Rıdvan Kaya 2 Şiirleri - Şair Rıdvan Kaya 2

0

TAKİPÇİ

Rıdvan Kaya 2

Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
“Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık” ( Enam 38. Ayet)
Bir müminin İslâm’ı yaşamak için gerekli olan her şeyi, Kur’an’da bulabileceğini çok açık ve net ifade eden bir ayet. Hiçbir şey eksik değil. Hükümler anlaşılır şekilde anlatılmış. İslâm’ı yaşamak isteyen için Kur’an’daki hükümler yeterli. Kur’an’da hacda şeytan taşlamayla ilgili ayet nerede? Kadınların âdet gördükleri zaman namaz kılamayacaklarıyla ilgili ayet nerede? Zina edenin taşlanarak öldürüleceğiyle ilgili ayet nerede? Başörtüsü kelimesi geçmemesine, örtü kelimesi geçmesine karşın, tesettür hükmüyle ilgili Kur’an ayeti nerede? Abdestin sünnetleriyle ilgili ayet nerede? Bayram namazlarıyla ilgili ayet nerede? Kandil geceleriyle ilgili ayet nerede? Malınızın 40’ta 1’ini zekât vereceğinizle ilgili ayet nerede? Erkeğin ipek giyemeyeceği ve dövme yaptırmanın haram olduğuna dair ayet nerede?
Allah’ın “noksan bırakmadığım” dediğini, aklınca uydurma hadis ve mezhep hükümleriyle tamamlamaya kalkarsan ne olur biliyor musun? Zillet içinde yaşarsın. İslâm ülkeleri dediğin, fakat İslâm’la alakası olmayan ülkelerin hâline şöyle bir bak. Sefalet ve cehaletten başka bir şey göremezsin. Bu, Kur’an’ı terk etmelerinin Dünya'daki cezasıdır.
“Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi 30. Ayet)

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Araf Suresi, 81. ayet:
“Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.”
Neml Suresi, 55. ayet:
“Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.”

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

İBLİS MELEK Mİ?
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
İblis ne Melek’tir nede Meleklerin hocasıdır. Meleklerin zaten hocaya ihtiyacı yoktur.
İblis cinlerdendir. Bu durum Kuran’ı Kerim’de söyle geçmektedir: ’’Hani Biz Meleklere Adem’e secde edin , demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu. (Bakara süresi 34. ayet) ’’Hani Meleklere Adem’e secde edin demiştik, iblisin dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. (Kehf süresi 50. ayet) Kehf süresi 50. ayetinde çok net bir şekilde görüldüğü gibi iblis cinlerdendir. Arapça’da tağlib sanatı diye bilinen bir dil bulunmaktadır. Tağlib sanatına göre çoğunluğa hitap edilmektedir. Tağlib sanatının tanımıysa söyledir: Tağlib sanatı kendilerinde tağlib yapılacak iki şeyden birisinin diğerine tercih edilmesidir. Kuran’ı Kerim’e göre Melekler Allah’ın emrine karşı gelemezler. İblisse karşı gelmiştir.Meleklerin hocaya ihtiyacı vardır diyenin akli dengesinde ya sorun vardır yada Müslüman değildir.
İBLİS KIYAS YAPTIRIR!

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Salât kelimesi Kur'an'da birçok anlamda kullanılmıştır. Bu anlamlardan en sık kullanılanı ise namazdır. "Salât" kelimesi "ikame" fiiliyle birlikte "namaz kılmak" anlamında kullanılmıştır. Salât kelimesini daha iyi anlamanız için namaz önceki ümmetlerede farz olduğundan salatın kökenine inip diğer dillerden ve dinlerden açıklayalım. Sanskrit dilinde nâm kökünden türetilen nâmati fiili eğilmek, eğilerek saygı selamı vermek, tazimde bulunmak ve tapınmak, dua etmek anlamlarına gelmektedir.
Süryanice'de "salât"(sali)'dir. Bu kelimenin kök anlamıyla katlanmak, eğmek, germek ve bükmektir. Dua etmek bu kökün anlamlarından biridir. (Salut) ise duadır. Tevrat'ın Süryanice çevirisi olan Peshitta'da dua karşılığında bu kök ve türevleri kullanılmaktadır. Bu haliyle belirli şekilleri içeren bir ibadet ve dua anlamındadır. Bu kullanımlara bakıldığı zaman Peşitta'daki kullanımın "salât"ın Kur'an'daki yazılışına yakın olduğu görülmektedir. Kur'an'da kelimenin en yaygın kullanımı olan "ikametü's-salat"a gelince, bu İbranice ya'mod, Süryanice ise kam fiili ile karşılanmaktadır ki buna bakılarak Süryanice dil malzemesinin Kur'an'da devam ettirilmiş olduğu söylenebilir.
Tevrat içerisinde toplam 329 kez geçmekte olan Verb kneel'e gelince Verb kneel diz çökmek anlamına sahip olup baREKA şeklinde okunmaktadır. Bu kelime aynı zamanda rükû kelimesine de karşılık gelmektedir.
Buna bağlı olarak geliştirilmiş bazı yan anlamlar ise şöyledir;
Saliy ednâ:kulak eğdi=Yani dinledi, kulak verdi anlamında kullanılmaktadır.
Tisle istari: Ayağını eğdi=Yani yoldan çıkmak, sapıtmak anlamındadır. Kısacası salat'ın anlamıyla ilgili bir muamma yoktur. Sadece bu dillere aşinalığı bulunmayanlar kelimenin belirli terkiplerde kazandığı yan anlamları anlayamadıkları için işin içinden çıkamıyorlar.

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

-Abdestsiz mushafa dokunmak yasaktır ama mushaftaki yazılı Kur'an'ı okumak serbesttir. O zaman yasak olan ne? Hürmete lâyık olan kâğıt mı? Değilse Kur'ân'ı abdestsiz ağzıyla okuması niye serbest?
-Cünüp olanın ve hayızlı kadının Kur'an okuması yasaktır onlara göre. Ama dua niyetiyle ayetleri okuması serbesttir. Dua ayetleri Kur’an değil mi?
- Bakara 222’de hayız döneminde tek yasak cinsel ilişki yasağı olmasına rağmen, hayızlı kadının namaz kılması da yasaktır onlara göre! Ama dua etmesi ve dua ayetlerini okuması serbesttir. O zaman namaz kılmaya engel olan nedir? Yasak olan namazın şekil şartı mı?
-Hayızlı kadının Ramazan ayında oruç tutması da haramdır onlara göre. Ama bu orucu daha sonra tutması (kazası) farzdır. Hani haramdı? Oruçla hayızın ne alakası var? Olsa olsa hastalanıp oruç tutmaya güç yetiremeyebilir, bu durumda zaten Allah’ın bütün hastalara tanıdığı ruhsatı kullanır. Bu, hayız olduğu için değil hasta olduğu içindir. İkisi çok farklı şeylerdir.
-Hayızlı kadının mescide girmesi de yasaktır(!) Ama mescid kılınan yeryüzünde dolaşması serbesttir. Bu durumda iken uzaya gitmesinden başka çare görünmüyor.
En iyisi hayızlı kadınların halini, hâkim (en isabetli hükmü veren) olan Allah'a soralım ve böylece meseleyi kökten çözüme kavuşturalım:

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratılması gibi bir durum söz konusu değildir. Kur'an'da kadın ve erkeğin tek nefisten yaratıldığı çok açık bir şekilde şu şekilde geçmektedir.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının… (Nisa Suresi, 1)
1. yâ eyyuhâ : ey
2. en nâsu : insanlar

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

ABD’de yapılan anket verilerine göre (NSDUH, 217), 12 yaş ve üzerinde yaklaşık 21,8 milyon kişinin uyuşturucu kullandığını göstermiş. 12 yaş üzeri Amerikalıların; % 52’si alkol kullanıcısı, %24’ü aşırı alkol kullanıcısı % 7’si çok aşırı alkol kullanıcısı olarak kategorize edilmiş.
Bir ânlık da olsa gerçeklerden kaçmak ve hayal dünyasında yaşamak istiyorlar. Modern insan mutsuz. Kaliteli ve çok tüketiyor; fakat, yine de mutsuz. Çünkü hayatı, olan biteni ve yaşadıklarını açıklayamıyorlar, anlamlandıramıyorlar.
İnsanoğlu, üç soruyu sormadığı ve cevabını bulamadığı için varlık krizi yaşıyor, kalbi hasta .
Ben kimim?
Dünyada ne işim var?
Ve ben nereye gidiyorum?

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Meryem oğlu İsa Mesih Çarmıha Gerilmiştir. Kendisinin vefat ettiğini kabul etmeyenler ya cemaatler gibi cemaat liderlerini Mehdi görmeleri sebebiyle İsa’yı bekleyenler ya da rivayetlere uyanlardır. Diyanetse zaten halktan olan korkusu sebebiyle koltuğu elinden gider korkusuyla hakkı gizlemektedir. Bu sebeple yıllardır Müslümanlar İsa Mesih’in çarmıha gerildiğini bilmemektedir. Kur’an Müslümanlarıysa İsa’nın vefat ettiğini bilmekteler ancak Nisa süresi olaya farklı açıdan baktığından gerçeğin farkına varamamaktalar ancak eğer söylendiği gibi Meryem oğlu İsa Mesih çarmıha gerilmemiş olsaydı da Yahuda çarmıha gerilmiş olsaydı o zaman Yahuda Nebi olacaktı. Çünkü Tevrat’a görede çarmıha gerilecektir. Hadi İncil’i Hristiyanlar değiştirdiler diyelim peki Tevrat’ıda mı değiştirdiler biz Kur’an’ın değiştirilmesine izin veriyormuyuzki Yahudiler izin versinler? Ayrıca İsa’nın çarmıha gerildiğini söyleyen tek kişi ben değilim bunlardan ikisi Seyyid Kutup ile Edip Yüksel’dir. Edip Yüksel her ne kadar Tevbe süresi'nin 2 ayetini inkâr ediyor olsada bu her şeyde hatalı olduğu anlamına gelmez. Şimdide Kur’an’a bakalım. Ali İmran süresi 55. ayetinde Allah İsa’ya kendisini vefat ettireceğini söylüyor. Kendisine uyanlarıysa kıyamete kadar kâfirlerden üstün tutacağını söylemektedir. Kastedilen kişiler şirk koşanlar değil teslimiyetli olan Hristiyanlar ile Havarilerdir. Yine burada kastedilen kişilerin havariler olduğunun delili Saff süresi 14. ayetidir. Ayette söyle geçmektedir.
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: 'Allah'a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?' demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: 'Allah'ın yardımcıları bizleriz.' Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstün geldiler.(Saff Süresi 14. ayet)
Muteveffike yani seni vefat ettireceğim gelecek zaman kipidir. Buna sonra dönelim. Ben onlara sadece bana emrettiğini söyledim. Benimde Rabbim , sizinde Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni öldürünce artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen herşeyi hakkıyla görensin. ( Maide süresi 117. Ayet) ” inni muteveffike” ; seni vefat ettireceğim ve “felemma teveffeyteni” ; beni öldürünce , müteveffike gelecek zamandır. Teveffeyteni geçmiş zaman kipi bu ikisi arasında bir uyum bulunmaktadır. Teveffa sözcüğü bir şeyi tamamen olmak ve ölüm anlamına gelmektedir. Yani teveffa sözcüğü ” canın alınması” anlamına gelmekte olup bu sözcük bir çok ayette geçmektedir. Bu sözcüğün geçtiği bazı ayetler söyledir: Kendilerine zulmedenlerin canlarını melekler….(4/97) Melekler canlarını alırken nasılda (pişmanlık içinde ) yüzlerine ve sırtlarına vururlar. ? (47/27) Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere teveffa kelimesinin anlamı canın alınmasıdır. Şimdi de Nisa süresine bakalım. İnkâr etmeleri Meryem’e büyük iftirada bulunmaları ve biz Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük demeleri yüzünden cezalarını buldular halbuki onu öldürmediler ve asmadılarda onlara öyle göründü. Zaten ayrılığa düştükleri şeyde gerçekten şüphededirler. Bu husustaki bilgileri ancak zana uymaktan ibarettir. Gerçektende onu apaçık öldüremediler. Belki Allah onu kendisine yüceltti. Allah güçlüdür , hakimdir. (Nisa süresi 157, 158. Ayetler) Nisa suresinde olaya farklı açıdan bakılmaktadır. Ayette Nebimiz İsa için " Allah onu kendine yüceltti" buyrulduğu gibi Elçi İdris içinde Meryem Sûresi 57. ayetinde "Onu yüce bir mekana yükselttik" diye buyrulmuştur. Burada "mekan" makam ve derecenin yüksekliği anlamındadır. Zaten "ref" sözlükte, "değerin ve durumun yüceliği" anlamında hakikat olduğu bilinmektedir. Mücadele Sûresi 11. ayetinde .... Allah iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin." ve İnşirah Sûresi 4. ayetinde "Senin şanını yüceltmedik mi?"(İnşirah Sûresi 4. ayet) gibi ayetlerde "durum ve değerin yüceliği" anlamını kuvvetlendirmektedir. Ruh konusunu bilmeyenler Nisa Suresi'nide yanlış çeviriyorlar ve bu yanlış çeviride bazıları ayetlerin hiçbir yerinde İsa'nın benzerinin çarmıha gerildiği söylenmediği hâlde ayete benzeri gerildi diye yazıyorlar ve böylelikle bilmeden Nebimiz İsa'nın nebiliğini inkâr ediyorlar çünkü Tevrat'ta dahi çarmıha gerileceği yaziyor. Evet Nebimiz İsa çarmıha gerildi ve kendisini öldürdüler fakat bu onlara gösterilen bir görüntüydü. Gerçekte ruh sahibi bir insan hiç bir zaman ölmez. Ve ruh sahibi bir müminin ölümüde bu şekilde olmaz. Ruh sahibi bir müminin canı yumuşacık bir şekilde alınır. Fakat biz bunu görmeyiz bize gösterilen görüntüde nasıl bir görüntü gösteriliyorsa ona bakıp bu şekilde öldüğünü düşünürüz. Hakikatteyse bu zahirdir. Ayette şöyle geçmektedir:
"Yumuşacık çekip alanlara" (Nâzi’ât Suresi 2. Ayet)

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

İslam, meşru bir şekilde eşlerin birbirini sevmesini tavsiye eder. Ama bu sevginin kısa dünya hayatında kalmayıp ebedileşmesini ister. Bunun için de bazı kriterler belirler. Bunlardan biri de sevdiğini Allah için sevmektir. Çünkü bütün insanların, bütün mülkün sahibi Allah'tır. O'nun için sevdiklerini seven insan sevgisini ebedileştirip garanti altına alır. Ölüm ve ayrılıklar bu sevginin yok olmasına sebep olamaz. Birden fazla evlenmeyi düşünen erkek, eşler arasında davranış, geceleme, adalet, ihtiyaçları giderme ve diğer konularda aralarında hiçbir fark gözetmeyeceği konusunda kesin kararlı ise ve eşininde izni olursa ikinci bir evlilik yapması uygun olur. Eğer bunlar yoksa ikinci evlilik uygun olmaz. Eğer bu şartlara riayet etmezse haram işlemiş olur. Allah Kur’an-ı Kerim’de birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Ancak adaletli olunamayacak durumlarda tek evliliğin yapılmasını istemiştir. Bu nedenle zorunlu olmadıkça birden fazla evliliğin doğru olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü birden fazla evlilik durumunda eşit davranmanın neredeyse imkansız olduğunu, en azından çok zor olduğunu ve her erkeğin işi olmadığını görmekteyiz. Ayette şöyle buyurulur:
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.(Nisa Suresi 3. ayet)
Ayette açıkça görülmektedir ki, birden fazla kadınla evlenme; mutlaka yapılması gerekli farz bir emir değil, bir müsaadedir. Ancak bu izin, kadınlar arasında tam bir adalet yapmaya bağlanmış, bir tek eş ile yetinmenin, adalete en yakın ve en doğru yol olduğu belirtilmiş; adaleti yerine getiremeyeceğinden korkanın, tek kadınla yetinmesi emredilmiştir.
Zevceler arasında adalet, yedirme, içirme, giydirme, barındırma, kocalık muamelesi, sevgide gösterilecektir. Yalnız şu varki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi, imkansız denecek kadar zordur. Kadının çeşitli fiziksel ve ruhsal özellikleri sevginin derecesindeki farklılıkları meydana getirecektir. Erkek ne kadar eşitlik konusunda çaba harcasa da bunu başarması imkansız derecesindedir.

Devamını Oku
Rıdvan Kaya 2

Evlenmek bir neslin devamı için gerekli bir durumdur. Ancak İslam dininde çocuk yaşta evlilik bulunmamaktadır. Bir kadın Kur'an'a göre 18 yaşında evlendirilmelidir. Talak Suresi 4. ayetini çocuk evliliğine onay veren bir duruma getiren kişiler Nisa suresi’ndeki çevirilere bile dikkat etmekten aciz kalmışlardır. Zira Nisa kelimesini Kur’an , olgun , kendini bilecek ve rüşdüne ermiş kadınlar için kullanmaktadır. Eğerki Kur’an çocuklar anlamına gelen bir kelime kullansaydı , “veled” , “vildan” …kelimelerini kullanırdıki böyle sözcüklere Kur’an’ın hiçbir yerinde rastlayamamaktayız. Hiçbir insan bir kızın veya erkeğin 7, 8 yada 9 yaşlarında ” yeterince olgunlaştığını” iddia edemez çünkü bu yaştaki bir çocuğa para verilse gider kendisine şeker alır. Halbuki bir kızın evlenebilmesi için , aklen olgunlaşması,kendini idare etmesi , yani sorumluluk sahibi olması gerekmektedir. Çünkü bu kız evlenince aile sorumluluğu ve çocuklarının eğitimini üstlenecektirki 10 yaşındaki bir kız çocuğu ailesine bakmaktan acizdir. Gelelim Nisa suresi’ne
Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Kadınlara mehirlerini tam verin. Kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu gönül huzuruyla yiyebilirsiniz. Allah’ın sizi gözetici kıldığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin . O mallarla onları besleyin , giydirin ve onlarla güzel iletişim kurun. Evlenme çağına eriştiklerinde yetimleri sınayın. O zaman onlarda içinize sinecek bir olgunluk ve erginlik görürseniz , mallarını onlara geri verin. Onlar büyüyecek diye savurganlık ve aceleyle mallarını yemeyin. Zengin olan iffetli davransın . Fakir ise uygun bir miktarda harcasın. Mallarını kendilerine tanıklar huzurunda geri verin . Hesap görücü olarak Allah yeter. ( Nisa suresi 4,5,6. Ayetler) Bu ayetlerdende anlaşılacağı üzere “evlenme çağına “gelmiş kız ve erkeğin mal varlığını kullanabileceklermi diye sınanması gerekmektedir. Bu sınama sonucunda eğer onlarda ” olgunluk” ve erginlik görülürse kendilerine mallarının verilmesi gerektiği söylenmektedir. Bazı çocuklar fiziken gayet olgun görünebilir kız çocuğuysa kadınsı hatları ile olgunluğa eriştiği sanılabilir veya erkek çocuksa olgun bir erkek gibi görünebilir. Fakat Nisa Suresi 6. ayetindende anlaşılacağı gibi olgunluk kesinlikle fiziksel değildir. Zira "onlara mallarını verin" ifadesi ile bu olgunluğun mal-mülk ya da ticari emtianın kontrol edilebildiği bir zihni yetenek dönemi olduğu anlaşılmaktadır. Eğer bu olgunluk çağına erişen kişi erkekse malını kontrol edebileceği ticaret yapabileceği, gelir-gider hesapları yapabileceği zihinsel olgunluğa erişmiş ergenlik, gençlik çağına ulaşmış olmalıdır. Eğer olgunluk çağına erişen kişi genç kadınsa o da ticaret ehli olabilecek yeteneklere sahip ya da ev ekonomisinden anlayacak zihni olgunlukta olmalıdır. Aslında olgunluk çağı ile anlatılan kişilerin iyiyi kötüden, yanlışı doğrudan ayırabilecekleri, evlendiklerinde sadece nefsi arzularına göre değil, asıl istenen ahiret arkadaşlığına yönelik olan evliliği seçebilecek yaş ve olgunlukta olmalarıdır. Gelelim şimdide Talak suresi 4. ayetine yanlış çevrilen bazı meallerde karşılaştığımız "henüz adet görmemiş" ifadesi gerçekte ayette geçmemektedir. Bu ayette bulunmayan "henüz" kelimesi ayette meali yapanlar tarafından eklenmektedir. Bu sebeple ayet tahrif edilip sanki çocuk yaştakilerle evlenmek İslam dininde varmış gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Henüz adet görmemiş tabirini kullanabilmek için ayette "ellaai lemma yahıdne" kelimesinin geçmesi gerekmektedir. Fakat ayette "lem yahıdne" ifadesi geçmektedir. Lem: Hiç olmayacak ya da olmamış anlamı kazandırmakta, Lemma:Henüz olmamış fakat olacak anlamı kazandırmaktadır. Haliyle ayette gerçekte değinilen durum adetten kesilmiş yani menopoz dönemine girmiş kadınların bekleme süresi 3 aydır denilmektedir. 3 ayın beklenmesinin nedeniyse hamile olup olmadığının anlaşılmasıdır. Herkesinde bildiği gibi adet görmeyen çocuk hamile kalmaz. Bu durumda 3 ay beklemesine gerekte yoktur. Hamile kalan kadınsa adet görmez fakat hamile olduğunun anlaşılması süre almaktadır. Bu durumda olan kadınlar için bekleme süresi 3 aydır. Hamileliği kesin olanlarsa doğuma kadar beklemelidirler. Meallerde adet görmemiş kızlar olarak çevrilen "vellai Lem yahıdne" tabiriyse tıbbi olarak "sekonder amenore" denilen durum olup adet düzeni bozulduğu için adet görmeyen kadınları ifade etmektedir. Bu durumda ayetin doğru çevirisi şöyledir:
"Kadınlarınızdan (menopoz dönemine girerek) âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Âdet görmeyenlerinde süreleri böyledir. Hamile olan kadınların iddetleri çocuklarını doğurdukları vakit biter. Kim Allah'ı sayıp O'na karşı gelmekten korunursa, Allah onun işinde bir kolaylık verir."(Talak Suresi 4. ayet)
Şimdide gelenekçi kardeşlerde kabullensin diye Aişe anamızın gerçek yaşına gelelim: Aişe anamızın ablası Esma kendisinden 10 yaş büyüktür. Bu tarihi bir gerçektir. 622 yılında Mekke’den Medine’ye Nebimiz Muhammed hicret ettiğinde Esma 27 yaşındaydı. O zaman Aişe anamızdan 10 yaş büyük olduğundan oda 17 yaşlarında olacaktır. Hicretten iki yıl sonra evlendiklerine göre , evlendiğinde yaşı 18 veya 19’dur. Sadece bu durum bile değil yaşının 18 olduğunu gösteren gerçekler Buhari ve Ahmed B. Hanbel’in Müsned’inde nakledilen Aişe anamızın şu sözlerine bakalım Âişe anamız şöyle demektedir: ” Annem ve babam İslam’a girdiklerinde benim onların davranışlarına aklım eriyordu. ” Ebubekir 611 yılında Müslüman olmuş Müslüman olduktan sonra davranışları değişmiş Ebu Bekir’in kızı Aişe anamız bu davranışlara aklım eriyordu diyor. Bu durumda Âişe anamız, babası Müslüman olduğunda 5 veya 6 yaşlarında olmalıdır. Nebimiz Muhammed nebilik görevini aldıktan sonra 13 yıl Mekke’de kaldı. Sonra 622 yılında Medine’ye Hicret etti . Medine’ye Hicret’inden 2 yıl sonra Âişe anamızla evlendiğine göre, Âişe anamız o zaman 18 yaşları civarında olduğu anlaşılmaktadır.

Devamını Oku