Biraz kul ol
Sükûn ol
Sabırlı ol
Sebatlı ol
Acılarını as dalına
Seyirci koma halına
Sana içme diyorum
Dünyanın servetini tüketiyorsun
Yüreğinde cam kırıkları var biliyorum
Söylemesen de yüreğin görüyorum
Sevgi zahmet ister, sabır ister
İçmekle sanıyor musun biter
Resim
Üç arkadaş bir cafede oturuyorlardı. Demli çayları sıcacıktı, dostlukları gibi. Kah gülüyorlardı anılarını anlatıp, kah başlarını sallayıp “Ne günlerdi ya! ” Diyorlardı. Zaman su gibi akmıştı. Artık kalksak mı diye birbirlerine bakarken; garson boş bardakları topluyordu. Birinin gözü karşı duvardaki tabloya takıldı.
Şu tabloya bakar mısınız? Size ne düşündürüyor, neyi çağrıştırıyor. Diğerleri de dönüp baktı. Fazla istemeden. İşte öylesine
Güvercinler uçardı coşan duygularla
Sevdalar havalanırdı mavi göklere
Gönülden gönül taşınırdı sevgi
Sonra mendiller aldı görevi
Al, beyaz yada pembe
Sevgi yerini alır bir şekilde
Gün batımında değer yüreğime sevdan
Dalgaların kıyıya vurduğu gibi yavaştan
Saçların serpilir yüzüne ışıltısı yıldızlardan
Sevda fısıldıyor deniz usul usul dolunaydan
Sevdamız da leylak kokuyor güller aşk
Çal, şiirimi çal
Hadi, hadi fikirlerimi de çal
Korkma canım
Kördür ya bir yanım
Hiç üzülmem
Öfkelenmem
Hepsi becerikli kıpır kıpır
İçleri kazan gibi fıkı fıkır
Dış cepheye takılma
Beyaz saçları da kafana takma
Hepsi cin pek bir fena a...a
Kendine iyi bakacaksın
Çocukluğumun anlam kazanmaya başladığı o yıllarda gelmişim ben bu şirin beldeye. Konuşmayı daha düzgün yürümeyi daha emin adımlarla yapa bilmek adına başarılı olurken. aslında yakın bir kasabada Havza-Samsunda doğmuşum azıcık daha kara denize yakın. Çünkü annem oralı. Babam,Malatyalı aslında. Fakat gençliği Sivas da geçmiş. Bakın iş de ailem de bile farklı şiveler var. Ama çok da güzel kaynaşmışız. Beş kardeş bir sofrada güle oynaya büyümüşüz. Fakirlik kimin umurunda. Nasılda mutluyduk. Şimdi çocuklarıma bakıyorum da hem suratları asılıyor. bugün aldıklarını yarın beğenmiyorlar. dün sevdiklerinde bu gün nefret ediyorlar.
Suluova; 1956 yılından sonra gelişmeye başlamış bir kaza.Şeker Fabrikası kurulunca hızla büyüyen bir köy. Hali ile uzun bir geçmişi yok. Öncelikle yakın kaza, il, ve köylerden insanlar gelmiş. ekmek parası işte. Sonra Fabrikaya memurlar, müdürler, işçiler, okullara öğretmenler. yani sizin anlıyacağınız bir şive mozaiği oluşmuş. Aslında Sulu ova değil. Şiveler ovası demek lazım. Şaka bir tarafa.
Yer altı suyu çok olduğu için bu adı almış.Çok düz, yüksek dağlar yok etrafta. Tersakan da boydan boya sular geçer. İnsanlar rahat, espirili,hoş görülü.
Çocukluğumdan beri kulağıma takılan hoşuma gidenleri sizle paylaşmak istedim bu gün. Eh inşallah beğenirsiniz.
Mesela biz önce Fabrikaya yakın otururduk İladikliler(Ladik) vardı. Gavzalılar(Havza) vardı. Dolmuşçular bağırırdı o zamanlar fazla otobüs yoktu tabii.
- Gavza, gavza. Bir diğeri
Başta masum uğraştı
İnsanca savaştı
Sevgiydi dilimiz
Adaletti pirimiz,
Birdi ölümüz, dirimiz
Hoşgörüde yıkanırdı kirimiz
Duvar dibinde gördüm dört yapraklı yeşil yoncayı
Anımsadım mis kokulu taze goncayı
Sevgi olursa yürekte açarsın her yerde
Sevgiyi besle besle ki yer etsin yüreğinde
Umudunu saklayacaksın ekşi maya gibi




-
Eşref Trak
-
Mehmet Küçükkarahan
-
Nevzat Bilgiç
Tüm Yorumlariyi geceler. yorumunuz için teşekkür ederi. sizlerle şiir paylaşmak güzel bir duygu.
saygılarımla
eşref trak
kaleminize ve yüreğinize sağlık....
Değerli Şaire iyi geceler! ...
Artık Sakarya 'da değil, Edirne ' deyim.
Evinize esenlikler dilerim.
Saygılarla.