Işıksız sese bürün, suskunluktan taç giydir,
Zamanı tersine sağ, anı yokluğa değdir,
Olmayan bir gölgenin, kibrini yere eğdir,
Ben yokluğun içinde, kendimden sızıyorum.
Ruhun dikişi koptu, söküldü son heceler,
Sırtımdaki hançerle bak sarsıldı tüm inancım,
Vefanın soğuk cesedi kollarımda bir yığın.
Güven dediğin o saray, şimdi yıkık ve yığın,
Dost eliyle ekildi bak, ruhuma derin sancım.
Bakışlarındaki perde, yalanlarla örülü,
Zamanın çarkı döner, ruhumda bin bir yara,
Bakışlarım saplanır, kalbimdeki duvara,
Umut sönük bir kandil, düştü gönlüm efkara,
Bir kırık aynadayım, her bir yanım kapkara.
Gözlerimde biriken, sessiz çığlıklar kanar,
Karanlık çökünce şehir dar gelir,
Hasretin ömrüme çöken bir eldir.
Sustuğum ne varsa şimdi eceldir,
Gömülen nefreti söküp de geldim.
Sükûtun bağrında feryat gizlidir,
Gönlümde tütüyor köyün dumanı
Gurbette tükettim koca zamanı.
Görmezsem ölürüm o tozlu hanı,
Toprağın kokusu burnumda tüter.
Kuytu bir ormanda solan bir yaprak,
Bize dar geliyor şu yalan dünya,
Gurbetin kahrını süreriz güya.
Uyan ey sevdiğim daldığın rüya,
Kırarız zinciri durmaz gideriz!
Zaman denen o kanlı çark, / öğütürken canımızı,
Kefenledik umutları, bir çukurun kıyısında.
Ruhumuzun yarasıdır, bu dostluğun ayasında,
Miras bıraktık kadere, dökülen her kanımızı.
Karanlık sarmış dört yanı, gökyüzü bir kurşun rengi,
Yeter artık felek, çektiğim yeter!
Bu gurbet dediğin ölümden beter.
Ocağım söndü bak, dumanım tüter,
Kaderin elinde perişan oldum.
Yürekte bir aslan kükrer de durmaz,
Kusuyorum nefreti, leş kokan bu düzene,
Merhametim kalmadı, mazlumları ezene.
Lanet olsun zulmete, bu çarkta her gezene,
Yakacağım şehri ben, külü size kalacak!
Sizin olsun vuslatlar, sizin olsun sahte yüz,
Karanlık bir dehlizdir bu, ruhu sıkar her nefes,
Sessizliğin çığlığıyla titrer bu yıkık beden.
Gider sonsuz boşluğa bak, dönmez bir daha giden,
Kefen sarmış anıları, dar gelir bu boş kafes.
Yalnız bir gölge çökerken, çürürken tende canlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!