Bize dar geliyor şu yalan dünya,
Gurbetin kahrını süreriz güya.
Uyan ey sevdiğim daldığın rüya,
Kırarız zinciri durmaz gideriz!
Aynalarda suretim yok,
sadece bir boşluk,
bir hiçliğin yansıması,
Bakışlarımda donmuş bir çığlık,
kalbimde paslı bir hançer.
Yaralı bir deniz feneriyim,
ışığı sönmüş.
Gemiler geçmez önümden,
paslı çanı çalınmaz.
Rüzgârın ağıtları duyulur,
Ruhumun mahzeninde sönen kandil,
is bırakır duvarda,
Zaman, paslı bir neşter gibi
damarlarımda ağır ağır ilerler.
Gözlerimde feri sönmüş bir kuyu,
Zaman denen o kanlı çark, / öğütürken canımızı,
Kefenledik umutları, bir çukurun kıyısında.
Ruhumuzun yarasıdır, bu dostluğun ayasında,
Miras bıraktık kadere, dökülen her kanımızı.
Karanlık sarmış dört yanı, gökyüzü bir kurşun rengi,
Gönül mülkü viran, bir enkaz-ı can,
Derun-u ateşte kavrulur ömür.
Gözümden dökülen yaş değil kömür,
Felek kadehinde zehr-i hüsran sun...
Bu zifiri zulmet, bu uykusuz şeb,
Yeter artık felek, çektiğim yeter!
Bu gurbet dediğin ölümden beter.
Ocağım söndü bak, dumanım tüter,
Kaderin elinde perişan oldum.
Yürekte bir aslan kükrer de durmaz,
Kusuyorum nefreti, leş kokan bu düzene,
Merhametim kalmadı, mazlumları ezene.
Lanet olsun zulmete, bu çarkta her gezene,
Yakacağım şehri ben, külü size kalacak!
Sizin olsun vuslatlar, sizin olsun sahte yüz,
Karanlık bir dehlizdir bu, ruhu sıkar her nefes,
Sessizliğin çığlığıyla titrer bu yıkık beden.
Gider sonsuz boşluğa bak, dönmez bir daha giden,
Kefen sarmış anıları, dar gelir bu boş kafes.
Yalnız bir gölge çökerken, çürürken tende canlar,
Gönlümün sarayı seninle doldu,
Sen gittin gideli çiçekler soldu.
Ayrılık dediğin ne müşkül yoldu,
Yollara bakmaktan yoruldu özüm.
Karanlık kuşanır dertli yamaçlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!