Aşkın Hüzünlü Yankısı
Süzüldüm gök katına altın kanatlarımla,
Yarıştım fırtınayla sevda atlarımla.
Gökkuşağı tülünden ördüm bin bir düşümü,
Kara yerlere gömdüm o şafak gülüşümü.
Sessizlik bir gürültü, uykusu gelmiş devin,
Ruhu çürük bir madde, camdan yapılmış evin.
Zamanın ötesinde, olmayan bir ödevin,
Kendi içine çöken, kara nuruyum artık.
Gölgesiz bir boşlukta, yankısız bir nidayım,
Varlık dediğin rüya, bir hiçliğin sancısı,
Hasret, zaman dışından gelen bir yabancısı.
Ben miyim bu mekânda, yoksa ruh kiracısı?
Sonsuzluğun içinde, nokta bile değilim.
Zaman, kör bir değirmen, öğütür her anımı,
Kırbaçlanan ruhumun, irini akıyor bak,
Hasret dediğin cellat, boynuma geçirdi fak.
Gözbebeğimde yangın, her yanım zift ve batak,
Leşçil kuşlar şölenle, şu beynimi oyacak!
Kustuğum her kelime, paslı çivi, kör bıçak,
Yolların ucunda gözlerim kalır,
Esip geçen rüzgar selamın alır.
Hasretin içimde bir kor; çoğalır,
Dalından savrulan yaprak gibiyim.
Karanlık çökerken derin kuyuya
Tükendi tüm yollar bitti nihayet,
Dile dökülmüyor bu son şikâyet.
Gönül sarayımdan koptu inayet,
Ruhuma hükmeden kanlı vesayet,
Seni benden alıp götürür yollar,
Gönül yarası kalpte açan kanlı bir gonca,
Dermanı dost gönüllerde saklı bir ilaç.
Sevgiyle yoğrulmuş, derin bir vefa,
Gönülden gönüle akan deryadır dostluk.
Dost dediğin candır; yoldaş, yaren...
Diz çöktüm önünde, dilsiz oturdum
Sabrı sükut ile karan yerdeyim
Hayali karşımda cana doyurdum
Hasretle uykumu bölen yerdeyim
Bir yanda ayrılık, bir yanda hüzün
Hasretin zehrini içtim de geldim,
Sabrın kalesini geçtim de geldim.
Dünyanın yükünü seçtim de geldim,
Vurduğun yaralar sızlar içimde.
Vefa bekler iken cefa bulduğum,
Gönül tahtı çöktü, saraylar nisyan,
Kalmadı çevremde, halden anlayan.
Zalim fırtınadır serde kaynayan,
Feleğin çarkına dur derim artık!
Vuslat dedikleri serapmış meğer,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!