Rıdvan Kaya 2 Şiirleri - Şair Rıdvan Kaya 2

0

TAKİPÇİ

Rıdvan Kaya 2

Farz namazlar Allah’ın bize belli vakit dilimi içinde her gün kılmayı emrettiği namazlardır. Kuran, Nisa Suresi 103. ayette bize namazın vakitli farz olduğunu, Mearic Suresi 23. ayette bu farzın hayat boyu sürekli gözetilmesi gerektiğini söylemektedir. Namaz öyle bir ibadettir ki savaş ortamında bile kazaya bırakılmaz, kılınır. (Nisa Suresi, 101-102). Kuran’da vaktinde kılınmayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamaktadır. Kuran’da kaza namazı diye bir kavram yoktur.
Geçmişte kılınmayan namazların hesap edilip kılınması gerektiğini, eğer bu namazlar kılınmazsa ahirete borçlu ve günahkar olarak gidileceğini söylemek doğru değildir. Bir insan mazeretsiz olarak namaz kılmıyorsa elbette ki günah işlemektedir. Çünkü namaz kılmak kişinin kendi isteğine bırakılmamıştır ve yerine getirmekle yükümlü olduğumuz farz bir ibadettir. Geçmişte mazeretsiz olarak kılınmayan namazlar için günah işlenmiştir ancak bu namazların tekrar kılınması gerektiğini söyleyebilmek için bu konuyla ilgili Allah'ın ayet indirmiş olması gerekir.
Eğer kişi namazı bilerek, unutarak veya uyuyarak kılmadıysa yani namaz kılmama nedeni ne olursa olsun vakit geçtiği için o vakitteki namazı sonradan kılmanın bir anlamı yoktur. Namaz sadece vaktinde kılınırsa farz olur. Namazın, müminin hayatıyla o kadar iç içe, o kadar vazgeçilemez, ihmal edilemez olması istenmiştir ki insanoğlunun her türlü faaliyetine ara verdiği korkulu ve tehlikeli hallerinde bile namazın kılınması emredilmiştir. Allah Kuran'da savaş gibi zorlu bir ortamda bile namazı kazaya bırakmayıp insanların namaz kılmasını emretmiştir. Uyumak ve unutmak savaştan daha geçerli bir mazeret olamaz. Kuran'da emredilmeyen namazın kazası, farz olan bir hüküm yapılamaz.
Namazın vakitli farz bir ibadet olmasından şunu anlıyoruz: Namaz sadece vaktinde kılınırsa farzdır. Eğer vaktinin dışında yani sonradan kılınıyorsa farz olmaz. Çünkü vakit geçmiştir. Vakit geçtiği için farz olmaktan çıkmıştır. Abdest almak nasıl namazın şartı ise, namazı vaktinde kılmakta namazın şartıdır. Vakti geçen namazın kazası olmaz. Peki kılınmayan namazlar için kişinin birşey yapması gerekir mi? Namazı kılmayan ve kaçıran Allah’a bunun için samimi tevbe eder, daha sonra titiz bir şekilde namazlarını kılmaya devam eder. Ancak "şimdilik namaz kılmayayım, nasıl olsa sonra tevbe eder namaza başlarım" düşünerek namazı kılmamak çok yanlış olur. Burada kişi kendi aklınca Allah'ı kandırabileceğini düşünmekte ve yaşayacağına garanti vererek sorumlu olduğu ibadeti ertelemektedir.
Allah hastalık ve yolculuk durumunda tutulamayan oruçların sonradan tutulmasını emretmiştir. Orucun kazası Kuran'da açık bir şekilde emredilmiştir. Ancak namazın kazasına dair Kuran'da hüküm yoktur. Hiç mümkün müdür ki Allah kitabında orucun kazasını açıklasın da namazın kazasını eksik bıraksın? Allah'ın Kuran'da orucun kazasını açıklayıp namazın kazasını eksik bırakmış olması düşünülemez. Allah orucun kazasını Kuran'da nasıl bildirdiyse namazın kazası olsaydı bunu da açık bir şekilde bildirirdi. Allah bu konuyu bildirmediğine göre insanlar bundan sorumlu tutulmamalıdır. Kuran'da namazla ilgili birçok ayet olmasına rağmen, binlerce ayetin içinden bir ayette bile kaza namazından bahsedilmediğine göre böyle bir hükmün İslam'da olduğunu söylemek doğru olmaz.
Kuran'da geçmeyen bir hükümden Allah insanı sorumlu tutmaz. Çünkü insanlar sadece Kuran'dan sorumludur. Sorumlu olmadığımız birşeyi sorumluyuz gibi konuşmak dine ilave yapmaktır. Kuran'da bu konunun bildirilmemesi bu konuyu Kuran'ın eksik bırakması değil, böyle birşey olmadığı içindir. Eğer Kuran bu konuyu eksik bıraktı denilirse o zaman ayetlere karşı gelmiş olunur. Çünkü Allah Kuran'ın eksiksiz ve yeterli olduğunu bildirmiştir. Bu yüzden kimse namaza başlayacak kişileri "geçmişteki şu kadar… namazı kaza etmen gerekir veya kılmadığın namazları her namazın ardından kılarak namaz borçlarını öde" diyerek yanlış yönlendirmemelidir.

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
“Onlar, O'nu bırakıp da (bir takım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.” (Nisa 117)
İnkârcı erkekler, eşlerini Allah rızası için sevmezler,eşlerini seçerken de Allah rızasına uygun olarak seçmemişlerdir.Allah bu yüzden aralarında samimi bir sevgi meydana getirmez. Bir tür şirk birlikteliğidir.Sürekli eşiyle birlikte çekilmiş fotoğraflar bir göz boyamadır.Dünyada birçok sorun varken zina yapmayın, gayri meşru ilişkiye girmeyin gibi mesajlar vermeyi de ihmal etmez.Hâlbuki insanların fuhuş yapmasından daha öncelikli sorunlar var.Fuhşun nedeni de inkârcı felsefi akımlar,Kur'an’ı bırakarak rivayet kültürüne yönelmesi,insanların dinden uzaklaşması.Elbette eşine tapan bir inkârcı erkekten bu tür duyarlılık beklenemez.Kendisi şirk içinde yaşadığından, insanların şirk koştukları için şirk hayatını yaşadıklarını kavrayamaz.

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Kâfir, örten demektir. Kâfir, hakikatin üstünü örter. Kâfir, gerçeklerin üstünü örter. Kâfir, vicdanının üstünü örter ve hakikati duymak istemez. Kulaklarının, gözlerinin üstünü bilerek ve isteyerek cehaletle örter, oyunda oynaştadır; örterek gerçekleri duymak istemez, gerçekleri görmek istemez. Her müşrik aynı zamanda kâfirdir. Her münafık aynı zamanda kâfirdir. Her kâfir, kâfirdir.
“Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.”( Hûd Suresi 5. Ayet)

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Onun varlık nedeni sen; senin varlık nedenin de o değil. Birbiriniz için yaratılmadınız. “O olmazsa yaşayamam” diyorsun. Allah, Kur’an’da şöyle buyuruyor : “Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) Eğer, yaratılış hikmetini inkâr edersen, Allah'ın rızasına tercih ettiğin şeyi; o yanıp tutuştuğun şeyi, yani beşerin sevgisini Allah sana vermez. Sadece sana değil, Allah bunu kimseye vermiyor. Şarkı sözlerine baktığında görebilirsin. Şarkılar, %99 beşer aşkını anlatır. Ve bu sözlerde hasret, ayrılık, kaybetme korkusu gibi acılardan başka bir şey yoktur. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Allah, sevgisinin olmadığı kalbi hüzünle sarar. (Allah’ı tenzih ederim)

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Hristiyan ve Yahudiler'de cennete gireceklerdir. Kur’an aslında onlara gayrimüslim değil kitap ehli demektedir. Allah’a tam bir teslimiyet gösteren kalpten bağlanan Allah’a iman eden birine gayrimüslim değil Müslüman denir. Tüm Nebiler tarih boyunca Müslümanlar olarak ölün demişlerdir. Müslümanlık Nebimiz Muhammed’le başlayan birşey değildir. Ancak onların cennete girmesinin yolu İslam’a girmektir. Yani Allah’a iman etmektir. İslam sonradan gelen bir dinin adı değildir. İslam, Arapça’da slm kökünden türemiştir. Barış huzur kelimesi ile aynı anlamı taşır. Tüm nebiler insanları Allah’a teslim olmaya davet etmişlerdir. Fakat zulmedenler , sonradan, dinlerini yozlaştırmış ve kendilerine başka isimler takmış , parçalanmışlardır. Aynı mezheplerle parçalanma gibi.
Kur’an her konuda olduğu gibi bu konularda da bütünlüğü içerisinde ele alınmalıdır. Kur’an’a göre Yahudi ve Hristiyanlar’dan Allah’a gerçekten teslim olmuş bazılarıda cennete gidebilecektir. Müslümanlar Yahudi ve Hristiyanlar cennete giremez diyerek aslında Bakara suresi 111. ayetinde bahsedilen hataya düşmektedirler. Bakara suresi 111. ayetinde de geçtiği gibi Yahudi ve Hristiyan'larda Yahudi ve Hristiyanlardan başkası cennete giremez demişlerdir. Buna karşılık Allah onlardan delil istemektedir. Bizde Müslümanlar’dan delil istesek delil veremezler.
Kur’an şunu söylemektedir: “Şu bir gerçek ki , iman edenlerden, Yahudilerden , Hristiyanlar’dan , Sâbiîlerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iş yapanların , Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktır. Korku yoktur onlar için , tasalanmayacaklardır onlar. ( Bakara suresi 62. Ayet) Bu ayeti dile getirmekte olan Müslümanlar , bu ayette bahsedilenlerin Nebimiz Muhammed zamanındakilerin olduğunu söylemektedirler halbuki bu konuda da delilleri yoktur.
Kur’an çok açık birşekilde Hristiyan ve Yahudilerin de cennete gideceğini söylemekte olup sadece Nebimiz Muhammed zamanındakilerle ilgili olduğuna dair Kur’an’da tek bir ayet bile yoktur.
Yine Maide suresi 69. ayetinde ” Şu bir gerçek ki , iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar. ” demektedir.
Sadece Allah’a inanıp dosdoğru hareket eden, Allah’a ortak koşmayan , iyilik yapan , kötülükten uzak duran insanlar hangi toplulukta doğarlarsa doğsunlar , Allah’a teslim olmuşlardır. Kimin samimi bir şekilde teslim olduğunuysa sadece Allah bilmektedir.

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Kuran’ın pek çok ayetinde namaz kılmak övülmüş ve emredilmiştir. Kuran’da namaz konusunda pek çok ayrıntı bulunmaktadır. Kuran’daki namazın anlaşılması Kuran’a dayalı İslamiyet açısından büyük bir öneme sahiptir. Bunun sebebi mezhepçi zihniyetin; “Sırf Kuran’dan dini anlarsak, namazı nasıl kılacağız? Namazı sırf Kuran’a bakarak kılamayız. Demek ki Kuran dışı kaynaklar lazım…” şeklindeki izahlarıdır. Mezhepçilerin bu soruyu soruş tarzı bile dini anlamadıklarının delilidir. Yapılması gereken, dini anlamadaki metodu belirlemek ve dini ona göre anlamak ve uygulamaktır. Dinin kaynağı belli olduktan sonra metot; dinin kaynağını önümüze alıp namazı, orucu, ahlakı ve din adına her şeyi bu kaynaktan anlamamızdır. Yani namaz da dinin kaynağından anlaşılacaktır. Dinin kaynağı, kafadaki namaz fikrine göre belirlenmeyecektir. Kuran ile namaz adına bilinenler arasında fark varsa, çözüm dinin kaynağını değiştirmek değil, namaz adına bildiklerimizi düzeltmektir. Dinin tek kaynağı olan Kuran’ı elimize aldığımızda, Kuran’ın namaz adına gerekli tüm bilgileri içerdiğini görürüz. Kuran’da en detaylı şekilde anlatılan ibadet namazdır. Fakat bu, günümüzde namaz adına anlatılan her detayın Kuran’da geçtiği manasına gelmez. Mezheplerin teferruatlaştırıcı zihniyeti her konuya olduğu gibi namaza da elini atmış ve Kuran’da, yani dinde olmayan teferruatlar namaza eklenmiştir.
NAMAZLARIN REKAT SAYILARI VE NAMAZDA OKUNAN SURE VE DUALAR NEDEN KURAN'DA EMREDİLMEMİŞTİR?
Kuran'da namaz kılarken okunacak ayetler belirlenmemiş ve kalıplaştırılmamıştır. Dileyen Kuran’dan istediği bir ayeti okuyabileceği gibi içinden geldiği gibi dua da edebilir. Namazın vakti ile farz kılındığı ifade edilmesine rağmen rekat sayıları hakkında bir bilgi verilmemektedir. Bu da bize namaz kılarken illa bir rekat sayısına uyulmasının zorunlu olmadığını göstermektedir. Şu anki mevcut rekat düzeni müslümanlar tarafından sabitlendirilmiştir. Bu şekilde olmasında da Kuran’a göre bir sakınca bulunmamaktadır ancak sadece bu şekilde olur demek Kuran’a uygun değildir. Bir tertip gerekseydi Allah ayetlerinde bu tertibi bizlere bildirirdi. Namazda önemli olan gönülden samimi bir şekilde Allah’ın huzurunda eğilmek ve teslimiyetin ifade edilmesidir. Süresi insana bırakılmıştır. 20 rekatlık bir namaz on dakika içinde kılınabileceği gibi 2 rekatlık bir namaz da yirmi dakikada kılınabilir. Önemli olan belli sayıları tamamlamak değil, ibadetin bilincinde olmaktır.
Bazı kimselerin en çok takıldığı konulardan biri de Kuran'da rekat sayılarının belirtilmemiş olmasıdır. Her namaz mutlaka şu rekatte kılınacak, eğer o rekat sayısında kılınmaz ise o namaz kabul olunmaz denilemez. Mesela sabah veya akşam namazını isteyen 6 veya 8 rekat kılabilir. Kimse ona "sen neden bu kadar fazla rekat kıldın, namazın kabul olmadı veya sevabı azaldı" diyemez. Eğer namaz cemaatle kılınırsa o zaman belirlenen rekat sayısına göre kılınır çünkü herkes aynı anda namaz kıldığı için öyle olur. Ancak kişi namazı yalnız kılarsa namazı istediği rekatta kılabilir. Allah buna Kuran'da şart koymamıştır. Bazı kimseler detaycı ve kuralcı olduğu için aksini düşünürler. "İllaki şu rekat olacak, başka rekat olmaz" diyebilirler. Eğer rekat sayılarına şart konulsaydı mesela Kuran'da "sabah namazını 4 rekat kılın" diye emredilseydi o zaman sabah namazı 6 veya 8 rekat kılınamazdı. Yani bir kimse namaz kılarken istese bile fazladan secde yapamazdı. Böylece secde sayıları sabitlenmiş, her namaz belli rakamlara hapsedilmiş olacaktı. Allah neden "Bana sadece şu kadar sayıda secde edin" diyerek, belli rakamlar verip secdeleri sınırlandırsın? Kendisine daha çok secde edilmesini neden istemesin?
Rekatların sayısının günümüzdeki namazlara göre ayrı sayılarda olması, “namaz kaç rekat istenirse o kadar kılınır, isteyen iki, isteyen dört, isteyen daha fazla rekat kılar” şeklinde de anlaşılabilir. Sahabeler, hatta Nebimiz Muhammed namazlarda bir düzen olsun diye kıyam, rüku, secde şu kadar olsun şeklinde bir düzenle namaz kılmış olabilirler. Namazlarda şaşırılmamasını sağlayan, toplu ibadetlerde kolaylık getiren bu tip uygulamalar yapılmış olabilir. Ayrıca Nebimiz Muhammed ve diğer nebiler rekatları aynı veya farklı sayılarda kılmış olabilir.
Ayetlerde kıyam, rüku ve secde hareketleri sıralanmaktadır. Ancak bunları yaparken ne kadar sıklıkla ve arayla yapılacakları ifade edilmez. Bu, namaz kılan kişinin tercihine bırakılmış bir durumdur. Kıyamda duruyorken dilediğiniz kadar sure ve dua okuyabilir, eğildiğinizde ve secde ettiğinizde de yine içinizden geldiği gibi Allah’ı anabilir ve dua edebilirsiniz.

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Bazı kimselerin en fazla gündeme getirdiği konuların başında kadınların kapanması gelir. Dinin pek çok hükmüne neredeyse hiçbir hassasiyet göstermeyen, temel ibadetleri dahi yerine getirmeyen ama hadislerin uygulanması konusunda oldukça titiz olduğunu iddia eden bir kısım kişilerin din ve iman anlayışı genellikle “başörtüsü = din” şeklindedir. Peki bu kişilerin dinin adeta yegane sembolü gibi gördükleri başörtüsü gerçekte Kuran’da var mıdır?
Pek çok alim, başörtüsü ve örtünme konusuyla ilgili açıklamaları Kuran‘dan edindiklerini söylemiş ve bazı ayetleri bu konuda örnek göstermiştir. Oysa Kuran‘da başörtüsü kelimesinin geçtiği tek bir ayet dahi bulunmamaktadır. Başörtüsüne kendilerince delil olarak kullandıkları Nur Suresi’nin 31. Ayeti ise aslında kadınların alabildiğine özgür olduğunu anlatan bir ayettir. Dolayısıyla önce, Kuran‘ın tefsirlerde ve meallerde nasıl yorumlandığını ve doğru açıklamanın ne olduğunu görmek gerekir.
Kovulmuş Şeytandan Allah'a Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Nur Suresi 31. Ayet– 1. Bölüm
Mü’min kadınlara da söyle: “Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) salsınlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felah bulursunuz.” (Nur Suresi, 31)

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Kuran’da anlatılan İslam’a karşı delil getirme çabasında olan mezhepçi olanlar “Allah’a ve Resulüne itaat edin” şeklindeki ayetleri gösterip, “Kuran’da, Allah’a ve Resulüne uymamız söyleniyor, Kuran’a uymak Allah’a uymaktır, hadislere uymak Nebimiz Muhammed'e uymaktır” demektedirler. Ayetlerdeki Allah’a ve elçiye itaat ifadeleri rivayet dinini savunanlar tarafından saptırılmakta ve sanki elçiye itaat edilmesinin sebebi Allah’tan almış olduğu vahiy değil de, vahiy dışında koyduğu hükümlermiş gibi Allah ile elçisinin arası ayrılmaktadır. Adeta dinimizin iki tane kurucusu varmış gibi, Nebimiz Muhammed'i Allah’ın gönderdiği dinin bir ileticisi olarak görmek yerine dindeki hükümleri oluşturan biri olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Üstelikte bu durumu Nebimiz Muhammed'e saygı, aksi durumu Nebimiz Muhammed'e karşı gelmek olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Söz konusu ayetlerden bazıları şöyledir:
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa, işte ’kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır. (Nur Suresi, 52)
De ki: "Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık Onun sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer Ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz... (Nur Suresi, 54)
Allah’a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız. (Ali İmran Suresi, 132)

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Ateist iddia: insanlara, Aişe anamızın zina etmediğini neden Nebimiz Muhammed değil de Allah açıklıyor?
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
“Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır. Onu duyduğunuzda mü'min erkeklerle mü'min kadınların kendileri hakkında hayır düşünmeleri ve: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.” ( Nur Suresi 11,12, 13)
Firavun, Mısır hükümdarlarına verilen isimdir. Özel isim değil, sıfattır. Kur’ân, firavun’un gerçek ismini zikretmeden sıfatı üzerinden zalim devlet adamının, despotun ve diktatörün siyasî karakterini tasvir eder. Zira, önemli olan değişmez olgular, kavramlar ve ilkelerdir; gelip geçici şahsıların isimleri değil.
Kur’ân, insan haklarını hiçe sayan, adaletsiz, insanları sınıflara ayırarak maddî ve manevî cihetten sömüren diktatörden sakınılması gerektiğini firavun sembolüyle anlatır. Kur’ân’da, konunun önemine binaen Musa’nın firavunla olan mücadelesinden beş yüz küsur ayetle izah edilmiştir. Çünkü, tarihin karanlık sayfaları, egosunu ilahlaştırarak insanları köleleştiren despotlarla doludur. Allah, firavun sembolüyle insanlığı totaliter rejimler konusunda uyarmıştır. Bu yüzden, Musa’ya karşı çıkan dönemin firavununun şahsının bir ehemmiyeti yoktur. Mühim olan, bir diktatörün üzerinde taşıdığı sıfatlardır.

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
‘Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.’ (Bakara Suresi 128. Ayet)
1-) Kur’an’daki İslâm’a göre; bir ibadetin ibadet olarak kabul edilebilmesi için Kur’an’da muhkem (sağlamlaştırılmış, sağlam, sabit ) ayetle tanımının yapılması;
2-) Tanımı yapılan ibadetin nasıl uygulanacağının yine Kur’an’da; açık, anlaşılır yani muhkem ayetle tarif edilmesi gerekir.
Gelenekçilerin, hadisleri temel alarak ibadet olarak kabul ettikleri dinî uygulamaların Kur’an açısından hükmü yoktur; çünkü, Nebimiz Muhammed'in, Kur’an’da bildirildiği gibi din adına hüküm koyma yetkisi yoktu.

Devamını Oku