerin fark edilecek duruma , geliş anının tarifinin örneğini vermektedir. Diyanetin belirlemiş olduğu imsak vaktinde çıkıp gökyüzüne bakan biri gecenin zifiri karanlığından başka hiçbir şey göremez. Birde iftar vaktine bakılırsa, henüz karanlık çökmemiş , her şey seçilebilir durumdadır ama akşam karanlığı da fark edilmektedir . İmsakta işte böyle olmalı , Güneş’in aydınlığı yavaş yavaş fark edilebilir olmalıdır.
Arapça’da sabah kızıllık demektir. En’âm süresi 96. Ayetinde geçen fâlia’ul -ısbah , seherin başından itibaren ufuktaki karanlığa karışan kızıl ve beyaz ışıkları bölen kızıl kuşaktır. Her gün üç doğuş ve üç batış olmaktadır. Doğanlar ; fecri kâzib, imsak ve Güneş’tir. İmsak ikinci doğuşla başlamaktadır. Bu , bütün mezheplerin ortak görüşüdür.
"Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi."(ZARİYAT Suresi 18. ayet) "Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir.” (ALİ İMRAN Suresi 17. Ayet)
Kur’an’da, müminlerin vasfı olarak anlatılan her şeyi yapmak, müminler üzerine farzdır. Sabah namazı vaktinde , güneş doğmadan önce, Allah’tan bağışlanma dilemek farzdır.
Şirkin kelime anlamı "ortaklık" demek olup Türkçe meallerde, yer yer Allah'a "eş koşmak", "ortak koşmak" olarak da çevrilmiştir. Kur'an'da Allah'tan başka ilah olmadığı gerçeği "La ilahe illallah" hükmü ile haber verilmektedir. Allah'ın tek güç ve kudret sahibi olduğu tek ilah olduğu çok kesin bir gerçek olmakla birlikte ne yazık ki olaya zahiri anlamıyla bakılmaktadır. Bu sebeple ilah kelimesinin anlamını bilmek gerekmektedir. Bu konuda geçerli olan tanım Kur'an'da tarif edilendir. Allah Kur'an'da Kendisi'ni bize birçok sıfatıyla tanıtmış olup Kendisi'nden başka ilah olmadığını bildirmiştir. Yani Allah'ın sıfatlarına sahip başka hiçbir varlık bulunmayıp Allah'ın herhangi bir sıfatına başkasının sahip olduğunu iddia etmek "şirk koşmak" anlamına gelmektedir. Fakat Allah'ın sıfatlarından bazıları insanlar içinde kullanılabilir. Bunda hiçbir sakınca bulunmayıp sakıncalı olan bunun kişinin kendisinden kaynaklandığını düşünmektir. Örneğin Allah'ın zengin sıfatı insan için kullanılabilir. İnsan bu zenginliğin Allah'tan olduğunu bilmeli ve Allah'ın dilediği zaman bu zenginliği alabileceğinin bilinci içerisinde olup zenginlik verilen kişiyi değerlendirirken de onun zengin ya da fakir olmasının hiçbir önemi bulunmayıp onun Allah'ın bir kulu olduğu düşünülmelidir. Mümin ne yapıp edip, bütün iradesini, gücünü kuvvetini, dikkatini toplayıp şirk bataklığına düşmekten kendini kurtarmalıdır. Zira şirk içinde olmanın, Allah'ı unutup insanları, olayları Allah'tan bağımsız gibi düşünmenin karşılığı Allah katında çok büyüktür. Mümin Allah'ı unuttuğunda kaderi unuttuğunda şirke düşer. Bu durumsa kişide tevekkülsüzlük olarak kendisini gösterir. Bu durum sonucunda ortaya çıkan üzüntü, stres, sıkıntı ve huzursuzluksa tevekkülsüzlüğün ve gizli şirkin ortaya çıkış şeklidir. Yine kadere karşı direnmekte şirktir. Çünkü kader hiçbir zaman değişmez. Ne kadar tedbir alıp çabalayıp çırpınsanızda kaderinizde ne yazıldıysa onu yaşarsınız. Zira bütün yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız daha biz doğmadan kaderimizde belirlenmiştir. Yine yas Allah'a isyan etme olup mümin başına gelen her imtihanda çok büyük hayır olduğunu düşünmelidir. Zira her mümin bu dünyaya cennete girmek için ruhunu eğitme amacıyla gelmektedir. İmanda derinleşmenin en güzel yolu şüphesiz başına gelen her olayda yüzünü Allah'a çevirmek ve sürekli Allah'a sımsıkı sarılmaktır. Ayrıca ara bir yol aramak bazı olayların Allah'ın kontrolünde bazılarının da insanların veya başka varlıkların kontrolünde olduğunu düşünmek şirktir. Yani cüzzi irade var demek şirktir. Şirke örnek vermek gerekirse;
1) Başka varlıklarda yer alan özellikler örneğin; güç, güzellik, zeka vb. onlara ait olduğunu düşünmek şirktir. Zira bu özellikler onlara ait değildir. Bu sebeple bu özellikleri onlara ait saymak onları da Allah gibi varlığı kendinden olan bir ilah saymak demektir.
2) İslam dini özgürlük dini olduğu hâlde Müslüman denince akla sanat, bilim ve güzellik karşıtlığı gelmeside şirktir.
3) Şeyhlerden ve evliyalardan himmet istemek şirktir. Örneğin; yetiş ya şeyhim demek şirktir.
4) Mezheplere uymak şirktir. Zira Kur'an'da haram olmayan konular mezheplerce haram kabul edilmiştir.
5) Bir insan soru sorduğunda o soru güzelse bu sorunun soruyu soran kişiden olduğunu düşünmek, müzik dinlediğinde ben dinledim demek, yemek yediğinde ben yedim demek şirktir. Zira soruyu sorduran Allah'tır. Müziği dinleten , yemeği yediren Allah'tır. Bu sebeple Allah sordu, Allah dinlettirdi, Allah yedirdi demek gerekir.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
“O, size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kâfirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.” (Nisa 140)
Sürekli olarak, Allah’a ve yazdığı kadere isyan eden şarkı sözleri yazıyorlar. Anlatabildikleri tek konu da beşer aşkı. Terk edilen sevgili, aldatılan sevgili, gözü yaşı sevgili… Hayatlarının merkezinde sadece karşı cins var. Bu şarkıları dinleyen farkında olmadan küfre düşüyor. Çünkü şarkı sözlerinde, Allah’ın ayetleri münasebetsizce eleştiriliyor. Küfürle oturup kalkan, zaman içinde kalbini küfre kaptırır. Onlar gibi düşünür, onlar gibi yaşar, onlar gibi konuşur. Cahiliyenin hayat felsefesi vardır ve bu hayat felsefesini her yolla topluma aktarır. Bu yollardan biri de, yukarıda özelliklerini saydığım şarkı sözleridir. Müslüman, Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiği şarkı sözlerini dinleyemez. Bu, Allah’ın haram kıldığı bir fiildir. Eğer, bu haramı işlemeye devam ederse, kişi zaman içinde münafık ve kâfir olur, onlara benzer. ( Allah’ı ve ayetlerini tenzih ederiz)
Şarkı dinlemenin dinen hiçbir sakıncası yoktur ve haram değildir. Sakıncalı olan şirke düşüren yukarıda yazmış olduğum özelliklere sahip şarkı sözleridir.
İslâm ülkelerinde, kadının toplum içindeki konumunu hadisler ve hadis hükümlerini farklı içtihatlara dönüştüren mezhepler belirliyor. Kadın, hadislerde; aklı ve dini yarım, Âdem’in cennetten kovulmasına neden olan, şehvetinin kölesi, okutulmaması ve eğitim verilmemesi gereken, erkeği yoldan çıkarmak amacıyla güzelliğini kullanan bir şeytan olarak tasvir ediliyor. Bu tasvir, İslâm ülkelerinin kadına bakışını belirleyen, toplumun bilinçaltına nakşedilmiş bir tasvir. Bu yüzden kadın, 1350 yıldır erkek egemen toplumun kölesi olarak yaşıyor. Sosyal hayatın içine giremiyor, eğitim alamıyor, dışarı çıkamıyor ve hatta uydurulan hükümlerle regl olduğunda günlerce namaz kılması, Kur’an okuması engelleniyor. Kâbusa dönüştürülmüş bir hayat.
Gelenekçi erkekler, hayatın her alanının dışına itilen kadınla, cinsel ihtiyaçları zina yapmadan karşılayabilecekleri bir hizmetçi rolü vererek evleniyorlar. Evi temizler ve çocuklara da bakar… Kadın, 1350 yıldır kendisine verilen bu rolü kabul etmek zorundaydı, çünkü çalışması ve ekonomik özgürlüğünü eline alması yasaktı. Boşansa, boşanmak istese, hayatı, devletin güvencesi altında değildi. Ayrıca, Kur’an’da olmayan bir hükümle boşanma hakkından da yoksun bırakıldı. Kadın, erkek egemen toplumun kendine verdiği cinsel ihtiyaçların karşılanabileceği hizmetçi rolünü zoraki kabul etti; zira başka çaresi yoktu.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
“Onda 'sükûn bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” (Rûm Suresi 21. Ayet)
İslâm ülkelerindeki kadınlar, hayatta kalabilmek için erkeğe sarılıyor, sevdiğinden veya saygı duyduğundan değil. Cinsel açıdan kullanıldıklarının da farkındalar. Çaresiz ve çaresiz olduğundan evlenmek zorunda. Başka seçeneği yok. Erkekle bir çıkar ilişkisine giriyor. Cinselliğini sunuyor, üreme sorumluluğu da var. Erkek de aldıklarına karşılık kadının geçimini sağlıyor.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
“Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar.” (Yusuf Suresi 106)
İki tür şirk ve üç tür de müşrik vardır. Geleneklerini, kültürünü ve özellikle hadis ve mezhepleri, Kur’an ve vahyin hükümlerine tercih etme hatası itikadî şirki ortaya çıkarıyor. Diğer şirk türü ise, amelî şirk. Doğruyu biliyor, fakat yanlış yaşıyor.
İtikadî anlamda vahyin yeterli olduğuna inanır, hadis ve mezhepleri kabul etmez; ama her şeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu tam olarak kavrayamaz ve romantik ve duygusal tavırlar sergiler. Ameli şirk İtikadî şirkten daha farklıdır ama bu da şirktir neticede. Üzülme, öfkelenme, Allah'ın yarattıklarından tam olarak razı olamama, karşı cinsi ilahlaştırma (Allah’ı tenzih ederiz), hayatını karşı cinse adama, hayatın merkezine karşı cinsi alma, ölümlere verilen Allah'ın razı olmayacağı tepkiler gibi Kuran ahlakıyla bağdaşmayan birçok davranış bozukluğu, amelî şirk özelliklerindendir. Bu şirk türünde kişi her şeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu tam olarak kavrayamamış ve inancını Kur’an’daki Allah tasavvuruna uygun hale getirememiştir. Geleneksel din anlayışını, mezhep ve hadisi kabul etmez, Kuran'daki İslâm’a iman eder ama Kur’an’daki iman gerçeğini tam olarak kavrayamamıştır ve bu yüzden şirke düşer.
Müşriklerin, birinci grubunu hadis ve mezheplerin hükmünü, Kur’an ve vahyin hükümlerine tercih eden grup oluşturur. Bu yanlış bakış açısını, bir ideoloji olarak savunanlar, hayatlarını bu inancı anlatmaya ve hâkim kılmaya adarlar. Bunların, yanlış yollarından döndüklerine çok ama çok nadir rastlanır. Kur’an'ın, hadis ve mezhep olmadan anlaşılamayacağına kesin iman etmiş biri, belli bir yaştan sonra bu fikrinden dönmüyor ve dönemiyor. Çünkü şirk mantığı hücrelerine kadar işlemiş; şirk damarlarında hareket halinde seyrediyor. Şirk zehri DNA’sına kodlanmış âdeta.
“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara 256)
Allah’ın varlığı ve birliği, bilimsel delillerle anlatılmıyor. Modern insanın önce aklındaki soruların cevabını vereceksin. Çünkü, çağın manevi hastalıkları bilimsel gerçekleri çarpıtan materyalist felsefeden ileri geliyor. Sonra, Kur’ân’daki İslâm ile geleneksel din anlayışı arasındaki farkı anlatacaksın. İnsanlar; müşrikleri Müslüman zannediyor. Recm yok, başörtüsü yok, kadınlar ve erkekler eşit haklara sahip, türbelere ve şeyhlere gitmene gerek yok… Anlatacaksın… Gelenekçiler, Kur’ân’daki İslâm’a iman etmeden namaz kılınca Müslüman olunduğunu zannediyorlar. Adamın aklında bin tane soru var ve kalbi puthaneye dönmüş, gelenekçi hadisleri İslâm zannediyor, gırtlağına kadar şirke bulaşmış ama namaz kılıyor. O namaz, onu kurtaracak mı? İtikadın Kur’ân’daki İslâm olmadan, mezhepleri ve hadisleri reddetmeden, kadere iman etmeden şirkten arınamazsın. Doğrudur, Kur'ân'a göre namaz kılmayan cennete giremez. Ancak, hayata, olaylara ve insanlara Kur’ân perspektifinden bakmayı öğrenmek ve Kur’ân müslümanı olmak gerekiyor. Namaz kılanlar da cehenneme gidebilir. Ancak, Kur’ân’daki İslâm’a iman eden ve Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayanlar inşaAllah cennete gidecek.
“İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar” (Mâ’ûn Suresi 4,5. Ayet)
Zekatın Kur’an’da geçmekte olan genel ismi infak yani ihtiyaçtan fazlasını vermektir. Yine aynı anlamlara gelmekte olan hayır Kur’an’da sadaka olarak değişik isimlerde de adlandırılmaktadır. Allah yoluna yapacağımız tüm hayırların, kimlere verileceği Kur’an’da açıklanmıştır. Onlara bakalım.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Tevbe 60; Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Görüldüğü gibi Rabbimiz , kimlere zekat verileceğini çok açık bir şekilde anlatmış durumdadır. Ayrıca yine bu ayet Müslüman olmayan bir insana zor durumunda yardım ederek , O’nun İslam’a gönlünün ısındırılmasının öneminden bahsetmekte yani Müslüman olmayan kişiyede zekat verilir. Yine aynı konuda, Allah yolunda nerelere infak edeceğimizi , harcayacağımız konusuna açıklık getirilen ayete bakalım Tevbe 60; Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki: "İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir."(Bakara Suresi 215. ayet)
Fakat anne babaya zekat vermeninde bir şartı bulunmaktadır. Bu şartada Kur'an'dan bakalım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!